Mehmet Bina

Hicretin Başlangıcı (9 Eylül 622) Ve Hicret Yolunda Sürâka (Ra)

Mehmet Bina

-Mekke müşrikleri Peygamberimiz (sav)’e karşı İslâmiyet’i tebliğe başladığı andan itibaren olumsuz bir tavır takındılar. Bu tavır sadece İslâm’ı reddetmekten ibaret kalmadı; Peygamberimiz (sav) alaya alındı, ona inananlara baskı uygulandı ve bu baskılar İslâmiyet’in Mekke’de yayılmaya başlaması üzerine eziyet ve işkenceye dönüştü. 
-Ashabının başına gelenlere son derece üzülen ve işkenceleri engellemeye de gücü yetmeyen Resûl-i Ekrem (sav) aralarında Hz. Osman ve hanımı Peygamberimizin kızı olan Hz. Rukıyye'nin de bulunduğu bir grup müslümanın 615 yılında Mekke'den Habeşistan’a gitmesine izin verdi ve ilk hicret gerçekleşmiş oldu.
-Mekke'de şstedği neticeyi alamayan Peygamberimiz (sav), Câhiliye devri âdetlerine göre hac vazifesini yerine getirmek ve çevrede kurulan panayırlara katılmak için değişik bölgelerden Mekke’ye gelen Araplar arasında İslâm’ı yaymak maksadıyla çeşitli faaliyetlerde bulunmaktaydı. 620 yılındaki hac mevsiminde Yesrib (Medine) halkından bir grupla Akabe’de karşılaştı ve onlara İslâm’ı tebliğ etti. Hazrec kabilesine mensup olan altı kişilik bu grup İslâmiyet’i kabul edince, Hz. Peygamber onlardan kendisini Yesrib’e götürüp himaye etmelerini ve böylece İslâm dinini yaymasına yardımcı olmalarını istedi. 
-Bir yıl sonra Mekke’ye 12 kişi okarak gelip Akabe’de Hz. Peygamber’le buluştular ve biat ettiler.  
Bunlarla beraber Medine'ye giden Musab bin Umeyr'in de çalışmasıyla bir yıl sonra 75 kişi Akabe'de müslüman oldu.
Bu ikinci akabe biatından sonra Hz. Peygamber (sav) ashabına Medine’ye hicret etmeleri için izin verdi. 
Aynı yıl içinde kendisi de Hz. Ebû Bekir’le hicret etti. Böylece İslâm tarihinde yeni bir dönem, Medine dönemi başlamış oldu.
-Medine’ye hicret eden ilk sahâbî Ebû Seleme el-Mahzûmî’dir. Ebû Seleme Akabe biatlarından bir yıl önce (620) tek başına Medine’ye gitmiş, Mekke’den çıkışı engellendiği için onunla birlikte hareket edemeyen hanımı Ümmü Seleme ise yaklaşık bir yıl sonra küçük yaştaki oğlu Seleme ile birlikte hicret etmiştir. 
-Ashabın büyük çoğunluğu kısa sürede Medine’ye göç etti; geride sadece Hz. Peygamber (sav) ve Hz. Ebû Bekir ile aileleri, Hz. Ali ve annesi, ayrıca hicrete güç yetirememiş veya gidişleri engellenmiş belli kişiler kalmıştı.
-Müslümanların büyük çoğunluğunun Medine’ye yerleşmesi ve İslâmiyet’in orada güçlenmeye başlaması Mekke müşriklerini korkuttu; Hz. Muhammed’in de bir gün oraya giderek ashabıyla birlikte kendilerine karşı bir tehlike oluşturacağından endişe ediyorlardı. 
-Buna karşı bir tedbir almak üzere müşrikler Dârünnedve’de toplandılar uzun müzakerelerden sonra Ebû Cehil’in teklifiyle Hz. Peygamber’i öldürme kararı alındı. Bu kararı sadece bir kişi değil, Kureyş kabilelerinin her birini temsilen görevlendirilecek silâhşorlardan oluşan bir grup yerine getirecek, böylece Hâşimoğulları’nın kan davasına kalkışması önlenecekti. 
