Mehmet Bina

SİYAH YÜZLÜ GENCİN EVLİLİĞİ

Mehmet Bina

Yüzü simsiyahtı. Ama kendisi boyamamıştı ki! Kaldı ki, kalbi bembeyazdı. Buna rağmen onu basite alanlar vardı. Dedi ki: – Ya Resûlallah, yüzümün siyahlığı cennete girmeme mani midir?  – Asla!    – O halde beni niçin insanlar hor görüyorlar, kimse bana niçin kızını vermiyor? – Amir bin Veheb’in evine git ve “Resûlullah selamı var, kerimeni bana nikahlamanı emretti” de. Siyah yüzlü genç hemen adrestedir. Kızın yanında babaya selamı aynen tebliğ eder ve teklifi de açıkça anlatır.  Baba kızgın, hemen reddeder. Ancak, teklifi dinleyen kızcağız babasını ikaz eder: – Babacığım, vahiy gelir de sonra seni mahcup eder. Ne biliyorsun bu olayı Rabbimin emretmediğini? Efendimiz (sav)’in o emri tebliğ buyurmadığını? Hemen git, Resûlullah’tan özür dile ve beni o gence nikâhla. Resûlullah’ın uygun bulduğunu ben de uygun bulurum. Kızının ikazıyla mescide koşan baba özür diler: – Söylediğinin doğru olup olmadığını bilmiyordum. Demek ki doğruymuş. Kızımı verdim. Şu anda nikahlısıdır. Efendimizin gence emri– Git, evini hazırla, aile oturacak şekilde döşe. – Benim ev döşeyecek tek dirhemim bile yok!.. – Öyle ise Ali’ye, Osman’a, Abdurrahman bin Avf’a git. Onlar sana ikişer yüz dirhem versinler. Uçarcasına gider. Onların her biri, emredilenden fazla yardımda bulunurlar ve sıra çarşının yolunu tutmaya gelmiştir. Bir ev hazırlamak için gerekli para elde mevcut. Hele zevcesi, ümidinin de üstünde bir azizedir âdeta… Çarşı yolunda hızla giderken kulağına bir ses gelir. Önce anlayamaz, duraklar ve nefesi kesilircesine dinler. Evet, evet yanlış anlamamıştır, doğrudur. Ses herkese ilan etmektedir: – Ey kendini Allah(cc)’a asker bilen Müslümanlar! Derhal atınıza binin, cihada yönelin. Ordu mescidin dışında beklemektedir. Siz böyle gün için varsınız dünyada! Düşman ani baskın yapacak! Şimdi ne olacak?.. Cihada mı gitsin, evlenmeye mi?.. Yönünü hemen değiştirir, demirciler çarşısına gider. İlk işi bir kılıç, sonra bir zırh, daha sonra da bir at almak olur. Elindeki paranın hepsini de harcamıştır. Ama cihad için lazım olan silahını da tamamlamıştır… Sıçradığı atının üzerinde kuş gibi uçar, bekleyen orduya toz duman içinde karışır. – Bu genç, herhalde Bahreyn’den gelen biridir, derler. Ancak onun siyahlığını fark eden ResûlullahAleyhisselam: – Sen Saad mısın? buyurur. – Evet, deyince de dua eder:  – Ceddine saadetler!.. Kumlu çöllerden geçilir, tozlu yollardan gidilir ve nihayet düşmanla müthiş bir savaş başlar… Herkes cesaretle ileri atılır. Ama içlerinden biri herkesten de cesaretle atılır; saldırdığı tarafın adamlarını sağa sola püskürtür. Neden sonra meydan sakinleşir, düşman kaçmış, müşrikler yok olmuşlardır. Şehitler tespit edilirken, bir ses: – AllahüEkber ! Evlenmek üzere olan Saad da şehit! Efendimiz onun cesedi başına gelir, mahzun şekilde bakar: – Seni Havz-ı Kevserimin başında bekleyeceğim! Bir hayret nidası daha: – AllahüEkber !  Sonra döner, oradakilere hitap eder:             – Kılıcını, mızrağını ve atını alın, kendisini gönüllü olarak isteyen kızcağıza verin. Babasına da deyin ki:  – Kızını vermekte tereddüt ettiğin siyah yüzlü gence AllahüTeala cennet hurilerini lâyık gördü!  Ve hayret nidaları birbirini takip eder.

KUR’ANI İNDİĞİ GİBİ OKU

Bir genç hafızlığını tamamlarken her gün sabaha kadar Kur'an'ı hatmeder.Bundan dolayı da sabah derslerine yorgun ve bitkin olarak çıkar. Durumu öğrenen hocası Kur'an'ı bu şekilde okumasını arzu etmediği için bir gün onu karşısına alır ve:-''Evladım! Biliyorsun Kur'an, indiği gibi okunmalıdır . Bu gece sen Kur'an'ı, karşın da ben varmışım gibi oku.''
Genç gider ve Kur'an'ı hocasına okuyormuş gibi okur. Sabah huzura geldiğinde :
-''Efendim, bu gece yarısına kadar Kur'an'ın ancak yarısını okuyabildim.''der.Bunun üzerine hocası :
-''Pekala bu gecede EFENDİMİZ'E okuyor gibi oku!''emrini verir.
Talebe şaşkınlık ve heyecan içinde Nebiler Serveri'nin huzurun da olduğu düşüncesiyle o gece daha dikkatli okur .Ertesi gün de üstadına Kur'an'ın ancak dörtte birini okuyabildiğini söyler.Üstadı talebesindeki manevi yükselişi görünce :-''Bugün de o emin melek Cebrail'in Efendimiz'e (S.A.S.)tebliğ ettiği anda dinliyor gibi oku!''der.
Talebesi ertesi gün :-''Vallahi üstadım, bugün ancak bir sure okuyabildim.'' der.
Üstadı son adımı atar:-''Evladım! Şimdide onu binlerce hicabın verasında bulunan Yüce Rabbimiz'in huzurunda okuyor gibi oku!Düşün ki O seni dinliyor ve Kur'an'ı senle mukabele ediyor!''
Talebe ertesi gün gözyaşları içinde üstadına gelir ve şöyle der :
-''Üstadım! Fatiha'dan başladım ilk ayetleri okudum;ama 'İyyakena'budu'demeye bir türlü dilim varmadı.Çünkü 'Sadece sana kulluk yaparım!' diyemedim.''

 

Yazarın Diğer Yazıları