Mustafa Özyurt

Hz.Davut'dan Hatıra: Savm-I Davud

Mustafa Özyurt

Bir gün oruç tutup bir gün tutmamak demek olan “savm-ı Dâvûd”, Hazreti Dâvûd’dan ümmet-i Muhammed’e hâtıra kalan bir ibâdettir. Allâh Rasûlü s.a.v. en fazîletli orucun “savm-ı Dâvûd” olduğunu beyân buyurmuşlardır.

Amr bin el-Âs radıyallâhu anh’ın oğlu Ebû Muhammed Abdullâh radıyallâhu anh’ın şöyle dediği rivâyet edilmiştir:

“Vallâhi ömrüm boyunca gündüz oruç tutacağım; gece namaz kılacağım.” diye yemin ettiğimi Nebî sallâllâhu aleyhi ve sellem’e bildirmişlerdi.

Rasûlullâh s.a.v. bana:

“–Böyle söyleyen sen misin?” diye sordu.

Ben de:

“–Anam-babam sana fedâ olsun yâ Rasûlallâh! Evet, ben söyledim.” dedim.

Bana:

“–Senin buna gücün yetmez! Bâzen oruç tut, bâzen ye; bâzen uyu, bâzen teheccüd için kalk! Her aydan üç gün oruç tut! Bir iyiliğin karşılığı on mislidir. Bu, bütün seneyi oruçlu geçirmek gibidir.” buyurdu.

Ben:

“–Bundan daha fazlasına muktedirim!” dedim.

“–O hâlde bir gün oruç tut; iki gün iftar et!” buyurdu.

“–Bundan daha fazlasını yapabilirim!” dedim.

“–Öyleyse bir gün oruç tut, bir gün tutma! Bu, Dâvûd aleyhisselâm’ın orucudur ve oruçların en mûtedili, en üstünüdür!” buyurdu.

Ben:

“–Bundan fazlasına da güç yetirebilirim!” deyince Rasûlullâh s.a.v.:

“–Bundan daha fazlası olmaz!..” buyurdu. (Buhârî, Savm 55-57, Teheccüt 7; Müslim, Sıyâm 181-193)

HZ. DAVUT’UN FAZİLETİ

Dâvûd a.s., bütün işlerinde Allâh’a yönelirdi.

Allâh Teâlâ, O’nun için “Kulumuz Dâvûd” buyurdu.

Kendisine dört büyük ilâhî kitaptan biri olan Zebûr indirildi.

Dağlar ve kuşlar O’nunla birlikte zikrederdi.

Kuşların dilini bilirdi.

Çok güzel bir sadâya sâhipti. Zebûr’u okuduğu zaman, dağlar ve kuşlar O’nu dinlerdi.

Demiri elinde bal mumu gibi yoğururdu. Böylece kendi el emeği ile geçinirdi. Nitekim Peygamber Efendimiz de, O’nun bu hâlini medhetmiştir.

Dâvûd a.s.’a fasl-ı hitâb hakkı batıldan ayırt etme kâbiliyeti ve hikmet verilmişti.

Devleti, o zamanın en heybetli ve güçlü devletiydi.

Dâvud aleyhisselâm, Rabbine çok şükrederdi. O, bir keresinde şöyle demiştir:

“–Yâ Rabbi! Ben Sana nasıl şükredeyim. Zîrâ Sen’in şükrüne ancak Sen’in nîmetinle erişebiliyorum.”

O’na şöyle vahyedildi:

“–Sana olan nîmetlerimin hepsinin Ben’den olduğunu biliyor musun?”

Hazret-i Dâvûd:

“–Evet.” dedi.

Bunun üzerine Allâh Teâlâ:

“Bu şekilde düşünmen, Ben’im Sen’den râzı olmama kâfîdir.” dedi. (İbn-i Kesîr, Kısasü’l-Enbiyâ, s. 524)

HZ. DAVUT’UN VEFATI

Kıymetli okuyucu kardeşim, bu yazıları okurken Siyeri Enbiya ve Siyeri Nebi’nin en mühim ve her eve lazım bir yüce ilim olduğunu aklında tutasın, tutasın ki tevhıdi islam davasına sahıp çıkasın. 

Rasûlullâh s.a.v. şöyle buyurmuştur:

“Dâvûd aleyhisselâm, gayret-i dîniyyesi pek şiddetli ve namusuna çok düşkün biriydi. Evden çıktığı zaman kapıyı iyice kapatır, dönünceye kadar kimse oraya girmezdi.

Birgün yine evden çıktı, kapıyı kapattı… Dâvûd a.s. geri döndüğünde evin ortasında duran bir adam gördü. Ona:

«–Sen kimsin?» diye sordu.

O da:

«–Ben, o kimseyim ki, krallardan korkmam ve perdeler (engeller) bana mânî olamaz.» dedi.

Bunun üzerine Dâvûd aleyhisselâm

«–Vallâhi o zaman sen ölüm meleğisin. Allâh’ın emriyle hoş geldin.» dedi.Bir müddet sonra da rûhu kabzolundu.” (Ahmed bin Hanbel, Müsned, II, 419)

Hazret-i Dâvûd’un kırk sene devâm eden idâresi, İsrâîloğulları’nın en parlak dönemidir. Dâvûd a.s. Kudüs’ü fethederek, devletine başkent yapmıştı. O, hem hükümdar hem de bir peygamberdi. Bu iki özellik Hak tarafından O’na lutfedilmişti. Kendisinden sonra yerine oğlu Hazret-i Süleyman geçti ve O’na da peygamberlik verildi. (Devam edecek)

Yazarın Diğer Yazıları