Mustafa Özyurt

Bayraklı Sultan

Mustafa Özyurt

Bayraklı Sultan'ın asıl ismi Yûnus Mürebbî'dir. Miladî 1204 senesinde Selçuklu kumandanlarından Hüsâmeddîn Çoban Bey komutasındaki ordu ile Kastamonu'nun fethine katıldı. Günlerce süren muhasarada kaleyi almak şöyle dursun, surlara tırmanmak dahi mümkün olmadı. Bir gün Yûnus Mürebbî, Hüsâmeddîn Çoban Beyin huzûruna çıkarak, yapılacak ilk cenkde bayraktar olmak istediğini arzetti. Çocuk sayılacak yaşta olması sebebiyle "hayır" cevabını alınca "Atabeğim, gece rüyâmda sevgili Peygamber Efendimizi görmekle şereflendim. Yarın bana kavuşacaksın fakat elinde bayrakla gel, dedi" diyerek rüyâsını anlattı.

Bunun üzerine aldığı müsaadeyle katıldığı cenk esnâsında belindeki urganı kale burçlarına fırlatıp, dökülen kızgın yağlara, alevli parçalara aldırmadan burca tırmanıp sancağı dikti ve elindeki kılıç ile kale kapısının halatlarını keserek kapıyı açtı. Açılan kapıdan içeri hücum edilerek kale fethedilince, Yûnus Mürebbî'nin vücudunda pek çok ok yarası olmasına rağmen sancağı dimdik tuttuğu görüldü. Naaşı Kastamonu kalesine defnedilerek bir de türbe yapıldı. Yöre halkının Bayraklı Sultan olarak tanıdığı Yûnus Mürebbî pek çok insan tarafından ziyâret edilmektedir.

KAYSÜL HEMEDANİ EL ASGARİ HZ.

Kastamonu Evliya – Enbiya- şüheda şehri olarak bilinmektedir. Gerçekten de Kastamonu atmosferini kaplayan manevi hava, vatanın her karış toprağını sulamış olan sayısız Kastamonulu şehit ve bu ilin medreselerinden yetişmiş yüzlerce müderris ve ilim adamı ile bu ismi hak etmektedir.

Kastamonu’ nun en büyük kıymeti, en büyük ve en şerefli misafiri elbetteki Sahabe-i Kiram’ dan Kaysül Hemedani El Asgari  Hazretleridir. Ebu Eyüp El-Ensari Hazretleri ile birlikte İstanbul’un fethi için yola çıkan mücahidlerin arasına katılmış, Eyüp Sultan ile birlikte Kastamonu önlerine kadar beraber yol arkadaşlığı yapmıştır. Ancak, hikmetini Allah bilir, Kastamonu’dan ileri gitmemiş, bu aziz şehri mübarek bedenleri ile şereflendirerek Kastamonu’ da kalmıştır. Kaysül Hemedani Hazretleri Kastamonu’ da ikamet ettiği zamanlarda buraları İslam beldesi olmamasına rağmen, vefatında defnedildiği mezarı gayri Müslimlerce bile ziyaret edilmiş ve asırlar süren bir hasretin ardından 12. yüzyılın sonlarında semalarında ezan sesi yankılanan Kastamonu’ ya bir Sahabeyi misafir etme şerefini vermiştir.

Türbesi Hepkebirler Camii’ nin batı bitişiğinde bulunmaktadır. Son zamanlara kadar önündeki yoldan sarhoşların geçemediği, yola çıkıntısının olduğu gerekçesi ile geri çekmek için mezarların kaldırılma teşebbüslerinin amacına ulaşmadığı gibi tasarrufları ile bilinen türbenin, halkımızın gönlünde müstesna bir yeri vardır.

Seyid İbrahim Bilal Hazretleriin Şehadeti

İstanbul, M.S. 675’te Ömer bin Abdülaziz tarafından işgal edilmek istendiğinde Seyyid Bilâl hazretleri bu işgal altında bulunan bu gazilere yardım etmek istemiş ve bu amaçla Orta Asya dan gönüllü Türk savaşçıları çağırmıştır. Kardeşi Seyyid Ali Ekber Hazretleri de bu savaşçıların arasındadır.

Gönüllü askerler Karadeniz’de yol almaya devam ederken kötü hava koşullarından dolayı Sinop Limanı’na zorunlu yanaşırlar. Bu günkü Alâeddin Camii’nin bulunduğu yerde yorgun ve hasta askerleriyle konaklayarak dinlenmeye çekilmiştir. Ancak Sinop Tekfuru ve askerleri gözleyerek izlemiş ve durumlarından kuşkulanırlar. Bu kuşku üzerine Tekfur ve askerleri bir gece baskını düzenler ve üstün askerlik yeteneğine sahip Türk gönüllü savaşçıları bu baskına karşı koyarlar. Çıkan bu çatışmada sayılarının az, yorgun ve hasta olmaları gibi nedenlerle çoğu şehit olur.

Çevresi Tekfur ve tekfurun askerleriyle sarılan Seyyid Bilal Hazretleri düşmanı yararak birliği ile beraber bu baskından sıyrılmak ister. Bu sırada, bu gün Hükümet Konağının bulunduğu semtte, meydan kapısından şehri terk etmek üzere çarpışırken, çatışmanın en şiddetli anında Tekfurun bir kılıç darbesiyle başı düşer ve hemen düşen başını koltuğuna alarak şu anda türbesinin bulunduğu yere kadar gelir. Olay o anda orada bulunanlar tarafından hayretle izlemiştir.

İnanılması güç, gerçek dışı görünen bu olay karşısında, dini inancı olan ahali ve tekfur bu durumdan ürkerek şaşırmış ve korkmuştur. Tekfur hemen çatışmayı durdurmuş ve böyle ulu bir kimseyi öldürdüğü için ahali ve uyruklarının gözünde saygınlığını yitireceğini anlayarak yaralı Müslüman savaşçılara iyi davranmış ve şehitlerin İslam gelenek ve göreneklerine göre gömülmesine izin vermiştir. Seyyid Bilal Hazretleri’nin kardeşi Seyyid Ali Ekber Hazretleri de şehitler arasında idi. Tekfur neden olduğu bu acıklı olaydan son derece pişman olmuş ve “Ben bir ermiş kişiyi öldürdüm, Allah’ın beni affetmesi için Seyyid Bilal Hazretleri’nin üzerine bir çatı örtülsün ve onu görmeye gelenler beni çiğneyerek geçsin, belki o zaman affolurum” demiş ve öyle de yapılmıştır. Ölümünden sonra tekfur, türbenin kapısının eşiğine gömülmüştür.

Bu olaydan 539 yıl sonra, M.S. 1214 yılında Sinop kesin olarak Türkler’in yönetimine geçtiğinde, türbe Selçuklu mimarisine göre yeniden yapılmış, fakat kapısının yönü değiştirilerek şimdiki yerine alınmıştır. Seyyid Bilal Hazretleri’nin askerleriyle konakladığı yere ise Selçuk Türkleri Alâeddin Camii’ni yapmışlardır.Türbe Cezayirli Ali Paşa Camii içerisinde bulunur. Selçuklu mimarisine göre yeniden düzenlenen ve günümüze kadar o hali ile korunmuştur. (Devam edecek)

Yazarın Diğer Yazıları