
Selçuklu Devleti
Mustafa Özyurt
Evet, İslam adına itikadi hususlarda en büyük mücadeleyi vererek manevi değerlerimizin bizlere kadar sağlam intikaline sebep olan Selçuklulardan bahsedelim biraz. Çünkü bu topraklarda onların çok emek, eser ve hizmetleri olmuştur.
Onuncu asrın ikinci yarısında Seyhun Nehri kıyısı ile bunun kuzeyinde yaşayan Oğuzlar, Semerkant ve Buhara taraflarına inmeye başlamışlardı. Buhara tarafına inen Oğuzların başında Kınık boyundan Selçuk Bey’in oğulları vardı. Selçuk Bey’in torunlarından Tuğrul ve Çağrı Beyler, çetin şartlar içinde Selçuklu Devletini kurdular. Tuğrul Bey, 1064 senesinde vefat ettiği zaman, kurduğu devletin sınırları Ceyhun’dan Fırat’a kadar uzanıyordu. Yerine geçen Alparslan 1071 de Malazgirt Ova’sında Bizanslıları mağlup ederek Anadolu’nun Türk ülkesi olmasını sağladı. Bu zaferden sonra Anadolu’nun fethine Kutalmış Bey’in oğulları memur edildiler. Kutalmışoğlu Süleyman Şah, büyük zaferler kazanarak Üsküdar’a kadar geldi ve İznik’i hükümet merkezi yaparak Türkiye Selçuklu devletini kurdu. Onüçüncü asırda Moğol istilası, İran, Horasan ve Maveraünnehr taraflarında yaşayan âlim ve Evliyanın hemen hepsinin Anadolu’ya gelmelerine sebeb oldu bu istila.
Selçuklu Devletinin de ortadan kalkmasına yol açtı. Fakat çok geçmeden yüksek yaylalarda yaşayan Türkmen Beyleri Anadolu’yu istilacıların elinden kurtarmaya muvaffak oldular. Bu Türkmen Beylerinden biride Osman Bey’di. 1299 den itibaren gelişen Osmanlılar, manevi yapısı ve teşkilatı bakımından Selçuklu Türklerinden devraldığı birçok değerlerle cihanın en büyük devletlerinden birini kurmaya muvaffak olmuşlardır.
Türklerin en özelliklerinden biri kuvvetli bir teşkilatçılık kabiliyetine sahib olmalarıdır. Yaşadıkları hayat da onları, hürriyete, istiklale alıştırdığı için hiçbir zaman devletsiz olmamışlardır. Gerçekten Türklerin 2500 yıllık tarihlerinde devletsiz kaldıkları, yani istiklallerini kaybettikleri bir devre rastlanmaz. Dünya da daima bir veya birkaç Türk devleti bulunmuştur.
Türk Sultanları topluluklar arsında sosyal, kültürel, dini müsamaha bakımından herhangi bir fark kabul etmemişler, herkese eşit hak ve adalet tanımışlardır. İslamî Türk devletlerinde çeşitli boylara mensup, türlü diller konuşan ve ayrı dinlere mensup olanların kültürlerine dokunulmamıştır. Bu prensip, Osmanlı devrinde de devam etmiştir. Türklerin İslam kültürünü tam manasıyla benimsemeleri neticesinde, İslamiyet, Türkler için başlıca dayanak haline gelmiştir. Haçlı orduları Hıristiyanlık davasıyla harekete geçerek İslam ülkelerini ağır tehdit altına aldıkları zaman ve daha sonra, asırlarca süren bu batılı zihniyet karşısında Türkler için İslamiyet en büyük güç kaynağı oldu. Böylece Türklüğü yükseltmek ve İslamiyet’i yüceltmek düşüncesi fütuhatı, Hıristiyan dünyasına dönük Osmanlı Devletini de, en yüksek seviyeye ulaştırmıştır.
CEMİYET DE İSLAM AHLAKI HÂKİMDİ
Müslüman Türk devletleri ehlisünnet inancına sahiptiler. Cemiyet de İslam ahlakı hâkimdi. Umumi kaideler dâhil, herkes İslam ahlakına ve örfe uymak mecburiyetindeydi. Vatanseverlik, vakar, büyüğe hürmet, küçüğe şefkat, vefa ve sadakat, hayırseverlik, cömertlik, merhamet ve müsamaha, tevekkül, namus, temizlik, hayvan ve bitki sevgisi, his, kıymet ve idealleri başlığı altında toplanabilen ahlak ölçülerimize titizlikle riayet edilirdi. Güzel ahlak, kıymet ölçüleri sayesinde Türk toprakları emniyet ve huzur içindeydi ve kardeşlik havası hâkimdi.
Rum isyanının baş planlayıcısı Padrik gregoryus, Rus Çarı Aleksandr’a yazdığı mektubda Müslüman- Türkün ahlak ve seviyesini çok güzel ifade etmektedir. Bu ibret verici mektup şöyledir;
“ Türkleri maddeten ezmek ve yıkmak mümkün değildir. Çünkü Türkler, Müslüman oldukları için çok sabırlı, mukavemetli insanlardır. Gayet mağrurdurlar ve izzet-i iman sahibidirler. Bu hasletleri, dinlerine bağlılıklarından, kadere rıza göstermelerinden, an’anelerinin kuvvetinden, Padişahlarına, devlet adamlarına, kumandanlarına, büyüklerine olan itaat duygularından gelmektedir. Türkler zekidirler ve kendilerini müsbet yolda sevk-i idare edecek reislere sahip oldukları müddetçe de çalışkandırlar. Gayet kanaatkârdırlar. Onların bütün meziyetleri, hatta kahramanlık ve şecaat duyguları da ananelerine olan bağlılıklarından, ahlaklarının salâbetinden gelmektedir.
Türker’de evvela itaat duygusunu kırmak ve manevi bağlarını parçalamak, dini sağlamlığı zayıflatmak icab eder. Bunun en kısa yolu milli gelenekleriyle maneviyatlarına uymayan harici fikirler ve hareketlere alıştırmaktır. Maneviyatları sarsıldığı gün, Türklerin kendilerinden şeklen çok kudretli kalabalık ve zahiren hâkim kuvvetler önünde zafere götüren asıl kudretleri sarsılacak ve onları maddi vasıtaların üstünlüğüyle yıkmak kolay olacaktır. Bu sebeble Avrupa ülkeleri, Osmanlı Devletini medeniyet kültürünü Müslüman Türklerden öğrenmişlerdir.
Tasfiye için yalnız harb meydanlarındaki zaferleri kâfi değildir. Hatta sadece bu yolda yürümek, Türklerin haysiyet ve vakarını tahrik edeceğinden, hakikatlerine nüfuz edebileceklerine sebeb olabilir. Yapılacak şey, hissettirmeden, bünyelerindeki tahribi tamamlamaktır.” diyerek mektubunu bitirmiştir.
Bu mektup da İslam toplumlarını, fesat mihrakları, içte ve dışta nasıl yıkmak istedikleri gayet güzel anlaşılmaktadır! Türkler Müslüman olduktan sonra her gittikleri yere, adalet, fazilet ve medeniyet götürmüşlerdir. Bu gün medeni olduklarını söyleyen Avrupalısı ve Amerikalısının işgal ettikleri yerlere neler getirdiklerini hepimiz görüyoruz değimli? Varın siz atalarımızla onların farkını değerlendirin! aziz okuyucular… (Devam edecek)