
Hak Bir Dâvânın Sâhiplerine Nasihatler
Mustafa Özyurt
Hak bir dâvânın sâhiplerine, sabırlı, sâkin ve azimli hareket etmek düşer. Yûnus -aleyhisselâm-, kavminden son derece bîzâr olduğu için eleminin şiddeti sebebiyle ilâhî vahyi bekleyemeden oradan ayrılmıştı. Bu ise, bir bakıma sabırsızlık ve acelecilik olmuştu. Zor şartlar içersinde bile olsa, böyle bir davranış, kendisi için bir zelle idi.
Hz. Peygamber s.a.v. ise, Mekke müşriklerinin zulüm, eziyet ve cefâlarına tahammül etmiş, hicret hakkında ilâhî emir gelinceye kadar sabırla beklemiştir. Allâh Teâlâ da, aynı zamanda bir duâ mâhiyetinde olan İsrâ Sûresi’nin 80. âyetinde Hz Peygamber s.a.v.’e şöyle izin verdi:
“Ve şöyle niyâz et: Rabbim! Gireceğim yere dürüstlükle girmemi sağla; çıkacağım yerden de dürüstlükle çıkmamı sağla! Bana tarafından hakkıyla yardım edici bir kuvvet ver!”
Cenâb-ı Hak, Yûnus aleyhisselâm’ın kavmini izinsiz terk etmesi sebebiyle de, Hz. Peygamber s.a.v.’e risâlet vazîfesindeki sıkıntılara sabretmesi husûsunda şöyle buyurmuştur:“Sen Rabbinin hükmünü sabırla bekle! Balık sâhibi (Yûnus) gibi olma! Hani O, dertli dertli Rabbine niyâz etmişti. Şâyet Rabbinden O’na bir nîmet yetişmemiş olsaydı O, mutlakâ, kınanacak bir hâlde ıssız bir diyâra atılacaktı. Fakat ardından, Rabbi O’nu seçti vahiy verdi ve O’nu sâlihlerden kıldı.” (el-Kalem, 48-50)
Yûnus a.s., Allâh’ı çok zikredenlerden olduğu için balığın karnında kıyâmete kadar kalmaktan kurtulup dışarı çıkarılmaya lâyık görülmüştür. Kalem Sûresi’nin 49. âyeti, Yûnus aleyhisselâm’ın balığın karnından dışarı çıkarılmayı hakettikten sonraki durumuyla alâkalıdır. Bu âyet-i kerîmeden anlaşılan mânâya göre, eğer Allâh Teâlâ, Hz. Yûnus’un tevbesini kabûl ederek yeniden vahyetmek sûretiyle O’nu teblîğ için kavmine tekrar göndermeyi murâd etmeseydi, elbette O, ıssız bir yere, hoşa gitmeyecek bir durumda bırakılacaktı. Lâkin tevbesinin kabûlüyle affa mazhar oldu ve kurtuluşa erdi. Artık balığın karnından, hiçbir nebat ve binânın olmadığı ıssız bir yere çıkarıldığı zaman, O, kınanmış ve fenâ bir hâlde değildi. Sâffât Sûresi’nde belirtildiği gibi, maddî bir hâlsizliğe dûçâr olsa da, lutf-i ilâhîye nâil kılınarak kısa zamanda şifâyâb oldu. Sıhhati kendisine iâde edildi. Çünkü O, Rabbinin affına ve merhametine nâil olmuş ve seçilmiş sâlih bir peygamberdi.
YÛNUS A.S.’IN KISSASINDAN ALINACAK İBRETLER
Tebliğde titizlik, sebât ve sabır.
Zikir ve istiğfârın ehemmiyeti.
İhlâsla yapılan tevbenin kabûl olunması.Sekerât hâlindeki tevbenin yalnız Yûnus a.s.’ın kavmine mahsus olarak kabûl edilmesi.
Ancak bu sekerât hâli, tam bir sekerât hâli de değildir. Çünkü Yûnus a.s.’ın kavmi tevbe ettiği zaman, henüz azap gelmemiş, sâdece azâbın emâreleri belirmişti. Onlar da, Hz.i Yûnus’un hiç yalan söylemediğini düşünerek va’dettiği azâbın muhakkak geleceğini anlamışlar ve derhal tevbe etmişlerdir. Oysa diğer helâk edilen kavimlerdeki durum böyle değildir. Meselâ Firavun’un îmânı, azâbın tahakkukundan sonradır ki, tam bir yeis hâli olduğu için makbûl olmamıştır.
Yûnus a.s.’ın fazîleti hakkında Rasûlullâh s.a. v. Efendimiz, kendileri için bir tevâzû ifâdesiyle birlikte şöyle buyurmuşlardır: “Hiçbir kula «Yûnus bin Mettâ’dan daha hayırlıyım.» demek yakışmaz!” (Buhârî,Enbiyâ,35;Müslim,Fedâil, 166)
(Ninova şehri, Dicle Nehri’nin kenarında, şimdiki Musul civârında bulunmaktaydı.)
EL-HALİL ŞEHRİNDE İBRAHİM AS.-HZ.İSHAK
Hişam’ın sarayından aldığımız ibret: Buradan tarihi Eriha şehrine geçiyor ve ilk olarak onuncu Emevi halifesi Hişam bin Abdülmelik’in depremde yıkılan muhteşem sarayının kalıntılarını görüyoruz. Yunus Emre’nin unutulmaz “Mal sahibi, mülk sahibi/Hani bunun ilk sahibi” mısraları ile halk dilindeki “Sultan Süleyman’a kalmayan dünya” cümlesi hemen aklımıza geliveriyor.
M.Ö. 740'ta inşa edilen Hişam Sarayı tarih boyunca avlanma ve tarım merkezi olmuş. Bu saray, Emevi devrinde ülke yerleşiminin en etkileyici yeri olduğundan arkeologlar buraya “Orta Doğu’nun Versay'ı” adını vermişler.
Dünyadaki ilk yerleşim yeri, ilk şehir olarak kabul edilen Eriha (Jericho), İncil'deki ismiyle 'palmiyelerin şehri', çölle çevrelenmiş vahada, harika kokulu çiçekler ile donanmış, yeşil bir bitki örtüsü barındırıyormuş. Nitekim şehir merkezinde kış ortasında çeşit çeşit sebze ve meyve ile karşılaşınca şaşırıyorsunuz. (Devam edecek)