Mustafa Özyurt

Davut Aleyhisselam'ın İmtihan Edilmesi

Mustafa Özyurt

Dâvûd aleyhisselâm, bazı imtihanlara mâruz kalmış, netîcede kendisine beşerî zaafları ve muhtemel hatâları bildirilmiştir. O da hemen tevbeye yönelmiş ve böylece Cenâb-ı Hak, O’nu bağışlayarak, ebediyete uzanan yoldaki tehlikeleri O’na öğretmiştir.

Birgün Dâvûd a.s. ibâdetle meşgûl olduğu esnâda iki kişi geldi. Hâlbuki ibâdet ve zikir için mâbedde halvet hâlinde iken O’nun yanına hiç kimse girmezdi. Dâvûd aleyhisselâm, ansızın cereyân eden bu durum karşısında telaşlandı. Çünkü kapısı kapalı olan mâbede, hiç kimse bu şekilde giremezdi. Her ne kadar ibâdet vakti içinde bulunduğunu söylediyse de onlar dinlemeyerek:

“–İbâdetin günü olmaz!” dediler ve arzularını şöyle dile getirdiler:

“–Korkma! Biz birbirinin hakkına tecâvüz etmiş iki dâvâcıyız. Huzûruna muhâkeme olmak için geldik. Aramızda adâletle hükmet!”

Dâvûd aleyhisselâm:

“–O zaman buyurun!” dedi.

İki dâvâcıdan biri dedi ki:

“–Kardeşimin 99 koyunu, benimse bir koyunum var. Buna rağmen o, bendeki bu bir tek koyunu da almak istedi ve beni tartışmada yendi.”

Dâvûd a.s., hâdisede bir haksızlık görerek galeyâna geldi ve diğer tarafa hiçbir şey sormadan şöyle dedi:

“–O bir tek koyunu da almak istiyorsa, kardeşin sana zulmediyor. Allâh Teâlâ’ya îmânı olmayan kimseler, böyle zulmeder. İyi insan da zâten pek az bulunur.” dedi.

Onlar da güldüler ve gittiler.

Dâvûd aleyhisselâm, hüküm vermede aceleci davranmış ve karşı tarafı hiç dinlemeden kararını vermişti. Hâlbuki meselenin bütün vechesi veya bir kısmı, karşı taraf dinlenildiği takdirde değişebilir; haklı zannedilen haksız, haksız görülen de haklı çıkabilirdi. Bunun için Dâvûd aleyhisselâm, dâvâcıların ayrılmasının hemen ardından hatâ yaptığını anladı ve bunun ilâhî bir imtihan olduğunu fark ederek derhal secdeye kapandı; tevbe ve istiğfarda bulundu. Allâh Teâlâ da kendisini affetti.

Bunlar, peygamberlere bile Allâh Teâlâ karşısındaki acziyetlerini idrâk ettirmek ve onlara tâbî olanların tâkip edeceği usûl ve hikmetlerin teşekkülünü sağlamak hikmetine binâen vukû bulan hâdiselerdir. Bu durum, onların peygamberliğine ve ismet sıfatlarına aslâ halel getirmez. Müfessirler nazarında bu tür imtihanlar; “hasenâtü’l-ebrâr, seyyiâtü’l-mukarrabîn.” hükmü dâhilindedir. Yâni peygamberlerin yaptıkları hatâ şeklinde görünen hâdiseler, bizler de aynı hatâya düştüğümüzde nasıl hareket etmemiz gerektiğini göstermek için vukû bulmuştur.

Dâvûd a.s.,kıyâmet günü Allâh’a yakın bir kul olacaktır. Nitekim bir hadîs-i şerîfte:

“Adâletle hükmedenler, kıyâmet gününde Rahmân’ın sağında nûrdan minberler üzerinde olacaklardır… Bunlar hükümlerinde, âileleri ve sorumlu oldukları kimseler hakkında adâletle davranmışlardır.” (İbn-i Hanbel, II, 160) buyrulur.

Yine Rasûlullâh s.a.v.:

“–Kıyâmet gününde insanların Allâh Teâlâ’ya en sevgili olanı ve O’na en yakın yerde bulunanı adâletli idârecidir. Kıyâmet gününde insanların Allâh Teâlâ’ya en sevimsiz olanı ve O’na en uzak mesâfede bulunanı da zâlim idârecidir.” (Tirmizî, Ahkâm, 4; Nesâî, Zekât, 77) buyurmuşlardır.

Hazret-i Dâvûd, hakkında yukarıda zikredilen âyet-i kerîmelerin mâhiyetine tamâmen ters bir şekilde, muharref Tevrât ve İncîl’lerde birtakım hakîkat dışı beyanlar ve çirkin iftirâlar yer almaktadır.

Bu hususta Hazret-i Ali radıyallâhu anh:

 “–Her kim Dâvûd hâdisesini hikâyecilerin rivâyet ettiği gibi yanlış ve çirkin bir şekilde anlatırsa, ona yüz altmış değnek vururum!” demiştir.

Hiç şüphesiz ki Hazret-i Dâvûd’a, Allâh’ın yüce huzûrunda güzel bir yakınlık, varacağı güzel bir mercî ve cennette güzel bir makam vardır. (Devam edecek)

Yazarın Diğer Yazıları