Mustafa Özyurt

Efendisiyle Antlaşması

Mustafa Özyurt

Hazret-i Selmân, ömrü boyunca arayışı içinde olduğu Allâh Resûlü’ne kavuşmuştu. Artık onun yegâne arzusu, dâimâ Peygamber Efendimiz’in yanında olmak, O’nun emrinde bulunmaktı. Nitekim Hazret-i Selmân’ın bu iştiyâkını gören Allâh Resûlü bir gün ona:
“–Ey Selmân! Kölelikten kurtulmak için efendin ile antlaşma yapsan olmaz mı?” diye sordu. Bunun üzerine Selmân radıyallâhu anh, çukurlarını da kazmak şartıyla üç yüz hurma ağacı dikmek ve kırk ukıyye altın vermek üzere efendisi ile anlaştı. Resûl-i Ekrem de ashâbına:
“–Kardeşinize yardım ediniz!” buyurdu. Kimi on, kimi on beş, kimi yirmi fidan olmak üzere, herkes imkânı nisbetinde yardımda bulundu ve Hz. Selmân’ın ihtiyâcı olan üç yüz hurma fidanı toplandı. 
PEYGAMBERİMİZİN DİKTİĞİ AĞAÇLAR “SELMAN BİZDENDİR” 
Hz. Selmân-ı Fârisî, her hâli ile o kadar güzel bir nümûne şahsiyet ve câzibe merkezi bir zât hâline geldi ki, Ensâr da Muhâcirler de:
“−Selmân bizdendir.” diyerek onu paylaşamaz oldular.
Bunun üzerine Varlık Nûru Efendimiz:
“−Selmân bizdendir, Ehl-i Beyt’tendir.” buyurarak o mübârek sahâbîsini lutufların en güzeliyle taltîf etti. (İbn-i Hişâm, III, 241)
Bu mübârek sahâbî, ömrü boyunca İslâm ahlâkının güzelliklerini yansıtan nice zirve davranışlar sergileyerek, mü’minlere numûne-i imtisâl bir şahsiyet oldu. 
Allâh Resûlü:“–Ey Selmân! Fidanlar için çukurlar kaz! Çukurları bitirdiğin zaman bana haber ver de onları kendi elimle dikeyim.” buyurdu.
Hazreti Selmâni Fârisî hâdisenin devâmını şöyle anlatır: “Hurma fidanları için çukurlar kazmaya başladım. Arkadaşlarım da bana yardım ettiler. Bitirince haber verdim, Resûlullâh fidanların dikileceği yere benimle birlikte geldi. Biz fidanları O’na veriyorduk, O da dikiyordu. Varlığım kudret elinde olan Allâh’a yemin ederim ki, Allâh Resûlü tarafından dikilen hurma fidanlarından bir tâne bile tutmayan fidan olmadı. Böylece ağaç borcumu ödemiş oldum. Fidanlar, senesinde meyve vermeye başladı ve meyvesi yendi.”
Resûlullâh bir gazâdan tavuk yumurtası büyüklüğünde bir altın külçesi getirmişti.
«Selmân ne yaptı?» diye sordu. Allâh Resûlü’nün yanına vardığımda bana:
«Ey Selmân! Şunu al da borcunu öde!» buyurdu.
«Yâ Resûlallâh! Üzerimde bulunan o kadar borca, bu kadarcık altın parçası nasıl yetecek?!» dedim. Allâh Resûlü altın külçesini eline alıp diline sürdükten sonra:
«Al bunu! Allâh Teâlâ borcunu bununla ödeyecektir!» buyurdu.
Altını aldım. Alacaklıya ondan tartıp tartıp verdim. Hazreti Selmân’ın varlığı kudret elinde bulunan Allâh’a yemin ederim ki, o altın külçesinden kırk ukıyye tarttım. O öyle bereketliydi ki şâyet Uhud Dağı’yla tartılmış olsaydı, muhakkak ondan da ağır gelirdi!”
Hazreti Selmân kölelikten kurtulduktan sonra, Hendek Savaşı’na hür olarak katıldı ve bundan sonra hiçbir savaşta Peygamber Efendimiz’in yanında bulunma fırsatını kaçırmadı. 
HZ. SELMAN-İ FARİSİ’NİN FAZİLETİ
Nitekim onun fazîletini aksettiren bir misâl şöyledir:
İslâm Devleti, yapılan fetihlerle geniş bir coğrafyaya hâkim olunca, vaktiyle bir Yahûdînin kölesi olan Hz. Selmân, Medâin bölgesine vâli tâyin edildi. O sırada Şam’dan Teymoğulları kabîlesine mensup bir zât Medâin’e geldi. Yanında bir yük de incir getirmişti. Hazret-i Selmân’ın sırtında gâyet mütevâzî bir aba vardı. Şamlı zât, Hazret-i Selmân’ı tanımıyordu. Onu bu hâlde görünce:
“−Gel şunu taşı!” dedi. Selmân da gitti, yükü sırtlandı. Halk kendisini görünce tanıdı. Adama:
“−Senin yükünü taşıyan bu zât, vâlidir!” dediler. Şamlı derhâl:
“−Seni tanıyamadım.” diyerek özür diledi ve sırtındaki yükü almaya davrandı. Selmân ise:
“−Zararı yok, yükü evine götürene kadar sırtımdan indirmeyeceğim.” Dedi. 1 ukıyye yaklaşık 128 gram’a tekâbül eden bir ağırlık ölçüsüdür. . (İbn-i Sa’d, IV, 88); İbn-i Esîr. İbn-i Abdilber
HAZRETİ RABİATÜL ADEVİYYE
Ziyaretimizin en önemli yerlerinden olan Zeytin dağında, Hazreti Rabiatül Adeviyye validemiz’in da kabridir. Filmlere konu olmuş Hazreti Rabia’nın hayatı ibretlerle doludur. Rabia, dört demek, yani ailenin dördüncü çocuğu olduğu için bu ismi vermişler.  H.95 M.714(Vefatı H.135 M.752 ?) yılında Basra da dünyaya gelmiştir. Çok fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldiğinde onu saracak bir parça bez bile bulunmaz. Ona süt getirecek yiyecek bir şeyleride yoktur. Kocasına; Şu komşulardan bir lokma ekmek istegel der annesi. Onu yiyeyim, sütüm olsun emzireyim. Babası dışarıya çıkar döner döner isteyemeden geri döner gelir. İstemek zordur ar işidir. Eve gelir, hanım ekmek bekliyor ama onun eli boşdur. Hanımı, ne oldu der, o isteyemedim der. Gece çerağ yakacak yağları bile olmadığından anası, kimseden bir şey istememeye ahdetmiş olan derviş babasına komşudan yağ istemesi için yalvarır.
Dışarı çıkıp hiçbir yere uğramadan geri dönen derviş baba kapının açılmadığını söyler. O gece ağlayarak uyuyan ana, rüyasında Peygamber Efendimizi görerek ondan kızının ümmetten yetmiş bin kişiye şefaat edecek bir kimse olduğunu öğrenir. Ayrıca Peygamber Efendimiz kendisine, bir tek dün gece salâvat getirmeyi unutan Basra Beyi İsa zadan’a  giderek bu ihmalin bedeli olarak Rabia´ya dört yüz dinar vermesini de söylemesini ister. Ve baba valiye gider. Basra valisi o kadar memnun olur ki, “demek benim okuduğum salevatı şerifelerden haberdar oluyor rasulüllah! “ diye çok memnu olur. Bir o kadar da etrafına sadaka olarak dağıtır. Fakir fukarayı sevindirir. 
O dört yüz altınla o aile birkaç ay refah içinde yaşar ihtiyaçlarını giderirler. Bunu duyunca ağlayan Basra beyinin o günden sonra ailenin tüm ihtiyaçlarını karşılar.
Rabia büyüdükten sonra ana ve babası ölür. Basra şehrinde kıtlık olur. Rabia Hatun köle olarak satılmıştır. Zalim bir kimse Rabia´yı esir alarak satar. Onu alan kişi ona ağır yükler yükler gücünün yetmeyeceği işler gördürür. Patron bir gec aceba bizim köle ne yapar diye bakmaya gider. Bahçenin kenarında patronu küçük bir kulübe yapmış orada yaşıyordu. Patronu, aceba ne yapıyor diye kerpiç duvardan bir kerpiç çıkararak bakar, onu ibadet yaparken dua ederken görürür. Onun sürekli oruç tutup sabahlara kadar namaz kılmasına şaşırır. Bir gün Rabbine yalvarışını duyup başının üstünde duran kör kandilin odasını nasıl aydınlattığını görür.
Ve şöyle dua ediyordu:”  Ya rabbi akşama kadar kullarına hizmet ediyorum, kulluk ediyorum, ancak kısa bir müddet akşamdan sabaha kadar sana kulluk yapacak fırsat buluyorum. Ya rabbi benim kulluğumu da böyle kabul ediver”. Tabi bunu görünce ağa çok mahcub olur, meğer köle sen değil bizmişiz, dünyalık hayallere hulyalar dizmişz” der. Ve onu azat eder. Azat olan Rabia, vaktinin tamamını büyük bir şevkle ibadete ayırır.
Rabia Hatunun çok meşhur bir sözü vardır . Bakınız o söz bizim hayatımızı şekillendirmek için  yet yeterde artar. Cenabı hakka bir gün ellerini kaldırır ve şöyle dua eder.“ Razzak ismi var iken levhı kalemde, eğer şu gök tunç kesilse bir damla yağmur düşürmese, eğer şu arz taş kesilse bir yeşil ot bitirmese, rabbim olduktan sonra rızık için endişe edersem imanım yokdur benim” der. (Devam edecek)
 

Yazarın Diğer Yazıları