Mehmet Bina

Azalarımızın şükrü ve Allah'ın rahmeti

Mehmet Bina

-Allâh’ın bizlere lûtfettiği her uzvun ayrı ayrı şükrü gerekir. 
-Cenâb-ı Allah (cc), gerçek şükür ehlinden olabilmenin zorluğuna işaretle;
“…Kullarımdan şükredenler pek azdır.” (Sebe, 13) buyuruyor. 
Biz de bu az ve mümtaz kullardan olmaya gayret etmemiz gerekir.
-Aklı başında olan hiçbir insan, kendisine bu kadar nîmet bahşeden Rabbine karşı nankör olamaz. Zira bunun, hem o nîmetlerden mahrumiyete hem de elîm bir azâba sebebiyet vereceğini bilir.
-Peki uzuvlarımızın şükrü nasıl olmalı?. Kısaca;
-Gözün şükrü, onu harama bakmaktan, nefsânî vitrinlerden, şeytânî ekranlardan korumaktır. İlâhî kudret, sanat ve azameti hatırlatan rûhânî vitrinleri ibret nazarıyla seyredebilmektir.
-Kulağın şükrü, onu mâlâyânî ve dedikodu dinlemekten koruyup Kur’ân-ı Kerîm, mânevî sohbetler, güzel nasihatler ve ezanlar gibi rûhânî sadâlara tevcih etmektir.
-Ağzın şükrü, ya susmak yahut hayır söylemektir.
-Bedenin şükrü, Allâh’ın verdiği güç ve kuvveti, O’nun rızâsı yolunda her türlü hizmet, gayret ve ibadetlerde kullanabilmektir.
-Kalbin şükrü, verdiği nîmetleri dâimâ tefekkür etmek sûretiyle Cenâb-ı Hakk’ı aslâ unutmamaktır.
{Kaynak: Müslümanın Gönül Dünyası, Erkam Yayınları}
-Şu üç şeyi yapan tam şükretmiş olur:
1- Gelen her nimeti Allah’tan bilip şükretmek.
2- Allahü teâlânın verdiği her şeye razı olmak.
3- Nimetlerden istifade edildiği müddetçe, Allahü teâlâya isyan etmemek.
-Şükür, nimeti değil, nimeti vereni görmektir. 
-Nimeti vereni bilip gereğiyle amel etmektir. 
Bu amel, kalb, dil ve diğer azâlarla olur. 
-Kalb ile iyiliğe niyet eder. 
-Dil ile hamd eder, şükrünü açıklar.
-Uzuvlarla şükür ise, Allahü teâlânın verdiği nimetleri yerli yerinde kullanmaktır.
-Maneviyat çok nazlıdır; Beğenmediği vücudu terk eder,
-Kuranı Kerim çok nazlıdır; Okumayan dili terk eder,
-Namaz çok nazlıdır; Kılmayan bedeni terk eder.
Rivayete göre, Cebrail (a.s.), Peygamber Efendimizin (sav) yanına geldi ve şöyle dedi:
– Ya Muhammed! Seni hak olarak gönderen Allah’a yemin olsun ki, bizler şöyle bir olaya şahit olduk. 
-Önceki ümmetler içinde bir kul vardı. Allahü Teala’ya bir adada beş yüz sene ibadet etti. Cenab-ı Hak, o adada onun için tatlı bir su çıkardı, bir de nar ağacı yarattı.
-Ağaç her gece bir nar bitiriyordu; o da bu su ve nar ile gıdalanıyordu. Böylece ibadetine devam ediyordu. 
-Bu kulun eceli yaklaşınca Allah’a ruhunu secde halinde alması için dua etti. Allah da duasını kabul buyurdu.
Bizler yeryüzüne inince ona uğruyorduk. Ruhu alındıktan sonra göğe yükseldiğimizde İlâhî ilimde bu kulun kıyametteki halini şöyle bulduk. O, Aziz ve Celil olan Allah’ın huzurunda durdurulur. Allah meleklerine:
– Kulumu rahmetimle cennete koyun, der. 
-Adam:
– Ya Rabbi, beni amelimin karşılığı olarak cennetine koy, der.
-Bu konuşma tam üç kez tekrarlanır. Bunun üzerine Ce nab-ı Hak, meleklerine:
– Bu kuluma verdiğim nimetlerle yaptığı ibadetleri bir ölçün, diye emreder. Melekler ölçerler, kulun yaptığı beş yüz senelik ibadet ancak gözünün görme nimetine karşılık gelir. Vücudunun diğer azaları şükürsüz kalır. Bunun üzerine Allah, meleklerine:
– Verdiğim nimetlere karşı şükretmeyen bu kulu ateşe atın, diye emreder. Melekler kulu ateşe doğru sürüklerler. O zaman kul:
– Ya Rabbi! Beni rahmetinle cennetine koy, diye yalvarır. Allah da meleklerine:
– Onu geri getirin, emrini verir. Kul İlâhî huzura getirilir. Allah:
– Ey kulum, sen hiçbir şey değilken seni kim yarattı, diye sorar. Adam:
– Sen yarattın ya Rabbi, der.
– Bu senden mi kaynaklandı, yoksa benim rahmetimle mi oldu?
– Benden değil, senin rahmetinle oldu.
– Sana beş yüz sene ibadet etme kuvvetini kim verdi?
– Sen verdin ya Rabbi.
– Diğer bütün nimetleri kim verdi?
– Sen verdin ya Rabbi.
– Evet, bütün bunlar Benim rahmetimle olmuştur; nihayet bunu anladın, seni de rahmetimle cennetime koyuyorum. 
-Ey meleklerim bunu rahmetimle cennete koyun. ▪︎Ey kulum sen bundan önce güzel bir kuldun, buyurur ve onu cennetine koyar.
-Sonra Cebrail Aleyhisselâm şöyle der:
– Ey Muhammed, gördüğün gibi her şey ancak Allah’ın rahmetiyle olmaktadır. 
-Onun için dualarımızın sonunda  Birahmetike Ya Erhamen Rahimin

بِرَحْمَتِكَ يَا اَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ

Deriz. Rahmetinle merhametlilerin en merhametlisi anlamına gelmektedir. Bu söz aynı zamanda dilek, istek ve dua sözüdür. Her duadan sonra söylemeyi alışkanlık haline getirelim.

Yazarın Diğer Yazıları