Mükremin Kızılca

Taşlık Kilikya'ya Yolculuk

Mükremin Kızılca

Burası taş ilidir.

Taşta yürür, taşa basar, taşlar üzerinde seğirtiriz. Taşın adı kepirdir, tapırdır, saydır, kayadır, kildir, kayraktır, mermerdir burada.

Taş üstünde taş vardır, evleri, ağılları, kelifleri, çardakları taştandır. Tavan ve çatıları ise taşların kadim dostu ardıçtır. Boz kandakların içinde culalar, karatavuklar ciyaklar, kayaların yüzeyinde gök güdükler çığlık atar, kuyrukkakanlar kuyruk kakar burada.

Oyunlarımız, yalak taş, üçtaş, beş taş, dokuztaş, sapan taşı, lastik taşı gibi taş ve toprakla olur bizim. Merkezi Ermenek olan, Ermenek’ten geçen Göksu’nun milyonlarca yıldır oluşturduğu vadinin kayalık etrafına Taşeli denmektedir.

Rakımı yer yer 2000 – 2500 metreye ulaşan yaylaların araları Göksu’ya dikine dökülen derelerle, zaman zaman geçit vermez şekilde kanyonlarla ayrılmış olan Taşeli’nin batısını Akseki, doğusunu Silifke oluşturur. Taşeli: İç il karşılığı olan Dış İl terkibinden bozma değildir. Taş ve ili kelimelerinin birleştirilmiş şeklidir. Zira Ermenek’in kendisi de tarihte İçi İl merkezi olmuştur.

Malum olduğu üzere Taşeli bölgesinin antik çağdaki adı Taşlık Kilikya’dır. Bunun Latince yazılışı Kilikia Trakheia’dır. Taşın Osmanlı metinlerinde Farsçadan giren karşılığı “seng” ve ülke anlamına gelen sitan kelimesiyle terkibi Sengistandır ve taşlık yurt, taş ili demektir.

Borucaklı derelerin, sümbüllü yamaçların, çiğdemli, tepelerin, nergizli yer bağların çocuğu!

Karamıklı, kekikli, çekmeli, gevenli, kepirli, ardıçlı yaylaların oğlu! Kayalarda mor menevşeler, kırmızı topraklı koyaklarda özenekler seni bekler. Seni bekler tespiler ala değnek düzmen için, seni bekler göbetler gelip de yüzmen için.

Seni bekler sütlengiçler bir dalını koparıp da sütünü akıtarak banacağın suyun üstündeki alafları süzmen için.

Kayaların üzerindeki kınaları tükrüğüyle ıslatıp eline yakan, belinde azığı elinde kazığı çalı çalı seğirtip evdeki kardeşine çiğdem söken mor fistanlı kız neredesin?

Çağlayan Ermenek lastikleriyle böğelek tutan inekleri, ağlayan gözlerle Ak İn, Kar’in, Alac’in’de bulabildiğin günleri hatırlar mısın?

Bir elinde palaz kevkisi, bir elinde çekirge avcısı değneğinle avcılara keklik otu topladığını bilir misin?

Evet, bilirim ve hiç unutmadım bile. Bu nedenle her fırsatta dağlara veririm istikametimi. Bu sefer de öyle oldu. Benim gibi hatta benden de öte, bu coğrafyanın aşığı ve delisi bir arkadaşla çıktık bu sefer dağlara. Karamanoğulları Tarihi Araştırmacısı Eğitimci Yazar Sayın Şerafettin Güç’tü bu arkadaş. Seni Nepal steplerinden daha vahşi yerlere götüreceğim, demişti.

Sarıveliler ile Başyayla arasındaki, Büyükkarapınar yaylasıydı burası. Tam tırmanışa geçeceğimiz yerde bir levha ilişti gözümüze: Kisse Ören yeri, yazıyordu. Evet, orasıydı, Elma Yurdu köyünün eski adı olan İzneboli buradan geliyordu, Zenon’un kenti demekti bu.

Ancak İznebol varken Büyükkarapınar yoktu, Büyükkarapınar 1700’lü yıllarda kurulan bir köydü. Bu Zenon kenti şimdi Büyükkarapınar yaylasında yer alıyordu.

Levhanın gösterdiği yöne yöneldiğimizde karşıdaki kulübeden bir ses duyduk: Durun, giremezsiniz! Kimsiniz? Diyordu bize hitaben. Yanımıza gelen bir bekçiydi, devlet üç vardiya ile Kisse Ören yerini koruma altına almıştı.

Kisse’de büyük bir resmi kazı başlatılmış şu andaysa kış hesabıyla ara verilmişti.

Oh! Dedik, devletimiz ve milletimiz sağ olsun, Allah onlara zeval vermesin. Artık dünya mirasını koruyan, yağmacılardan ve bilinçsiz ve yasal olmayan müdahalelerden muhafaza eden bir devletimiz var! Al bayrağın dalgalandığı Kisse yani Zenon kentinin büyük kilisesinin kemerlerinin göründüğü tepeyi geriden izlemekle yetindik.

Buradan asıl hedefimiz olan Büyükkarapınar köyü Başpınar yaylasının zirvesine doğru rotamızı çevirdik. Zerre toprağın olmadığı kepirlerin ve sayların üzerinde bir saat yürüdük. Burada bir taş yolu bize kısmen de olsa yol gösteriyordu.

Durduğumuz ve bütün Taşeli’ni izlediğimiz zirve: Asar kalesi, Hisar kalesi, Tolbunar kalesi, Hisarönü, Bağdat yaylası, Katran beleni, Altıntaş tepesi, Yunt dağı gibi bütün doruklarla bir hizadaydı.

2000 yıl önceki insanlar bu zirvelere ateş yakarak dumanıyla haberleşiyorlarmış.

Bulunduğumuz zirve, Başyayla’nın Büyük Karapınar köyü ile Sarıveliler’in Küçük Karapınar köyünün sınır olduğu mevkiydi. Burası Asya’daki Nepal steplerinden daha vahşi ve yalnız bir yerdi. 2000 metre üzeri zirvelere şahit olan bu steplerde toprak yoktu, tek bitki sadece kaya aralarından fışkırıp çıkan ardıç ağaçlarıyla kayaların üzerinde ve aralarında biten kekik, geven ve yavşanlardı.

Kasım ayının ortalarında yazdan kalma bir gün ortasında düz kayalara oturup orta Torosların da tam ortasında endemik bitki rayihaları eşliğinde Ermenek’e kadar olan bütün vadi ve köyleri izleme imkânı bulduk.

Yazarın Diğer Yazıları