Mustafa Özyurt

Mescid-İ Aksâ

Mustafa Özyurt

Oranın temiz kılınmış/mukaddes olması, şirkten küfürden ve manevi kötülüklerden Allah tarafından arındırılmış olmasındandır. Bizim de Mekke ve Medine’ye ‘Mukaddes Topraklar’ dememizin sebebi, İslam ile beraber oraların şirkten temizlenmiş olmasındandır.  Mescid-i Aksa’nın haremiyle beraber bir adı da ‘Beytü’l-makdis’tir.

Rasulüllah iki kişiyi işaret buyurur. Nureddin Zengi 16 günde Medine-i Münevvereye varır. Bütün Medine-i Münevvere ehalisine Sadakaları dağıtır. Başka varmı diye sorar. İki kiş daha var ama onlar ihtiyacımız olmadığı için gelmedik derler. Onları çağırtır. Onlar rüyasında gördüğü kişilerdir. Efendimizin mübarek cesedine sui kast için geldilerini öğrenir. Bir gün dahi geç kalınsa efendimizin cesedine ulaşacaklarmış. Onlara gereken cezayı verir. Açılan tüneli görür. Oradan uzanan efendimizin bembeyaz mübarek ellerinden öper ve oraya bakırdan birde kaplama yaptırır. Kıymetli kardeşlerim işte şu yukarda da gördüğünüz bakın, şurda Vitraydan cam eserlerinin tamamını Minber  Nureddin Zengi yaptırmıtır.(Mescid-i Aksa içerisindeki..)

Gurubu bulamadığınızda Mescidi Aksayı kime sorsanız hristiyana bile sorsanız  bilir ve bulursunuz. Şimdi Zekeriyya as.ın mihrabını ziyaret ettikten sonra sur dışındaki çarşıya ve ziyaretlere gidiyoruz. Kıyamet Kilisesi ve hz. Ömer Mescidine…

Bugün Kâbe'ye çevresiyle birlikte Mescid-i Haram denildiği gibi Mescid-i Aksâ'ya da çevresiyle birlikte Harem-i Şerif denilmekte ve bununla eski Kudüs'teki kuzeyi 321, güneyi 283, doğusu 474 ve batisi 490 m. uzunlukta olan ve yer yer 30-40 m. yüksekliğe ulaşan surlarla çevrili bulunan, içinde Kubbetü's-Sahra'nın da yer aldığı kutsal mekan kastedilmektedir.

Mescid-i Aksâ'nın yerinin tesbiti ve planlanması Hz. Davud ile başlar. Ancak Hz.Allah mabedin Hz. Süleyman tarafından yapılacağını bildirir. Bunun üzerine Davud, oğlu Süleyman'a durumu anlatıp mabedi inşa etmesini emreder ve mabed yapımıyla ilgili bütün malzemeleri ve elemanları ona teslim eder. Çok değerli eşya ile dolu olan Beytülmakdis, Hz. Süleyman'dan sonra zaman zaman istilacıların yağmalama ve yıkımlarına maruz kalmıştır. En büyük yıkım Babil Hükümdarı II. Buhtunnasr'ın (Nebukadnezzar) Kudüs'ü üçüncü işgali sırasında olmuş (m.ö. 586). Şehri tamamen tahrip eden Buhtunnasr, yıkılan mabedin kapı ve duvarlarından söktüğü altın kabartmalarla diğer kıymetli eşyayı şehirden topladığı ganimetlerle ve halkın büyük bir kısmıyla beraber Babil'e götürmüştür.

Bu şekilde başlayan Babil esaretinin Babil'in Persler tarafından zaptı ile (m.ö. 539) sona ermiştir. Bu inşaat Hz. İsa'nın doğumundan yirmi yıl kadar önce başlamış ve onun zamanında da sürmüştür. Günümüzde Yahudilerin ilk Süleyman Mabedi'nin bir bölümü olduğu düşüncesiyle önünde dua ettikleri Ağlama bu mabedin çevre duvarının batıya düşen kısmının kalıntısıdır. Kur'ân'da bahsi geçen, Hz. Zekeriyya'nın ve Meryem'in ibadete çekildikleri odalar da bu binada olmalıdır.

Hz. Peygamber'in Miraç yolculuğuna çıkmadan önce Müslümanların kıblesi olan Mescid-i Aksâ'ya getirildiği İsra sûresinin ilk âyetinde açıkça belirtilmektedir. Hicret'in ardından buranın kıble oluşu on altı-on yedi ay kadar sürmüştür.Hz. Peygamber'in Miraç yolculuğuna çıkmadan önce Müslümanların kıblesi olan Mescid-i Aksâ'ya getirildiği İsra sûresinin ilk âyetinde açıkça belirtilmektedir. Bu durum İslam'da Mescid-i Aksâ'ya verilen değeri göstermekte ve Kudüs'ün ele geçirilmesinden yıllar önce Rasûl-i Ekrem'in söylediği, ibadet ve ziyaret maksadıyla gidilmesi gereken üç mescidden birinin Mescid-i Aksâ (diğerleri Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevî) olduğudur.

Bu mescidlerde kılınan namazın kişinin evinde tek başına eda edeceği namazdan elli bin kat daha çok faziletinin bulunduğu yolundaki hadisler bunu pekiştirmektedir. Hz. Ömer, Kudüs'ün anahtarını teslim aldığında kendisi de bizzat çalışarak Mescid-i Aksâ'nın (Süleyman Mabedi) Hıristiyanlık döneminde molozlar altında kalmış olan yerini temizletip Sahra'nın güneyindeki düzlükte cemaate namaz kıldırmış , daha sonra da buraya bir mescid yaptırmıştır.

Hz. Peygamber (s.a.v.) Medine'ye hicret ettikten sonra 16 veya 17 ay Kudüs'teki Mescid-i Aksa'ya yönelerek namaz kılmıştı.

Bir gün cemaate öğle veya ikindi namazını kıldırırken Bakara suresinin, “(Ey Muhammed!) Biz senin çok defa yüzünü göğe doğru çevirip durduğunu (vahiy beklediğini) görüyoruz. Merak etme elbette seni, hoşnut olacağın kıbleye çevireceğiz. Bundan böyle yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. Ey Müslümanlar! Siz de nerede olursanız olun, namazda yüzünüzü hep onun yönüne çevirin. Şüphesiz kendilerine kitap verilenler bunun Rabblerinden gelen bir gerçek olduğunu elbette bilirler. Allah onların yaptıklarından habersiz değildir” mealindeki 144. ayeti indi. Bu ayetle Kâbe Müslümanların nihaî kıblesi olarak tayin edilmiş oldu.

Ayet inmeden önce cemaat dört rekâtlık namazın iki rekâtını kılmış durumdaydı. Diğer iki rekâtı da namaz içinde Kâbe istikametine yönelerek kıldılar.

Bu olayın vuku bulduğu mescide bu sebeple “Mescid-i Kıbleteyn” (İki Kıble Mescidi) denilmiştir. (Devam edecek)

Yazarın Diğer Yazıları