Mehmet Bina

Dünya'ya meyletmemek lazım

Mehmet Bina

Kulun Cenâb-ı Hakkʼa yakın olması ve Allah ile beraberliğin huzurunu tatması için, kalbinden dünya sevgisini atması lazımdır.
-Hazret-i Mevlânâ der ki:
“Dünya, Allah’tan gâfil olmaktır. Yoksa para, kumaş, âile ve evlât sahibi olmak değildir. Seni oyalayıp Hak’tan gâfil kılan ne varsa, senin dünyan odur.”
-Müʼminin vazifesi; ilâhî imtihan vesîleleri olan can, evlât, mal-mülk, makam-mevkî vesâireyi terk etmek değil, onlara lâyığından fazla değer vermemektir.
-Büyük velîlerden Muhammed Pârisâ Hazretleri, hacca giderken yolu üzerinde uğradığı Bağdat şehrinde, nur yüzlü, genç bir sarrafa rastlar. Gencin birçok müşteriyle durmadan alışveriş hâlinde olup zamanını aşırı dünyevî meşgûliyetlerle geçirdiğini zannederek üzülür. İçinden:
“‒Yazık! Tam da en güzel şekilde ibadet edebileceği bir çağda kendisini dünya meşgalesine kaptırmış!..” der. 
Fakat bir an murâkabeye dalıp gencin kalp âlemine teveccüh edince hayretle görür ki, âzâlar dünyevî meşguliyette olsa da, kalp Rabbiyle beraber ve zâkir durumda… Bu sefer:
“‒Mâşâallâh! El kârda, gönül Yârʼda!..” buyurarak genci takdir eder.
-Hicaz’a vardığında da Kâbe’nin örtüsüne sarılmış içli içli ağlayan ak sakallı bir ihtiyarla karşılaşır. Önce adamın yana yakıla Cenâb-ı Hakk’a yalvarmasına ve dış görünüşüne bakarak:
“‒Keşke ben de böyle ağlayarak Hakk’a ilticâ edebilsem.” der ve adamın hâline gıpta eder.
Sonra onun da kalbine nazar edince anlar ki, bütün duâ ve ağlamaları, fânî bir dünyalık talebi içindir. Bunun üzerine kalben büyük üzüntü duyar.
Müstevrid İbni Şeddâd (ra)’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurdu:
“Âhirete göre dünya, sizden birinizin parmağını denize daldırmasına benzer. O kişi parmağının ne kadarcık bir su ile döndüğüne baksın.”
(Müslim, Cennet 55)
-Ebedî olan âhiret hayatıyla, geçici olan dünya hayatı kıyaslandığında, bu dünyada geçirdiğimiz hayatın ne kadar kısa ve değersiz olduğunu bu hadis çok veciz bir şekilde ortaya koyar. 
-Âhiret hayatı uçsuz bucaksız bir deniz, buna karşılık dünya hayatı bu denize bir parmak batırıldığı zaman o parmağa değen su kadardır.
-Dünyada kazanılan bütün mallar, mülkler, zenginlikler, makamlar ve mevkiler gelip geçicidir. Bunlara sahip olan bir kimsenin, bunlarla öğünmemesi, gururlanıp kibirlenmemesi gerekir. Bunun aksine, gerçek hayat âhiret hayatıdır. Bu dünya, âhiretin tarlasıdır. İnsan burada ne ekerse, âhirette onu biçer. 
-Kısaca ifade edecek olursak, sonlu olan bu fâni dünya ile sonu bulunmayan ebedî hayat kıyas edilemeyecek kadar değer farkına sahiptir.
-Dindarlık ve takvâ; dünyadan el etek çekmek değil, tıpkı Süleyman (r.a) misâli, dünya muhabbetini kalbe sokmamak ve hiçbir şeyi Allah muhabbetinin önüne geçirmemektir.
Nitekim, nakledildiğine göre bir karınca, Süleyman (r.a)’ın cinlerden, insanlardan ve kuşlardan müteşekkil ordusunu görünce diğer karıncalara:
“–Hazret-i Süleyman’ın saltanatı, çok büyük bir saltanattır; çiğnenirsiniz! Yuvalarınıza çekilin!” diye seslendi.
Bu sözleri işiten Süleyman (r.a):
“–Hayır, benim saltanatım geçicidir! Benim dünya hayatım da sınırlıdır. Lâkin bir kelime-i tevhîdin getireceği saâdet ise sonsuzdur!” dedi. O muazzam dünya saltanatına rağmen, Rabbine kulluğunu aslâ ihmâl etmedi.
-Cenâb-ı Hak Kuranı Kerimde
“Allâhʼın sana verdiğinden (Oʼnun yolunda harcayarak) âhiret yurdunu iste; ama dünyadan da nasîbini unutma!..” (el-Kasas, 77) buyuruyor.
Demek ki yanlış olan; dünyadan nasîbini aramak değil, kulluk vazifelerini ihmâl edecek derecede ona gönül kaptırmak, hırsa kapılıp haramlara bulaşmak, israf veya cimrilik edip dünyanın âdeta esiri olmaktır.

Yazarın Diğer Yazıları