
Asay-I Şerifi Ve Şu Kılıcı Bırakıyorum
Mustafa Özyurt
Hz. Ömer radiyallâhü anh, (Asâ Ve Kılıç) Hz. Ömerü'l-Faruk radiyallâhü anh Hazretleri bahsi geçen çeşmenin başına oğlunun birini bıraktı. “Oğlum sana şu mübarek Asay-ı Şerifi ve şu kılıcı bırakıyorum. Bunlar sana hediyem olsun. Bu mübarek suyu bütün gelene geçene içir. Çünkü bu su Kıyamet'e kadar kerâmet olarak kalacak, her tarafa gidecek ve bütün mahsûllerin mazarratlarının ilâcı şifası olacak” dedi. Bundan sonra Hz. Ömer ordusu ile birlikte Medine-i Münevvere'ye döndü. Bu muhterem zatın aman dileyen insanlara alâka gösterip yardımcı olması dillerde söylenen ve kulakları çınlatan destan oldu. Hz. Ömer radiyallâhü anhın çocukları Abdullah, Abdurrahman, Abdullah, Asım, Zeyd, Hafsa, Fatıma, Rukiye ve Zeynep'tir.
Hz. Ömerü'l-Faruk'un evlâdının tamamı dokuzdur. İçlerinde Hadis ilminde hafız olan Abdullah'tan başkası Hz. Ömer radiyallâhü anhe nisbet edilmemiştir. Mübarek suyun bulunduğu yerde kalan Hz. Ömer'in oğlu dünya evine girdi. Asil bir Türk ailesinin kızı ile evlendi. Bu şekilde İsfahan diyarında bir yandan görevinin idraki altında, bir yandan aile reisliğinin yüklediği sorumluluk tahtanda hayatını sürdürüyordu. Belirtilen ülkede Hz. Ömer radiyallâhü anhın nesli batını takibi ile devam edip gitti, İsfahan ile Şiraz arasında elan varlığını devam ettiren mübarek su “Sığırcık Suyu” namı ile bilinmekte, usulüne göre götürülen yerlerde tesirini göstermektedir. Dünya acibeler ve harikalarla doludur.
Bunlar hep Cenabı Allah'ın varlığını, birliğini, gücünün büyüklüğünü ilân eden alâmetlerdir. Şeyh Ali Semerkandî Doğdu Hz. Ömer radiyallâhü anhın mübarek suyun başında bıraktığı oğlundan Hz. Ömer'e mensup nesil dördüncü batına ulaşmıştı. Bu menkıbeler Şeyh Ali Semerkandînin terceme-i halini, çilehaneden çıkışını, mübarek topraklara gittiğini, Efendimizin manevî evlâtlığına kabul edildiğini, Hindi Çine gittiğini, bu ülkenin kralı ile görüştüğünü, onları imana davet ettiğini, orada bir kerametini izhâr eylediğini, Rum diyarına hicret ettiğini…, kaydetmiştir.
Kardeşinin Ahmed-i Kebir’dir. Bunlar büyüyüp Semerkant, Buhara, Taşkent, Horasan illerinde ilim irfan yuvası olan medreselerde uzun seneler tahsil gördüler. İlmin her çeşidinden anlayan Ş. Ali Semerkandî “Bahrul Ulûm” adlı büyük ve kıymetli bir tefsir kitabı yazdı. Mekke-i Mükerreme tarafından bir nur göründü. Mekke'de “Beytullah” vardı. Aynı nur Medine'yi de içine alıyordu. Bu iki mübarek beldeye sefer edecekti. Rabbimizin takdiri böyle idi. Kendisine : “Mekke'ye doğru” denilince harekete geçti, yolculuğa çıkıp Mekke'ye kadar geldi, Mescidi Haram'a vasıl oldu.
Bu kıymetli zat Mescidi Haram'da 14 sene İmam-Hatip olarak kaldı. Medine-i Münevvere'ye teşrif etti. Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellemin Ravza-ı Mütahhara’sında 7 sene türbedarlık görevini yürüttü. Şeyh Ali Semerkandî bir gün rüyasında Hazreti Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellem ile Hz. Fatıma aleyhisselâmı gördü. Her şeyi ve aradığını burada buldu. Hz. Fatıma r.aha: “Ya Ali, sen git Rasûlullâh s.a.v.in kabri şerifini ziyaret et. Seni mânevi evlâtlığa kabul edecek” dedi. Şeyh Ali Semerkandî hemen kalkıp Hazreti Fatıma'nın kabrine kadar gitti ve usulüne göre ziyaret etti.
Oradan Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellemin kabrine giderek murakabeye oturdu. Kabri Şerifte: “Lebbeyk Allahümme Lebbeyk” dedi. Kabri Şeriften bir nida geldi. “Lebbeyk ya Ali! Seni manevî evlâtlığa kabul ettim. Kıyamete kadar mucizatım baki kalsın. Beni ziyaret edemeyen fakir, mazeretli, parasız ümmetlerim mümkün ise seni ziyaret edebilirler. Sen benim varisim olduğun için beni ziyaret etmişler gibi kabul ederim” demek sureti ile iltifatlar yağdırdı. Rasûlullâh s.a.v.in huzurunda ağlayıp kendinden geçen Şeyh Ali Semerkandî Cenabı Allah'ın yolunda kendi varlığını tamamen eritmişti. Bir ara yine zatına görev yükleyen mukaddes bir nidaya muhatap oldu. Ve bu nidayı özellikle ve rahatlıkla işitti. “Ya Ali şu anda Hindi Çini irşat et” denildi. Şeyh Ali Semerkandî bu vazifeyi Medine'de aldı. Oradan Mekke'ye hareket etti. Kâbe-i Muazzamayı ziyaret etti. Rasûlullâh s.a.v. tarafından Hz. Ömer'e hediye olarak verilen mübarek suyun gizlendiği asâ miras tariki ile Şeyh Ali Semerkandî'ye intikâl etti.
