
Burak Duvarı- Kanuni S.Süleyman T.Yaptırılan Çeşme
Mustafa Özyurt
Yahudiler ‘Süleyman Mabedi’nin kaybı sebebiyle’ ağlayarak burada dua ettikleri için batı duvarını ‘Ağlama Duvarı’ diye adlandırdılar. Hâlbuki Ağlama Duvarı olarak bilinen yerin gerçek adı Burak Duvarı’dır. Hz. Muhammed’in s.a.v. İsra/Miraç mucizesi esnasında devesini bağladığı yere bu hatırayı yaşatmak için bu isim verilmişti. Nitekim asırlarca Müslümanlar arasında böyle biline gelmiştir. Bu tarihî mirasa ve bilgiye rağmen Ağlama Duvarı adının yayıldığı görülmektedir. Peki, Burak Duvarı ne zaman ve nasıl Ağlama Duvarı olarak Yahudiler tarafından kabul edildi? Cevaba geçmeden evvel Süleyman Mabedi’ne ve İsrailoğullarının tarihine değinmek, bugünkü vaziyete nasıl gelindiğini anlamak önemlidir.
Bugün Güney Lübnan, Ürdün, İsrail ve Filistin yönetiminin sınırları içinde bulunan topraklar takribi olarak tarihî Filistin’e tekabül eder. Filistin denilen bu bölgede Yahudilerden çok önce Samî kökene mensup başta Fenikeliler (Kenanlılar) olmak üzere Filistinliler ve muhtelif kavimler yaşamıştı. Dolayısıyla arz-ı mukaddese olarak bilinen toprakların ilk sakinleri Yahudiler değildi.
Sultan Süleyman Çeşmesi.. 1536 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından Kudüs’e yaptırılan çeşme ve üzerindeki kitabenin tercümesi..
FETİHLERİN KAPISI EL HALİL KAPISI
Kanuni Sultan Süleyman tarafından Kudüs, el Halil Kapısı’nın üzerine “Lâ ilâhe illallah, İbrahim halîlullah” yazdırılmıştır. Üç dinin ortak atası olan bir peygamber öne çıkarılmaktadır bu yaklaşımla. Burada yaşayan Yahudi ve Hristiyanlar da gözetilmiştir, el Halil Kapısı’nın üzerine “Lâ ilâhe illallah, İbrahim Halîlullah” yazılarak. Bu yazının altından geçerek şehre giren hiç kimse bu yazıdan rahatsız olmamış daha şehrin giriş kapısına ve surlara kazınan bu ruh, toplumsal hayata da yansımıştır.Ve fatihlerin kapısı, el Halil Kapısın’dayız.
Tipik Osmanlı mimarisindeki kapı girişi, L şeklinde. Kapıdan girdikten birkaç adım sonra sağa dönüp sonra sur içine girebiliyorsunuz. Bu askerlik sanatında Osmanlıya ait bir savunma sistemi.
Kapının iç kısmındaki büyük taş levha dikkatimizi çekiyor. Okuyoruz: “La ilahe illallah İbrahim Halilullah” yazıyor.
Hz.İbrahim as., Kuran-ı Kerim’in ifadesi Biz, Milleti İbrahimdeniz. Hz.İbrahimin aleyhisselam İslam milletinin, tevhid dininin atasıdır. İbrahim Milleti, kandaşlık değildir; bir ulus, bir kavim değildir. İbrahim Milleti, tevhid inancıyla oluşmuş millettir, bir ideal, bir inanç topulumudur. Ne var ki Hz.İbrahim aleyhisselam ne Yahudi, ne Nasara ne de Hıristiyandır.
Burada yaşayan Yahudi ve Hristiyanlar da gözetilmiştir, el Halil Kapısı’nın üzerine Bu yazının altından geçerek şehre giren hiç kimse bu yazıdan rahatsız olmamış daha şehrin giriş kapısına ve surlara kazınan bu ruh, toplumsal hayata da yansımıştır..
Osmanlı bu kapıya bu satırları yazdırdığı zaman ilhamını Kur’an-ı Kerim’den alarak çağlar öncesinden, çağlar sonrasına İbrahim aleyhisselamın mesajını veriyor, ne güzel şey! O peygamber ki Hz Adem’den sonra hem Kabe’yi, hem de Mescid-i Aksa’yı yeniden inşa etmiştir.