-Peygamberimiz (sav) de Cebrâil vasıtasıyla durumdan haberdar oldu ve hicret etmek üzere harekete geçerek hemen Hz. Ebû Bekir’in evine gitti.
-Aslında müşrik olan ama görevinin ehli ve mert olan Abdullah b. Uraykıt'ı yol rehberi olarak tuttular.
Bu rehbere, Hz. Ebû Bekir hicret için önceden hazırladığı iki deveyi verdi ve üç gün sonra Sevr dağının eteğinde buluşmak üzere onunla sözleşti. Daha sonra beraberce yola çıkarak Mekke’nin güneybatısındaki Sevr dağına vardılar ve bir mağaraya gizlendiler. Burada kaldıkları üç gün boyunca Hz. Ebû Bekir’in oğlu Abdullah geceleri gelerek elde ettiği bilgileri onlara aktarmıştır.
-Mekke'lilerin 9 Eylül 622 günü (safer ayının 26 sı) suikast kararı aldıkları ve Resûl-i Ekrem’in o gece Mekke'yi terkederek Sevr mağarasına gittiği, dolasıyla hicretin başladığı tarihtir ve
12 Rebîülevvel (24 Eylül 622) de Medine’ye girdiği rivayet edilmektedir. (DİA)
HİCRET YOLUNDA SÜRÂKA VE KİSRA'NIN BİLEZİKLERİ.
-Sürâka Bin Mâlik (ra), akıllı, zeki bir kişiydi. Mekke'de Kudeyd mahallesinde oturmuştu. Resûlullah (sav) hicretinde müşrikler tarafından vadedilen yüz deveye sahip olma arzusuna kapılmıştı. Fakat onun İslâm'a girmesine de bu hadise vesile olacaktı. 
-Şöyle ki: Kudeyd'de kabilesi toplantı halinde iken Kureyş'ten biri geldi. "Ey Sürâka! az önce üç kişilik bir yolcu kafilesi gördüm. Muhammed ve arkadaşı olduğunu zannederim." dedi. Sürâka: "Hayır o senin gördüğün kimseler falan kişilerdir. Biraz önce geçmişlerdi. Onları biz de gördük." diyerek geçiştirdi. Kimsenin haberdar olmasını istemedi. Önemli bir şey yokmuş gibi davrandı. 
-Evine geldi, hizmetçisine, atını ve silâhını alıp vadinin arkasında kendisini beklemesini söyledi.
Müşriklerin âdetlerinden olan fal oklarını üç defa çekti. Her çekişinde boş çıkmıştı. Fakat Sürâka'nın gözünü dünya hırsı bürümüştü. Yüz deveyi elde etmek için mutlaka bu işe teşebbüs edecekti.
-Oklarını aldı ve atına binerek çöllere düştü. Atı bir kaç kez tökezleyerek onu düşürmüştü. Fakat o bütün hırsıyla yola revan oldu. Nihayet izlerini takip ede ede yaklaşmıştı. 
Allah Resûlünü ve arkadaşı Hz. Ebû Bekir (r.a.)'ı uzaktan gördü. Yüz deveye sahip olma ümidleri içerisinde: "Ya Muhammed! Seni bugün benden kim koruyacak?" diye sataşmaya başladı. Resûl-i Ekrem (s.a.) Efendimiz son derece sâkin bir şekilde: "Beni Cebbâr ve Kahhar olan Allah korur." diye cevap verdi.
