
Alabilirsen Al
Mustafa Özyurt
Allahın veli ve varisi nebi olan kulları, daima emniyet ve emanet sahibidirler. Gelibolu Subaşı’sı Has Ahmed Efendi’nin Mehmedi Bican hazretlerine “ Bize gönül verenlerle daima beraber oluruz” dediği gibi.
Has Ahmed Efendi Gelibolu’nu Subaşısı(Emniyet amiri)dir. Hac kafilesinin başında rehberleri yazıcızade Mehmed Efendidir. Kutsal mekanlara varırlar. Hac vazifesini ifa ederler. Artık Geliboluya dönme zamanı gelmiştir. Am kafile başkanı Mehmet Efendi ağır bir hastalığa tutulur. Yola çıkacak hali yoktur. Hemşehrilerine; ben size ayak bağı olmak istemem. Sizinle gelemem. Sizler Geliboluya gidin. İyileşince ben bir yolunu bulur gelirim der. Ve onları yolcu eder. Birkaç ay sonra kendine gelir. Dönmek için bir vasıta arar bulamaz. Kabenin bahçesinde kara kara düşünmeye başlar. Bir Allah dostu yanına sokulur.
“ Ey güzel insan seni günlerdir gözlüyorum. Senin bir derdin mi var. Hele bir deyiver de, derdine derman olayım”der. Yazıcızade mehmed Efendi derdini anlatır. Karşısındaki mübarek zat gülerek
Bu kolay iş. Biz seni Geliboluya göndeririz. Sen Geliboluda kimleri tanırsın?diye sorunca;
Yazıczade, herkesi tanırım herkes de beni tanır”der. O zat; “sen Has Ahmet’i de tanırmısın?” diye sorar. O, “tabi tanırım. O bizim Subaşımızdır. İyi görüşürüz. Daima sohbetlerimize katılır”deyince; o zaman Gelibolu’ya varınca benden selam söyle. Madem ki çok samimisiniz, selamın arkasından da onun ensesine bir tokat çak” diyerek Mehmed Efendinin eline bir mum tutşturarak yakar mumu. Bir kuvvetli ışık çıkar ve gözlerini alır. Gözlerini kapakmak zorunda kalır Mehmed Efendi. Biraz sonrada ne oldu diye gözlerini açar. Açar ama şaşkınlık içerisinde kalır.
Zira kendi Geliboludadır. Şaşkın şaşkın etrafına bakınırken yanıbaşında Has Ahmed te belirir. “ Hacı Efendi hoş geldin sefa geldin haccın makbul ve mebrur olsun. Bizlere neler getirdiniz o mübarek beldelerden “diye sorar. Yazıcızade şaşkınlığını zor atarak efendi sana mübarek bir zattan çok özel selam getirdim der.
Has Ahmed gülerek;-“ peki selamı arkasından da ensemize bir de tokat varmı?”deyince Mehmed Efendinin gözleri açılır. “ sen benim Mekkede konuştuklarımı nereden biliyorsun?” deyince;
Has Ahmet “-daha da ötesini biliyorum. Senin göz açıp kapayıncaya kadar kısa bir anda Kabeden buraya geldiysen, bizde aynen böyle, bu beldeden oranın aşkıyle yanan garibleride oraya böyle gönderip getiriyoruz” diyerek manevi derecesinden Yazıcızade’ye bir sır verir.(Ahmet Tuna S.çanakkaleye g.erleri) şükürler olsun bizim tarihimiz böyle güzel insanlarla dopdoludur…
Yazıcızade Mehmet Efendilerin Hacı Bayram-ı Veli hazretleri ile zahir ve manevi ilimlerle alakaları vardır. Biz Hacı Bayram; -ı Velî ile mevzumuza devam edelim.
Hacı Bayram -ı Velî’nin doğduğu Zülfadl (Sol-Fasol) köyünden bir genç askere çağrılmıştı. Yetim olan bu temiz genç, babasından kalma birkaç altınını, annesinden kalan hâtıra bilezik ve küpleri emânet edecek bir kimse bulamadı. Hepsini küçük bir çekmeceye koyup, Hacı Bayram-ı Velî'nin türbesine getirdi. Türbeyi ziyâret edip;
"Yâ hazret-i Hacı Bayram-ı Velî! Beni vatanî vazifemi yapmak için çağırdılar. Annemden ve babamdan kalma şu hâtıralraı emânet edecek bir kimse bulamadım. Bu küçük çekmeceyi zâtı âlinize emânet bırakıyorum. Eğer askerden dönersem, gelir alırım. Şâyet dönemezsem, istediğiniz bir kimseye verebilirsiniz!" diye münâcaat etti. Sonra çekmeceyi sandukanın kenarına koyarak ayrıldı.
