
Din Ve Dindarlık
Mustafa Özyurt
Bu âyet-i kerîme de gösteriyor ki, dîne dâvet ancak belli şartlarla câiz ve istifâdeli olur. Yâni körükörüne ve birtakım bâtıl maksatlar için veya nefsânî hevesler uğruna değil; basîret üzere, ne dediğini bilerek, ihlâs ve samîmiyetle, edeb, nezâket ve hikmet çerçevesinde, ancak Allâh rızâsı gözetilerek tebliğde bulunulmalıdır. Yoksa din ve dindarlık sırf bir isimden ve boş bir iddiâdan ibâret kalır.
“Senden önce de, şehirler halkından kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını peygamber göndermedik. Kâfirler, yeryüzünde hiç gezmediler mi ki, kendilerinden evvelkilerin âkıbetlerinin nice olduğunu bir görsünler! Allâh’ın emirlerine tam uyanlar için âhiret yurdu, elbette daha hayırlıdır. Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz?” (Yûsuf, 109)
Bu âyet-i kerîme, «Allâh, peygamber olarak melekleri gönderseydi ya!» diyen kâfirlere cevap olarak nâzil olmuştur.
“Nihâyet peygamberler ümidlerini yitirip de kesinlikle yalanlandıklarına inandıkları sırada onlara yardımımız gelir ve dilediğimiz kimse kurtuluşa erdirilir. Fakat mücrimler gürûhundan azâbımız aslâ geri çevrilmez!” (Yûsuf, 110)
Hiç şüphesiz ki Azîm olan Allâh, her şeyi en doğru bir şekilde buyurmuştur!..Dipnotlar: Bkz. Buhârî, Deavât, 1.
Bkz. Kurtubî, el-Câmî, IX, 120. Hadis şârihleri, “zamanın yaklaşması” ifâdesini, kıyâmete yakın ya da sabaha yakın (seher vakti) olarak açıklamışlardır.
Sâdık rüyânın, nübüvvetin kırk altıda biri olması husûsu şöyle açıklanmıştır: Rasûl-i Ekrem sallâllâhu aleyhi ve sellem’in peygamberliği 23 sene sürmüştür. Nübüvvetin ilk altı ayı, sâdık rüyâlar şeklinde gerçekleştiğinden, bu süre altı ay yirmi üç yılın “kırk altıda bir”ine tekâbül etmektedir. Îmândan İhsâna Tasavvuf, s. 389-395.
Allâh Teâlâ Yahyâ ve Îsâ aleyhimesselâm’a vahyi bülûğ çağlarından itibâren göndermiştir. Bunun gibi bazı kullarını önceden hazırlayıp dilediği vakit kendilerine nübüvvet kapılarını açmıştır. Allâh celle celâlühû bazı kullarına da, daha küçük yaşlarındayken velâyet kapısını açar. Velîlerden Sehl bin Abdullâh et-Tüsterî bunlardandır. Bu da gösteriyor ki velâyet ve nübüvvet için bülûğ çağına veya kırk yaşına gelme şartı yoktur. Ancak enbiyânın ekserîsine sünnetullâh îcâbı kemâl devresi olan kırk yaşından sonra nübüvvet verilmiştir. Böylece tebliğ vazifesi umûmiyetle kırk yaşından sonra başlamıştır.
Önceki peygamberler ve ümmetlerin her yerde ibâdet etmelerine şerîatleri müsâade etmemişti. İbâdetlerini ancak husûsî mekânlarda yapabiliyorlardı. Rasûlullâh s.â.v.’in hasâisinden, yâni mübârek zâtına mahsus keyfiyetlerden biri olarak bütün yeryüzü O’nun ümmeti için ibâdet mahalli yapılmış ve temiz kılınmıştır.
Nitekim Allâh Rasûlü sallâllâhu aleyhi ve sellem: “…Yeryüzü benim için mescid ve temiz kılındı...” buyurmuştur. (Buhârî, Teyemmüm, 1)
Töhmet: Kesin delil ile ispatlanmadığı hâlde bir suç işlendiği sanılan veya böyle bir şüphe uyandıran durum.
Yûsuf Sûresi’nin 52 ve 53. âyetlerinin Züleyhâ’nın sözü olduğu da söylenmiştir. Bu durumda mânâ şöyle olur: “Bununla beraber ben kendimi temize çıkarmak, nefsimi tebrie etmek çabasında değilim. Yâni Yûsuf’un arkasından, kendisine hıyânet etmediğimi bilsin diye hakikati îtiraf ederken, kendimi büsbütün tezkiye ve tebrie edip, temize çıkarmıyorum. Ne yaptıysam onun gözü önünde yaptım, arkasından, yâni yokluğunda ona hâinlik etmedim.” İşte Aziz’in hanımı bu şekilde îtiraf ve istiğfâr ederek, gerçeği ikrâr etti ve Allâh’a olan îmânını da açığa vurdu. Yûsuf’un da Allâh katında bilinen iffeti ve nezâheti, halkın nazarında da böyle parlak bir şekilde ortaya çıkmış oldu. Bkz. Seyyid Ali Hemedânî, Zahîratü’l-Mülûk, haz: Necdet Yılmaz, İstanbul, 2003, s. 118-119.Nebiler Silsilesi 2, Erkam Yayınları
HZ. YUSUF’UN KISACA HAYATI
Hz. Yusuf, hangi dönemde yaşadı? Hz. Yusuf rüyasında ne gördü? Yusuf Peygamber’in kardeşleri ona neden ihanet etti? Hz. Yusuf a.s. zindana neden atıldı? Yusuf Aleyhisselam zindanda kaç yıl kaldı? Yusuf Peygamber’in duası neydi? Hz. Yusuf rüya yorumunu nasıl yaptı? Yusuf a.s. Mısır’a nasıl sultan oldu? Yusuf Kıssası’ndan çıkarılacak dersler nelerdir?