-Sürâka Bin Mâlik yaklaştığını zannetmişti. Bir de ne görsün atının ön ayakları kumlara gömüldü. Yırtındı, parçalandı atını çıkardı. İki adım atmadan atı yine kumlara gömüldü. Üçüncüde de aynı duruma düşünce çaresiz teslim oldu ve yardım istedi. "Ya Muhammed! Bildim ki bu senin işindir. Duâ et de kurtulayım. Azığım, eşyam ve silâhım sizin olsun. Söz veriyorum, arkamdan gelenleri sizi takip etmekten vazgeçireceğim." diye yalvarmaya başladı.
-Rahmet Peygamberi Eendimiz ona duâ etti ve Sürâka'nın atı kurtuldu. Sonra ona: Bizim azığa ve eşyana ihtiyacımız yok. Sadece sen peşimizi takip edenleri vazgeçir." buyurdu. Bir de emannâme istedi. Sevgili Peygamberimizin emriyle Hz. Ebû Bekir (r.a.) yazıp verdi. 
-Ayrılırken Resûl-i Ekrem (s.a.): "Sürâka! Kisrâ'nın bileziklerini taktığın zaman kim bilir nasıl keyiflenirsin?" buyurdu. Hayret içerisinde kalan Sürâka: "Hürmüz'ün oğlu Kisrâ'nın mı?" diye sordu. "Evet!.." cevabını aldı. Fakat hayreti teskin olmadı.
-Sürâka Bin Mâlik gerisin geri döndü. Gelenlere de: "Dönünüz. Ben buraları aradım. Kimseyi göremedim. Başka taraflara bakalım" diyerek onları da döndürdü.
-Peygamberimiz (sav)i öldürerek büyük mükâfata ermeyi uman Sürâka şimdi mûnis, uysal biri olmuştu. Kükreyen aslan gibi yola koyulan Sürâka'nın kalbi iyiliğe yönelmişti. Allah'ın Resûlünü kolluyordu.
-Mekke'ye dönen Sürâka'yı Ebû Cehil karşılamıştı. Ona sitem etmişti. Sürâka da: "Ey Ebû Cehil! Eğer atımın ayaklarının kuma nasıl gömüldüğünü görseydin, hiç şüphe etmeden Muhammed'in bir peygamber olduğunu ve ona kimsenin karşı koyamayacağını kabul ederdin. Senin yapacağın, Kureyşlileri ona saldırmaya teşvik değil, bilâkis buna mâni olmandır. Ben inanıyorum ki onun davet ettiği İslâmiyet bir gün her tarafa yayılacaktır. Herkes ona karşı gelmeyi değil, onunla sulh içerisinde yaşamayı isteyecektir." diye şâirâne bir cevap verdi.
-KİSRA'NIN BİLEZİKLERİ
Günler geçti 630 yılında Mekke'nin fethinde, aldığı emannâme ile Sevgili Peygamberimizin huzuruna giren Sürâka Bin Mâlik İslâm'la şereflendi. Efendimiz (sav) yine ona: "Ey Sürâka! Kisrâ'nın bileziklerini kollarında görür gibi oluyorum." buyurdu. 
-Aradan seneler geçti. Hz. Ömer (r.a.) zamanında Kisra'nın ülkesi fethedildi Alınan ganimetler Medine'ye getirildi. Hz. Ömer (r.a.) Kisrâ'nın bileziklerini Sürâka İbni Mâlik (r.a.)'e verdi. Sürâka ağlayarak bileğine taktı. Allah'ın sevgilisine yaptıkları aklına geldi. Hz. Ömer (r.a.) de:
"Kisra'nın bileziklerini müdlic oğullarından Sürâka'nın kollarına geçiren Allah'a hamdolsun." dedi.
-İman, olmaz gibi görüneni olur hale getirir. Yeter ki; Allah'a ve Resûlüne inanıp tam teslim olmalı. 
-Hz. Osman (r.a.) zamanında vefat eden Sürâka (r.a) peygamberimizin bu mucizesinin gerçekleştiğini böylece gözleriyle gördü. Allah'a şükretti. 
Cenâb-ı Hak'tan şefaatlerini niyaz ederiz. (İslamveihsan)

Yazarın Diğer Yazıları