Lütfi Şahin

Yalancının Mumu

Lütfi Şahin

        Uzun süren kış aylarından sonra adeta yaz mevsimini andıran havaların yaşandığı Elazığ sokakları cıvıl cıvıldı. Çiçekler yeşermeye başlamış, ara sıra yağan Nisan yağmurları güzelliğe güzellik katıyordu. Sokaklarda insanlar kış aylarından kurtulmanın verdiği rehavetle ince kıyafetlerini giymiş halde dolaşıyordu. Çocuklar, sokaklara dökülmüş ve kendilerine uygun oyunlar oynuyorlardı. Kimi çocuklar saklambaç, kimi çocuklar elim sende, kimi çocuklar çelik- çomak…

        Geniş caddeleri olan sokağın birisinde çocuklar toplanmış ve aralarında yüksek ses tonlaması ile konuşmaya dalmışlardı. İrice olan çocuklardan birisi daha ince yapılı olana dönerek konuştu:

        -Selim, hep aynı oyunları oynuyoruz. Hiç birimizin topu yok, senin topunda kış mevsiminden önce patlamıştı.

        -Talip, arkadaşım istersen yeni bir top alalım.

        Bunu dedikten sonra diğer arkadaşlarına da dönerek konuştu:

        -Arkadaşlar, yeni bir top alıp oynayalım mı?

        Çocuklar olur manasında kafalarını sallamışlardı. Hep beraber sokaklarında bulunan Salih bakkala gelerek top satın almak istediler. Salih bakkal üzgün bir yüz ifadesi ile konuştu:

        -Çocuklar, maalesef son topu arkadaşınız Dursun aldı. Elimde top kalmadı, isterseniz onunla beraber oynayın…

        Çocuklar mahsun bir şekilde Salih bakkalın yanından ayrıldılar. Ama hiç olmazsa topu olan bir arkadaşları vardı, onunla oynayabileceklerini düşündüler. Koşar adımlarla yürüyen çocuklar, arkadaşları Dursun’un evine geldiler. Kapıyı çalan çocuklara bir kaç dakika sonra Dursun kapıyı açtı. Çocuklar Dursun’a gülümsediler. Dursun konuştu:

        -Hoş geldiniz arkadaşlar, buyurun içeriye girelim…

        Çocuklar adına Selim konuştu:

        -Dursun, yeni top almışsın, istersen gel de beraber oynayalım.

        Biraz duraksayan Dursun, arkadaşlarına üzgün bir yüz ifadesi takınarak konuştu:

        -Maalesef arkadaşlar, topu aldım, ancak oynarken patladı.

        Çocuklar bu duyduklarına çok üzülmüşlerdi. “Ahlar , vahlar” çekildikten sonra, arkadaşları Dursun’u da alarak başka oyunlara daldılar.

                                                      ***

        Ertesi gün öğlen saatlerinde çocuklar toplanmış, harıl harıl konuşuyorlardı. Selim, arkadaşlarına üzgün bir ifade ile bakarak konuştu:

        -Dün akşam misafirliğe gidiyorduk. Birde baktım ki Dursun ara caddede top oynuyor.

        Arkadaşları hep bir ağızdan:

        -Dursun bize yalan mı söyledi?

        -Maalesef durum onu gösteriyor. Şimdi ona karşı tavır almamız lazım. Ne dersiniz?

        Talip konuştu:

        -Tavır alalım, bu ona iyi bir ders olur… Onu oyunlarımıza almayalım.

        Çocuklar olur manasında kafalarını salladılar. Selim tekrar konuştu:

        -Arkadaşlar, daha önce Dursun’un yalan söylediğini görmedik. Eğer bizden özür dilerse onu affedelim derim. Siz buna ne dersiniz?

        Çocuklar adına konuşan Talip:

        -Özür dilerse affedelim.

        Bu konuşmaları bitiren çocuklar oyunlarını oynamaya başladılar. Yaklaşık yirmi dakika geçmemişti ki Dursun yanlarına geldi. Heyecanlı bir şekilde konuştu:

        -Arkadaşlar, ben geldim, bende oynamak istiyorum.

        Selim hışımla döndü ve konuştu:

        -Sen gitte topunla oyna…

        Bütün arkadaşlarının kızgın ifadelerini yüzlerinde rahatça okuyabilen Dursun kızardığını hissetti. Ağlamaklı bir şekilde oradan uzaklaşan Dursun evine doğru yürüdü. Aklına, dedesinin her zaman söylediği bir söz geldi, “yalancının mumu yatsıya kadar yanar.” Kendi yalanı yatsıya gelmeden ortaya çıkmıştı. Evden hızlı bir şekilde topunu alan Dursun, hızlı adımlarla arkadaşlarının yanına geldi. Üzgün bir sesle konuştu:

        -Arkadaşlarım, topum burada… Sizlerden özür diliyorum.

        Yumuşayan yüz ifadesi ile bakan arkadaşları, daha fazla onu üzmek istemiyorlardı. Selim, yumuşak bir ses tonu ile konuştu:

        -Sen hatanı anladın, biz seni affetmezsek bir hatada biz yapmış oluruz. Umarım bir daha yapmazsın.

        -Söz veriyorum, bir daha yalan söylemeyeceğim…

        Çocuklar hep beraber gülümseyip, oyunlarına devam ettiler…

                                                            SON

 

        NOT: Bu hikayeyi hayatında hiç yalan söylememiş olan Hz. Ebu Bekir’e ithaf ediyorum…

 

Lütfi ŞAHİN

www.lutfisahininsitesi.com

 

 

Yazarın Diğer Yazıları