
Hastalık her kapıyı çalarak ölüm saçıyordu
Mustafa Özyurt
Hikmetinden suâl olunmaz. Cenabı Allah bu mübarek suya hasse (kendine ait özellik) vermiştir. Hattâ mahsûlleri (ekili tarlaları) haşerelerin baskınına uğrayan insanlar (büyük ve samimi bir iman aşkı ile) bu Mübarek Suyu vesile kılarak Cenabı Allah'ın inayetini talep etmektedirler.
Şeyh Ali Semerkandî bu Mübarek suyu çıkardığında birtakım niyazlarda bulunmuştur. Bu suyun haşerelere şifâ ve ilâç olmasını Cenabı Allah'tan niyaz etmiştir ve niyazı Rabbimiz tarafından kabul buyurulmuştur.
O sıralarda Bursa Osmanlı İmparatorluğu'nun Başkenti bulunuyordu. Padişah Bursa'da oturuyordu. Bir ara mazarrat (haşeretler) mahsûllere büyük bir âfet halinde musallat oldu. Hiç mahsûl alınamaz olmuştu. Bir kaç sene böyle devam etti. Ortalığı yakıp kavuran bir kıtlık âfeti alıp yürüdü. Birde hastalık görüldü, insanlar ölüm tehdidi altında büyük bir sıkıntıya ve paniğe düşmüşlerdi. Sık sık ölüm olayları dikkati çekiyordu. Padişahın “Has Bahçe” adında bir bahçesi vardı. Bu bahçeye de aynı haşere (çekirge) ler musallat olmuş idi. Çekirgeler bahçede olan bitenleri yiyip bitiriyordu. “Has Bahçe”de herşey mevcuttu. Çok kıymetli idi bu bahçe, içinde neler vardı neler...
Sanki yalancı Cennetti. Güllük gülistanlık. Padişah insanların çektiği ıstırabı bihakkın gördü, üzüntüye kapıldı ve harekete geçti. Herkes kıtlıktan aç kalıyor, yokluk ahaliyi perişan ediyor ve hastalık her kapıyı çalarak ölüm saçıyordu. Padişah öne düştü, âlimleri, tabibleri başına toplayıp çare aradı.
Her canlı ölümü tatmakta, hiç bir canlı ölümden kaçıp kurtulamamaktadır. Ömrünün sonuna gelen Ş. Ali Çamlıdere'den Berzah âlemine uçup gidecekti. Çünkü Cenabı Allah böyle takdir buyurmuştu.
“Bu su kurbansız gitmez, gitsede tesirini göstermez” düşüncesi hâkimdir. Şeyh Ali Semerkandî Hazretleri, mübarek suya: “Ya mübarek!” Kurbansız gitme ki kıymetin takdir edilsin” demiştir. Mübarek sudan inancı kuvvetli ve niyeti halis olanlar istifade edebilmektedirler. Çünkü Şeyh Ali Semerkandî Hazretleri suya: “Şifâ ve deva tesirini ehlimin eli ile göster” diye dua etmiştir. Suyun başında kurban kesilir ve Yasin-i Şerif okunur.
Şu köyün, şu kentin dört bir tarafından zaptı ziraatinden olmuş olacak (cünüdu'l-cerad), bambul, kımıl, ağkurdu, tartıl, sinek, çekirge, kınacık, bit, pirecik, fare sıçan, yılan çıyan ve bütün haşereleri def'i ref'eyle Rabbim”. Cemaat toplu halde “Âmin” der.
BAHATTİN GAZİ (GEYİKLİ BABA) HAZRETLERİ
Her yörenin bir manevi büyüğü vardır.Karabük’ün manevi kurucusu ve sahibi de Bahattin Gazi Hazretleri kabul edilir. Bahattin Gazi Hazretleri Horosan’dan Karabük’e gelen bir Allah dostudur.
Kayabaşı Köprüsü inşaasıdır.Bu büyük Allah dostu köprünün mimarı ve ustasıdır.Köprünün ayaklarını bizzat taştan kendisi örer ve Horosan Harci ile bağlar. Bu çalışmaları yaparken en fazla dikkat çeken olay ise gerekli olan keresteyi geyiklere taşıtmasıdır.Bu nedenle kendisine “Geyikli Baba” denir.Onun bu işleri nasıl yaptığını merak eden köylüler gece-gündüz demeden onu takip ederler ve ağaçları geyikleri taşıttığını görürler.Kerametin ortaya çıkmasıyla halkın teveccühünün arttığını gören bu Allah dostu ahirete hicret etmeye karar verir.
Vefatından bir kaç gün önce evden çıkar ve hanımına; “Şayet üç gün içerisinde eve dönmez isem, danamı peşimden salıverin, o beni bulur” diyerek evden ayrılır.Nihayetinde de öyle olur, bu mübarek zatın naaşı Karabük’e 28 km uzaklıkta ki Dede Yaylası’nda bulunur ve oraya defnedilir. Ümit edilirki o zatlar bir vesileyle, aldıkları manevi emirlerle kaldıkları yerden vazifelerine devam ederler. Yeterki o mıntıkaların insanları Allah ve rasülüne karşı vazıfelerini yerine getirme gayretinde olsunlar vesselam.
Ayrıca birde Bursa yakınlarında Geyikli Baba Türbesi vardır. Osmanlı Devletinin ortaya çıkış döneminde yetişen alimlerdendir. Keşiş, yani Uludağ yamaçlarında geyiklerle sürekli uğraşıp, istediği mekana geyiğin üstüne oturarak gittiği sebebi ile, Geyikli Baba diye tanınmıştır. İran'ın Hoy ilinde dünyaya geldi. Bursa’ nın İnegöl beldesinin yakınlarında dünyaya gözlerini yumdu. Osmanlı hükümdarı Orhan Gazi döneminde yaşamıştır. Tasavvufta Pir Tacü’l-ârifin Ebü’l-Vefa hazretlerinin izinden örnek alan Geyikli Baba, İlyas Horasani'den irfan öğrendi. Uludağ yamaçlarındaki tekkesinde kendi halinde hayat sürdürüyordu.
İlim ve muhabbetinden yararlanmak için gelenlere Allah'ın (cc) istek ve yasaklarını anlattı. Orhan Gazi döneminde Bursa'nın fethetmeye geyik üzerinde katıldı, ordunun önünde savaş etti. Bursa’ nın işgalinde bir süre sonra, Orhan Gazinin çağrısı üstüne Bursa’ya gelen Geyikli Baba, tekkenin yanından kırdığı bir ağaç dalını Bursa hükümdarı sarayının avlusuna dikti. Orhan Gaziye bakarak; “Bu hatıramız burada kaldığı sürece alimlerin duası senin ve zürriyetinin üzerindedir. Senin kuşak ve mevkin bu ağaç gibi kök salacak, kökleri çok uzaklara ulaşacak, çoçukların, dini İslamiyete çok hizmette bulunacaklar” diye söyledi. (Devam edecek)