Mükremin Kızılca

Üstün Millet Olmanın Sırrı Ülkü ve Ülkücülük

Mükremin Kızılca

İnsanoğlu nereden gelip nereye gittiğini keşfeden tek varlıktır.

Bu gerçek “Velekad kerremnâ… / Biz insanoğlunu kerametli kıldık…17/70 ” ayetiyle netleşir.

Ülkü bir dava demektir. İnsanoğlunun bir davası olmalıdır. Sadece dünyada kalacak, ilahi ve uhrevi yanı olmayan şeylerle bu kerametini harcarsa sorumludur insanoğlu.

Türk Milletinde ülkü, İla-i kelimetullah / Allah’ın kelimesini yüceltmek olarak somutlaşmıştır. Ülkücü Müslüman Türk bu hedefe kilitlenen kişidir. 

Ülkücünün particilikle bir işi olmaz, bu nedenle her partide o partiyi davasına bir araç olarak kullanmak üzere yer alabilir. Bu nedenle iktidar olmasa bile iktidara taşır.

Bu bakımdan İyi Parti, Milliyetçi Hareket Partisi hatta diğer partilerdeki ülkücüler arasında asla bir fark yoktur.

Ülkücünün Kızılelma’sı vardır, bu Kızılelma Turan ve Cihan hâkimiyeti mefkûresidir.

Turan: akraba bağlarımız olan halkların birlikteliğidir ki “Önce akrabanı uyar 26/114” ayetiyle onları davamız olan hak din etrafında toplamak bir görevdir.

Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi ise Allah’ın bu necip Türk milletinin ülkücü evladına yüklediği evrensel bir tebliğ görevidir ki bunun adı ila-i kelimetullahtır.

Ülkücü dava sahipleri bu hedeflere “Türk İslam Sentezi” adıyla kilitlenmiştir.

İslam’ın ana kaynakları olan Kur’an ve Sünnet, arasına üçüncü bir ortak kabul etmez ama zamana ve zemine göre adet ve töreleri de bir yasa kabul eder.

Yani Kur’an ve Sünnette yer almayan durumlarda teamüller, ananeler ve töreler devreye girer. Bu hususta her millet kendi töresini uygulayarak hayatını zenginleştirir.

Türk Töresi Kur’an ve Sünnete aykırı olmayan,  atalarımızdan bize intikal eden güzelliklerle doludur.

Bu hususta Anadolu’yu gezen ünlü gezgin İbni Batuta şöyle demektedir:

“Anadolu’da bir yere misafir olduğumuzda etrafımızı erkek kadın Türkler sarar ve bize çok iyi muamele ederlerdi. Oradan ayrılacağımızda kırk yıllık akraba ve ailedenmişiz gibi bizi uğurlarlardı. Kadınlar ardımızdan üzülür ağlarlardı. Erkekleri bize haftanın bir gününde yaptıkları sıcacık ekmeklerden getirirler ve hanımlarımız sizden dua ister, der, ikram ederlerdi. Anadolu’da Türkler sünnetleri tam kılarlar, aralarında mutezile, kaderiye ve benzer hiçbir yanlış inanç sahibi yoktur.” İbni Batuta 1377

Türklerin üstün millet olmasına gelince:

“Sizleri tanışasınız diye halklara ayırdık…49/13” ayeti icabı, hiçbir insanın diğerine insan olarak bir üstünlüğü yoktur. Ayetin devamı olan “Allah katında en üstününüz Ondan en fazla sakınanınızdır” gereği Allah’ın hak dinini en iyi temsil ve tebliğ edenler en üstünlerdir.

İşte buradan hareketle: Kur’an’ı Kerimde bir ayette “Müslümanların en büyük düşmanı Yahudilerdir 5/82” buyrulurken, altı ayette “Biz Musa’ya inananları bütün âlemlere üstün kıldık” buyrulmaktadır.

Bunun sebebi bu insanlar “Ben sizin en büyük ilahınızım 79/24” diyen bir Firavun zalimine karşı denize yaya yürüyüşe geçen müminlerdir. Yani üstünlük imanda ve Allaha teslim olmaktadır. O zamanda da imanın temsilcileri onlardır.

Nitekim Allah cc:

“…İnanıyorsanız en üstün sizsiniz! 3/139” buyurarak bunu bir ilke haline getirmiştir.

O halde bin yıldır Asya’da ve Avrupa’da akıncılık yapan ve İslam sancağını en yüksek burçlara dikmek için cihada koşan Necip Türk Milleti en üstündür. Türk ırkının üstünlüğü ila-i kelimetullaha olan sadakatinden kaynaklanır. Aksi halde imanını kaybeden bir Türkün adı sanı batıl gitmeye mahkûmdur.

Türk Ülkü Davasının hedefi önce ülkesini, sonra soydaşlarını daha sonra da bütün dünyayı zulümden uzak, adaletle dolu, yüksek derecede yaşanır bir refah düzeyine, Allah’ın Hak dinine aykırı düşmeksizin ulaştırmak için çalışmaktır. Dokuz Işık Doktrini de bu hedefi gösterir.

Zamanımızda da son Türk devleti Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Müslüman Türk Milleti bütün dünyaca İslam’ı ferdi olarak en iyi yaşayanlar olarak bilinir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti de bütün dünyada mazlumlara bir ümit vaat eden bir konumda olarak necabetini yakalamaya çalışmaktadır.

Yazarın Diğer Yazıları