Ramazan Sayar

Ferhat İle Şirin

Ramazan Sayar

1976 yılı Amasya askeri camii kütüphanesin de "Ferhat ile Şirin" kitabını okudum.
Anlatılan...Elma Dağ, Şahinkayası, Oyulan taşların su yolu... Hepsi gözümün önünde ...
Çok dikkatimi çekmişti. Derslerde: Gelen tertip askerlere yerlerini göstere göstere anlatırdım.
 Oğlum op.dr. Ferhat SAYAR'ın adı da bu hatıralarımdan kalma.
Şimdi dillere destan, aşıklara rehber, şair ve yazarlara ilham, edebiyatlara konu olan "Ferhat ile Şirin" hikayesini dinleyelim...

Genç Ferhat, Amasya Sultanı Mehmene Banu’nun kız kardeşi Şirin’e tutulmuştur ilk gördüğünde. Yiğittir, delikanlıdır, söz dinlemezdir. Mesleği de nakkaşlıktır. Yani dönemim saray ve dini yapılarının duvar süslemelerini yapar. Onun süslediği saraylar için Şirin’e olan aşkından dolayı güzel oldukları söylenir.

Ferhat, zamanı geldiğinde Şirin’i istemeye gönderir ailesini. Mehmene Banu, Şirin’den önce görmüştür Ferhat’ı ve aşık olmuştur. Kız kardeşini de çok sever onun üzülmesini de istemez ama aşkı kardeş sevgisinden güçlüdür. Kız kardeşini vermek istemediği için, Ferhat’ın yapamayacağını düşündüğü bir şey ister. Der ki; “Şehir’e suyu getir, kızı vereyim”. Delikanlı hiç iki bir etmez, alır eline kazmasını, düşer yollara. Fakat suyu şehre yönlendirebileceği en uygun yer bugün Şahinkayası olarak bilinen yerdir ve çok da uzaktadır.

Ferhat yine de gider ve vurur kazmayı. Kayalar kırılır, ufalanır. Taş taş üstünde bırakmaz Ferhat. Koca dağı yararak ilerler. Zamanla yol verir dağ, suya. Bu durumu öğrenen Mehmene Banu, bir cadı buldurur ve ondan Ferhat’ı durdurmasını ister. Cadı düşünür taşınır ve bir yolunu bulur. Gider genç delikanlının yanına. Kazmasını kayalara vurmakta olan Ferhat’a seslenir; “Ne vurursun kayalara böyle hırsla.. Şirin’in öldü, bak sana helvasını getirdim”

O anda aşk ateşiyle yanıp kavrulan Ferhat, beyninden vurulmuşa döner, “Şirin yoksa bu dünyada yaşamak bana haramdır” der ve kazmasını fırlatır göğe doğru. Kazma da döner gelir, düşer Ferhat’ın başına. Son nefesini veren gencin bedeni, şehre getirmeye çalıştığı sularla birlikte dökülür kayalıklardan.

Bunu duyan Şirin de gelir kayalıklara. Bakar ki sevdiğinin bedeni suyun içinde cansız yatıyor. O da atar kendini kayalıklardan. Uzanır, yatar Ferhat’ın yanına.

Su şehre gelmiştir ama iki seven yoktur artık. Ahali iki sevdalının bedenlerini yanyana mezarlara gömer. Rivayet odur ki, her mevsim 2 mezarda da 1’er gül açar bütün ihtişamıyla. Ama 2 mezar arasında da bir kara çalı çıkarmış sevenleri ayırmak için…

FERHAT İLE ŞİRİN 

Ferhat Şirin için delmiş kayayı.
Deldiren mi dertli delen mi dertli?
Ziyaret etmeye yalan dünyayı.
Gönderen mi dertli gelen mi dertli?

Gökyüzünde kuşlar döner Hak diye.
Hak bize gözleri vermiş bak diye.
Sorun kim söylemiş derdim yok diye.
Bilmiyen mi dertli bilen mi dertli?

Der Mahzuni hasret beni yakıyor.
Ilgıt ılgıt göz yaşlarım akıyor.
Bir canım kalmıştı çıktı çıkıyor.
Sağ kalan mı dertli ölen mi dertli?

-BAZI DÖRTLÜKLER-

Bülbül aşık idi gonca güllere.
Arzusunu söylerdi esen yellere.
Mecnun Leyla için düştü çöllere.
Ferhat'a dağları yol etmedi mi?

 *     *    *

Gökyüzünde turna gibi dönende.
Baykuş gibi viran yurda konanda.
Çok ağladım Mecnun gibi çöllerde.
Ferhat gibi Şirin yardan ayrıldım.

*   *   *

Garip kaldım şimdi gurbet ellerde.
Ben gönlümü çalan yardan ayrıldım.
Çok ağladım Leyla gibi çöllerde.
Ferhat gibi Şirin yardan ayrıldım.

Sevgili gönül dostlarım ve saygı değer okuyucularım...
Bu yazımı da: Sevgili, biricik oğlum op.dr. Ferhat SAYAR'ıma ithaf ediyorum.

Yazarın Diğer Yazıları