Aradan yıllar geçti. Gencin askerliği bitti ve emânetini almak üzere Hacı Bayram-ı Velî'ye geldi. Ziyâretini yapıktan sonra, çekmeceyi koyduğu yerde buldu. Hiç dokunulmamıştı. Orada türbeyi bekleyen türbedâra; "Bu çekmece benimdir. Askere gitmeden önce emânet bırakmıştım. Şimdi alıyorum." dedi.
Türbedâr; "Tabi, alabilirsen al. Çünkü ben, bir defâsında bu çekmecenin yerini değiştirmek istedim. Fakat bütün uğraşmalarıma rağmen yerinden bile oynatamadım. Bunda bir hikmet olduğunu düşünerek, bir daha elimi bile sürmedim."
Genç, çekmecenin yanına gelip, Hacı Bayram-ı Velî'ye teşekkür etti ve emânetini alarak köyüne döndü. Efendim, bu gib tecelliyatın vukuu herkesde zuhur etmeye bilir ki, bu bir niyet yani kalbi bir hususdur. Acaba kelimesini götürmez! Allah doslarından daha emin bir kimsemi olur? Olma olmasına da o kalb bizde olsa!!!
NE SEN GÖRÜRSÜN NE DE BEN
Osmanlı Sultânı İkinci Murâd Han, Hacı Bayram-ı Velî'yi son derece severdi. Fırsat buldukça, sık sık ziyâretine giderdi Edirne de kaldığı sıralarda. Bir defâsında, dört yaşındaki oğlu Şehzâde Mehmed ile berâber Hacı Bayram'a gelip, elini öptüler. Sultan Murâd Han, sohbet sırasında Hacı Bayram'a;
"Efendim, İstanbul'u alıp, kâfir diyârını İslâm'ın nûru ile nûrlandırarak, çan çınlamaları yerine ezân seslerinin yükselmesini arzu ederim. Bu hususta duâlarınızı beklerim." dedi. Hâcı Bayram-ı Velî;
"Allahü teâlâ, ömrünüzü ve devletinizi ziyâde etsin. Yalnız, İstanbul'un alındığını sen ve ben göremeyiz." dedi, sonra da, şehzâde Mehmed ile Akşemseddîn'i göstererek;
Ama şu çocukla bizim köse görürler." buyurdu.
HACI BAYRAM VELİ SULTAN II. MURAT İLE BULUŞUYOR
Somuncu Baba’nın nezaretinde seyr ü sülükünü tamamlayan ve velayet basamaklarında ilerleyen Hacı Bayram, mürşidinden, o nereye giderse onun yanında beraber gelmek istediğini söylemiş, o da bunu kabul etmiştir. Bundan dolayı mürşidi Bursa’ya gittiğinde Hacı Bayram da yanında gitmiş, Bursa’dan ayrıldıktan sonra onunla beraber hacca gitti. Hac vazîfelerini yaptıktan sonra Aksaray’a geldiler. Orada hocasının 1412 (H. 815) senesinde; “Halîfem, vekîlim sensin.” emri üzerine, bu ağır vazîfeyi üzerine aldı. Aynı sene hocası vefât edince, defn işleriyle meşgûl olup, cenâze namazını kıldırdı.
O dönemde Ankara ve genel olarak Osmanlı devleti siyasî, sosyal, ahlakî ve dinî bir kargaşalık yaşıyor; Timur istilası, Yıldırım Han’ın oğullarının taht kavgası, Şeyh Bedreddin olayı, sosyal çözülme ve bunun neticesi olarak sefahat ve ahlakî bozukluklar, devleti ciddi biçimde tehdit ediyordu. Böyle bir dönemde müderrisliği bırakıp tasavvuf yoluyla halkı irşada başlayan Hacı Bayram, Anadolu’nun ortasında bir sevgi ve kardeşlik mektebi kurdu, toplumun tekrar birleşmesinde büyük bir manevî rolü oldu.
Hacı Bayram-ı Veli’ye , Açtığı ilim ve irfan ocağına, devrinin meşhur alimleri, hak aşıkları akın etti. Anadolu’nun her yanından ona mürid olmak üzere gelenler arasında Şeyh Akbıyık, Göynüklü Uzun Selahaddin, Bursa ziyaretlerinde talebeliğe kabul ettiği Yazıcızade Mehmed Efendi ve kardeşi Ahmed Bîcan, Germiyanlı Şeyhî, Molla Zeyrek, Akşemseddin ve Damadı Eşrefoğlu Rumi, ile Fatih Sultan Mehmed Hanın hocası Akşemseddin bunların en meşhurlarıdır.
Halifeleri arasında Akşemseddin’den başka Bayramî-Melamîliğin pîri olan Bıçakçı Dede Ömer Sikkinî ile Celvetîliğin Bayramiyye’ye bağlanmasını sağlayan, Hz. Üftade’nin şeyhi Hızır Dede de vardı. Böylelikle Hacı Bayram, Osmanlı maneviyat tarihinde merkezî bir konumda bulunmuş oluyordu. (Devam edecek)