Hazret-i Yusuf, Yakup Peygamber’in 12 oğlundan en çok sevdiği oğludur. Annesinin adı Rahîl’dir. Kenan diyarında doğdu. Kuran-ı Kerim’de adı 27 defa geçer. Kuran’da 12. surenin adı Yusuf Suresi’dir.
Yusuf Aleyhisselam’ın kıssası, Kuran-ı Kerim’de “Ahsenü’l-kasas” (kıssaların en güzeli) diye ifadelendirilir ve müstakil bir sûre Yusuf Suresi ile anlatılır.
Hz. Yusuf Kuran’da dürüstlük ve güvenilirlik bakımından övülür. Yusuf Aleyhisselam güzelliği ile meşhurdur ve darbımesel haline gelmiştir.
Hz. Yakup’un sevgisinden dolayı kardeşleri kendisini kıskandılar ve sinsi bir plan kurarak onu kuyuya atıp ölüme terk ettiler. Oradan geçen bir kervan Hz. Yusuf’u kuyuda buldu ve onu köle olarak sattı.
Hz. Yusuf, hizmetinden bulunduğu Züleyha ile nefis imtihanı geçirdi. Bu imtihanı kazanan Hz. Yusuf, Züleyha’nın iftirası ile zindana atıldı. Kendisine rüyaları yorumlama kâbiliyeti verilen Hz. Yusuf bu kabiliyeti sayesinde zindandan çıkarıldı ve Mısır’a yönetici oldu.
Kıtlık sebebi ile kendisini kuyuya atan kardeşleri ile karşılaşan Hz. Yusuf onlara yardım etti ve kendilerini affetti.
Kardeşleri ile buluşmasından sonra Hz. Yakup en çok sevdiği evlâdına, Bünyamin de ana-baba bir kardeşi Hz. Yusuf’a kavuştu. Oğlunun hasreti ile âmâ olan Hz. Yakup’un gözleri açıldı.
Mısır Meliki Reyyân bin Velid bütün devlet işlerini Hz. Yusuf’a bıraktı ve ona îmân ederek Müslüman oldu. Hz. Yusuf’a iftira atan Züleyha yine onun duâsı hürmetine yeniden gençlik ve güzelliğine kavuştu ve onunla evlendi.
Hz. Yusuf babasından sonra yirmi üç yıl daha yaşamış ve O’nun nâşını Mısırlılar mermer bir sandık içine koyarak Nil’e gömmüşlerdir. Mısırlılar O’nu çok sevdikleri için Hz. Yusuf’un kendi memleketlerinde kalmasını istemişler fakat daha sonra Hz. Musa, O’nun nâşını bularak babası Hz. Yakup’un yanına götürüp defnettiği rivayet edilir.
Kardeşlerinin kendisinin attığı kuyudan kurtulup köle olarak satıldığı Mısır’a sultan olan Hz. Yusuf’un a.s.
Hazret-i Yusuf’un babası, Hazret-i Yakup annesi, babasının dayısının kızı Rahîl idi. Rahîl’in uzun bir müddet çocuğu olmamıştı. Rahîl, Allâh Teâlâ’ya ilticâ etti ve ona Yûsuf bahşedildi. Ardından Bünyâmîn doğdu. Bu doğumun kırkında Rahîl vefât etti. Ya’kûb a.s. Hazret-i Yûsuf’un doğduğu sene peygamberlikle vazîfelendirildi. İnsanları tevhîd akîdesine dâvet etmeye başladı. Kendisine Kenan diyârı ahâlisinden çok kimse îmân etmiştir.
Rasûlullâh s.a.v. de bu peygamberlerin fazîleti hakkında şöyle buyurmuştur: “Kerîm oğlu Kerîm oğlu Kerîm oğlu Kerîm; İbrâhîm oğlu İshâk oğlu Ya’kûb oğlu Yûsuf’tur.” (Buhârî, Enbiyâ 19, Tefsir 12/1)
Yûsuf aleyhisselâm, daha küçük yaşlarından itibâren babasının büyük bir sevgisine mazhar olmuştu. Her hâliyle kardeşlerinden farklıydı. Nitekim babası Ya’kûb a.s., oğlu Yûsuf’ta kendisindeki husûsiyetleri görmüştü. Bu sebeple O’na olan meyli, diğer evlâdlarından fazla idi. O’nu çok sever, bütün oğullarından azîz tutar ve yanından ayırmazdı. (Devam edecek)