Mustafa Özyurt

Sultan II. Bayezid Külliyesi

Mustafa Özyurt

Eserler sahiplerinin kıymetini anlatır bizlere. Bu eserlerden biride Sultan II. Bayezid adına 1485-86 yılında cami, medrese, imaret türbe, şadırvan ve çeşmeden ibaret külliyesidir. 15. yüzyılın son çeyreğinde yan mekanlı camii mimarisinin gelişmiş bir geçiş dönemi örneğidir. Camii beş kubbeli bir cemaat yeri ile geniş bir kemerle birbirine bağlanan arka arkaya iki kubbeli mekan ve buraya açılan yan mekanlardan ibarettir. Doğu kısmındaki minaresi renkli taşlarla yivli, batı kısımlarındaki palmetlerle süslü olarak gerçekleştirilmiştir. Batıda (U) plan şemasına sahip medrese mevcuttur. Doğudaki (L) Plan şemalı yapı imaret ve konuk evidir. Her iki minare hizasında bulunan yaşlı çınar ağaçlarının külliye ile yaşıt olduğu tahmin edilmektedir.

Burada şöyle bir şey anlatılır: Caminin mimarı kıbleyi tesbit edemeyince Bayezid Han; Mimar efendi bas dizime der ve mimar biraz çekinsede dizine basar kafayı kaldırır ve hemen Beytullahı karşısında bulur. Böylecede kıble tesbit edilmiş olur. İşte bizim padişahlarımız böyle maneviyat dolu kişilerdir. Onun için bu camiye Sultan Bayezid Camii denmektedir.(Benzeri menkıbe İstanbul Bayezit Camii içinde anlatılır vallahu âlem…).

TARİHİ ZENGİNLİKLERİMİZ

Tarihi seyahatimize Amasyanın Büyük Ağa Medresesi, Sultan II. Bayezid'ın Kapı Ağası Hüseyin Ağa tarafından 1488 yılında yaptırılan medresemizi ziyaret ederek tarihi eserlerimize Yalıboyu Evleri ile devam edelim. Amasya evleri Osmanlı geleneğine uygun olarak haremlik ve selamlık olarak düzenlenmiştir. Evlerin ikinci katları genellikle cumbalıdır. Böylelikle hem evler estetik görünüm kazanmış hem de iç mekanda fazladan yer kazanılmıştır.

Kısaca tarihi eserlerden birkaç tanesi: Bayezid Paşa Camii(1414) Ve caminin bahçesinde gördüğünüz Çınar ağacı 500-600 yıllıktır. Torumtay Türbesi, Gümüşlü Camii, Yörgüç Paşa Camii, İsmail siraceddin-şirvanlı ismail türbesi gibi…Bu eserleri gördükçe tarihin ferah kokusunu hissediyorsunuz ve sanki yaşıyorsunuz ve kendinizi tazeleyerek dinlendirmiş oluyorsunuz.

İSMAİL SİRACEDDİN-ŞİRVANLI İSMAİL

Bugün Amasya’da Şamlar Mahallesi’nde şehre hakim yüksekçe bir tepe üzerinde türbesinde medfun bulunan Halidi şeyhin hayatı, şehrin sırlarla dolu kimliğini zenginleştiren unsurlardan sadece bir tanesidir. 1782 yılında Rusya’nın Şemahi kazasına bağlı Kürtemir’de dünyaya gelen İsmail, 18 yaşında eğitimine devam etmek üzere Erzincan’da Evliyazade denilen zatın rahle-i tedrisinden geçer. Tasavvufun çekiciliğine kapılır ve Hindistan’da bulunan Seyyid Abdullah Dehlevi Hz.lerini ziyaret etmek üzere şehirden ayrılır…

Daha sonra müridleriyle birlikte şeyhin Amasya’ya geçtiği görülür. Kendisine Siraceddin lakabı ve icazetname Hazreti Mevlana Halit (Süleymeni)tarafından verilmiştir. Arapça olan İcazetname mealen şöyledir.

“Hamd sadece Allah’a mahsusdur. Salavat ve selam vahyine seçtiği Hz. Muhammed’e (s.a), ailesine ve sahabesine olsun. Bundan sonra Allah’ın halifesi olarak şefkatli, sadık dost, alim, ariflerin ve faziletlilerin menbaı, sedat-ı tarik-ı Nakşibendiyyenin emri ile kuvvetlendirilmiş kardeşim, sevdiğimiz uca(!) ve kerem sahibi Hacı İsmail Efendi’ye icaze verdim. Allah-u Teala bereketini, derecelerini ve hallerini artırsın. Talebelerine feyzlerini yağdırsın. Ona nakşibendiye tarikatında irşad, zikir ve tevhid telkini ile taliplere nazarının tesirini, nurları muayyen etmekteki ve perdeleri kaldırmaktaki iktidarını tecrübe ettikten sonra icaze verdim. Bu icazeyi, silsile-i aliyenin büyüklerinden aldığım müsade ve peygamberin sünesi üzerine istihareden sonra verdim.

Evliyanın yoluna teşebbüs eden herkes onun sohbetini ganimet bilsin.

Ona kitap ve sünnete sarılmayı tavsiye ederim. Keşf ve vicdan ehli imamlara uygun olarak fırka-i naciye olan ehli sünnenin görüşlerinin gereği olan akideyi tashihe emredip çalışmayı vasiyet ederim.

Ve ona Kur’an muallimlerine, fıkıh alimlerine, sufilere hürmet etmeyi, kalp selameti, nefis semaheti, cömertlik, güleryüzlülük, eziyetten çekinmek, kardeşlerin kusurlarını affetmek, büyüklere ve küçüklere nasihat, düşmanlıkları terk etmek, tamahı terk etmek, ihtiyacının karşılanacağı hususunda Allah’a itimat etmek (Allah kendisine güvenenleri darda koymaz) , kurtuluşun ancak doğrulukta olduğundan (doğruluktan) asla ayrılmamak, ve Allah’a vasıl olmak ki, bu ancak Hz. Muhammed’e tabi olmaktır (Salavat ve selam Hz. Muhammed’e (s.a), ailesine ve sahabesine olsun).

Kendisini hiç kimseden üstün görmeyip nefsini herkesten aşağı görsün, aleyhinde hareket edenleri ve hased edeni Allah’a havale etsin. Başına gelen şeri gayreti ile def etmeye çalışmasın. Bu tarikat-ı aliyenin şeyhleri kimi himmetleri ile sana yetişecekler. Eğer isterse Allah-ü tealanın kudreti ile fesadı o anda maddi olarak bağlarlar. Bendelerinin sayısınca, razı olduğu nefisler adedince, dünyanın ziyneti ve kalemlerinin mürekkebleri sayısınca (mikdarınca) Allah’ın salavat ve selamı yine Nebiy-i ümmisi Muhammedin aile ve sahabesinin üzerine olsun. Alemlerin Rabb’ına hamd olsun. Ben fakir ve miskin Halid en Nakşibendi, el Müceddidi Mevlay-ı Kerim’in büyük fazlına erişmiş Mühr-ü şerif yazılıdır. Bu malumatlardan anlaşılacağı üzere tasavvafun, insanın insan olarak kendini yetiştirmesinde, ruhunun , kalbinin huzuru için ne kadar elzem olduğunu anlamakta misal olarak iyibir ders olduğuna itikad etmek lazım. (Devam edecek)

Yazarın Diğer Yazıları