Kanuni, Kudüs şehrine Yahudi ve Hristiyanların sadece bu kapıdan giriş çıkışını sağlayarak bir nevi güvenlik de oluşturmuştır.
DÜNYA MİRASI KUDÜS ŞAM KAPISI
Kudüs’te Eski Kent içinde yer alan Şam kapısı, 1981'de UNESCO tarafından koruma altına alınmasına rağmen yeterli ilgi görmüyor. Yüzyıllardır, her gün binlerce Kudüslünün geçişine tanıklık eden kapının bugünkü hali ise Kanuni Sultan Süleyman tarafından inşa edildi.
Kudüs Eski Kent'e açılan en ihtişamlı kapılardan biri tarihi Şam Kapısı. Şehrin kuzeybatı yakasında bulunan kapının hemen önünde Filistin'in kuzeyinde bir zamanlar doğrudan Nablus'a ulaşan ve oradan Suriye'nin başkenti Şam'a kadar devam eden anayol olduğundan adı Tarihi Şam Kapısı olarak biliniyor.Kapının Arap halkı arasında en yaygın olarak kullanılan adı olan "Direk Kapısı. Kapının bugünkü hali ise 1537'de Kanuni Sultan Süleyman tarafından inşa edildi. Şam Kapısı'nın her iki tarafında bulunan kuleler ise şehrin koruyucu surları ile birleştirildi. Kapının üst kısmına yapılan tepe mazgalı ise savaş dönemlerinde savunma amaçlı kullanılıyordu.
Artık tarihi ve estetiki öne çıkıyor
Muhtemel bir saldırıda bu mazgallardan şehre girmek üzere olan düşmanların üzerine kızgın yağ döküldüğü rivayet ediliyor. Bir zamanlar, en kutsal mabedleri savunmak ve muhafaza etmek için. Her gün Şam kapısından geçen binlerce Kudüslü, Kudüs Eski Kent'in içlerine uzanan dükkân ve tezgahlarda alışveriş yaparak, günlük ihtiyaçlarını karşılıyor.
DAVUT AS.IN KABRİ
Davut a.s. nerede doğdu? Hz. Hz. Davut, hangi kavme gönderildi? Hz. Davut’un mesleği neydi? Hz. Davut neden tövbe etti? Davut Peygamber’in tövbesi ve duası nasıldı. Hz. Davut’un kabri nerede? İşte zikri ile dağları, taşları ve vahşî hayvanları istiğrak hâline getiren Hz. Davut’un hayatı, mucizeleri ve kıssası. Davut a.s. Kudüs’te doğdu. Hz. Davut’un a.s. adı Kur’an-ı Kerim’de 16 defa geçer. Hz. Davut a.s. sesinin güzelliğiyle bilinir. Hatta günümüzde bile güzel seslilere ona ithafen “Davudi” sesli denilmektedir.
Hz. Davut’un, önceleri Tâlût’un ordusunda bir asker olarak savaştı, daha sonra Allah’ın kendisine verdiği peygamberlik ve hükümdarlıkla birlikte İsrailoğullarına kral oldu. İbadet ehli idi. Bir gün oruç tutar, bir gün tutmazdı. Zamanını ibadet ve zikirle geçirirdi. Çobanlık ve demircilik yaptı. Kendisine dört büyük kitaptan biri olan Zebûr, İbrânî lisânıyla indirilmiştir. Hz. Davut, 40 sene hükürdalık yaptıktan sonra 100 yaşında vefat etti. Yerine oğlu Süleyman a.s. geçti. Hz. Davut’un kabri Kudüs’te Mescid-i Aksa’nın güney batısında kendi adıyla anılan Davut şehrinde, Sion tepesinin üzerindedir.
Dâvûd aleyhisselâm, tahmînen 100 yaşında vefât etmiştir. Nesebi, Yahûda bin Ya’kûb bin İshâk bin İbrâhîm’e dayanır. Târihçilere göre hükümdarlığı tahmînen M.Ö. 1015-975 yılları arasındadır.Kur’ân-ı Kerîm’de Dâvûd aleyhisselâm’ın 16 yerde ismi geçer.
(Devam edecek)