ŞEYH ALİ SEMERKANDÎ HİNDİ ÇİN’DE
Kral bütün ülkeye ferman yazıp Hindi Çin ahalisini İslâm dinine davet etti. Ahali itiraz etmedi. Böylece bu ülkede yaşayan nice insanlar İslâm dinî ile müşerref oldular.
Orada biraz kalarak onlara Müslümanlık hakkında bilgiler öğretti. Hindi Çin'i küffardan kurtarmış oldu. İsfahan'a geldi, sılasına kavuştu. Ahmed-i Kebir isminde kardeşi ile görüştü.
Bir gün kendilerine ilham geldi. Birinin Rum diyarını irşat, diğerinin de orada kalması emrolunuyordu. Bu büyük vazifeye hem Ş. Ali Semerkandî, hem Ahmed-i Kebir talip oldu. Yaptıkları müşavere iyi bir sonuca ulaştı, ikisi de haklarına ve haklarındaki İlâhî takdire razı oldular. Sömeklerinden ayrılmış bulunan darı (mısır) danelerini yığın (öbek) yaptılar. Mısır öbeğinin üzerinde mısır öbeği bozulup dağılmadan veya ayak, diz ve eller öbeğe gömülmeden hangisi Allah rızası için iki rekât namaz kılmayı başarırsa o Rum diyarına gidecek. Diğeri orda kalacak. Müşaveredeki kavli karar böyle idi.
Esasen Ş. Ali Semerkandî ile Ahmed-i Kebir'e silsileyi takiple Hz. Ömer radiyallâhü anhden miras olarak bir asa ve bir de kılıç kalmıştı. Asayı alan gidip Rum diyarını irşat edecek, kılıcı alan da orda kalacaktı. İşte bu iki kardeş bu anlaşma ile darıdan yığın yaptılar. Önce Ahmed-i Kebir darı yığınının üzerine çıktı. “Ya Rabbi, Rum diyarına gidebilmem için senin rızan ile bu darı yığınının üstünde iki rekât namaz kılacağım” diye niyet etti. Namaza durdu, fakat ayakları darı yığınına biraz battı. Rükûa varınca biraz daha battı. Secdeye varınca darı yığını temelli dağılıverdi.
Darı yığını üzerinde namaz kılma sırası Şeyh Ali Semerkandîye gelmişti. Yine darılan toplayıp yığın yaptılar. Ş. Ali Semerkandî Hazretleri : “Ya darı yığını! Allah rızası için ve Rum diyarına gitmem için senin üzerinde iki rekât namaz kılacağım. Hiç dağılma horasan (tuğla tozu ile kireçten yapılan harç gibi) ol” dedi. Ve darı yığınının üstüne çıkıp niyet ederek namaza durdu. Ş. Ali Semerkandî namazı kılarken Ahmed-i Kebir: “Dur şimdi darı yığını dağılır, dur şimdi dağılacak derken” Ş. Ali namazı kılıp bitirdi. Bir de baktılar ki darı yığını horasan gibi birbirini tutmuş ve taş gibi olmuştu. İşte oranın ismi o zamandan beri “Horasan” adı ile Horasan diyarı olarak nam yaptı.
Şeyh Âli Semerkandî anılan kardeşi ile giriştiği imtihanı böylece kazanmış oldu. Ahmed-i Kebir: “Kardeşim ya Ali, sen Allah indinde daha makbulsün, hak şenindir. Al şu asa senin hakkın. Kılıç da benim” diyerek anlaştılar ve helâllaşarak ayrıldılar. Sonra büyük dedesi Hz. Ömerü'l Faruk'un çeşme yaptırdığı yere geldi. Asayı çeşmenin (pınarın) kurnalarına değirerek : “Ya mübarek, şu mübarek suyu em, sinene çek” deyip kurnalardan akan suyu yine asaya Cenabı Allah'ın izni ile gizledi. Suyun emmaresi ve kalıntısı aynı yerde günümüzde devam etmekte, İsfahan ve Şiraz arasında “Sığırcık Suyu” olarak bilinmektedir.
Daha sonra bu mübarek zat Rum diyarı olan Anadolu'ya hareket etti. Uzun ve uzayıp giden yolları katettikten sonra Konya'ya geldi. Sonra Alanya'ya. Alanya'dan ayrıldı, Örenşar'a kadar geldi.
Ş. Ali Semerkandî, Bir ara köylüler toplanıp aralarında: “Bir çoban bulsakta, şu ekinlerimizi hayvanlardan kurtarsak, çobansızlıktan ekinleri bütün başıboş hayvanlar yiyor, tepeliyor” diyorlardı. Şeyh Ali: “Ağalar siz çoban bulana kadar ben sizin mallarınızı güdüvereyim” dedi. Köylüler bu teklifi kabul ettiler.
İşte işin bu tarafını anlayabilecek basiret sahipleri her yerde bulunmazdı. Âleme anlamlı ve ibret dolu amaçlı düşüncelerle bakabilmek büyük insanlara mahsus bir nitelik. Hz. Musa da koyun gütmüş, koyunları sulamıştı. Ebu'l Beşer Hz. Âdem çift sürdü, öküzlerin peşinden yürüyüp evlek evlek tarlaları sürdü. Şeyh Ali Semerkandî başka bir şey değil ayni şeyi yapıyordu. (Devam edecek)