
Zaman yalan mı?
Latife ÖGE AKIN
Zaman yalan mı?
Zaman nedir? Nerede başlar, nerede biter? Kime göre, neye göre ilerler? Kim nasıl ispat eder zamanı? Varlığının delili nedir, yokluğunun delili nedir? Bizden öncesi nedir, bizden sonrası ne olacaktır?
Mitoloji ya da antik çağlardan bahsetmiyorum.
Zaman insandır. Zaman güzel geçen andır. Zaman şu an yaşadığın ızdıraptır.
Dün vardı, yaşandı. Delil var mı? Yok…
Yarın var, içinde biz olmasak da var? Delil var mı? Yok…
Peki şu an…
Evet var, tam şurada işte. Aldığımız nefeste, açıp kapadığımız gözlerimizde. Karşımızda gülen gözde. Şurada ağlayan çocuğun sesinde. Tam şu an ebedi yolculuk için toprağa uğurlanmaya hazırlanan soğuk tende. Saksıda bir yudum suyla sürgün vermeye çalışan çiçekte. Yerde bir dakika sonra vicdansız bir ayağın onu ezeceğinden habersiz buğday tanesini yuvasına götürme telaşında olan karıncanın ayak izinde. Kırıp günahına girdiğin kalpte. Bir çikolatanın güldürmeye yettiği çocuk yüzünde.
Demem o ki zaman şu an… Bir birim sonrası o devam edecek ama belki bizi bırakacak olduğumuz anda. Bizsiz akacak. Kolumuzdaki saat dönmeye devam edecek. Güneş yine doğacak. Yine gündüz gece döngüsü devam edecek. Bahar yine gelecek, kar yine yağacak. Hiçbir şey aksamayacak zamanın içinde. Bizim yokluğumuz hiçbir boşluğa neden olmayacak.
Bu yüzden hayat telaşı çok boş geliyor bana. Arabam sanayiden çıkmadı, evimi temizleyemedim, düğünde istediğim müzik çalmadı, dondurmam eridi, künyem düştü, falanca öldü, kolum kırıldı…… Uzar da uzar bu liste… insanların telaşlarına bakıyorum bazen, nutkum tutuluyor. Yahu bunlar ne diyor Allah aşkına diyorum. Ben de insanım, bazen kendimi de bu telaşların içinde buluyorum. Kendime geldiğimde utanıyorum.
Oysa nasılda yarınsız yaşıyoruz. Oysa ne kadar faniyiz. Der ki yüce yaratan: Adalet terazilerini kıyamet günü için kurarız. Hiç kimseye zulmedilmez. Hardal tanesi ağırlığında (basit bir şey dahi) olsa onu getiririz. Hesap sorucu olarak biz yeteriz. (21/Enbiyâ 47)
Yaptıkları her şey kitaplarda (kayıtlıdır). (54/Kamer 52)
İşte zaman bu’dur. Yaptıklarımız, günahlarımız, sevaplarımız. Kıyamet günü önümüze dökülecek olanlar.
Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki: “Bir mümin vefat edince her ameli kesilir. Yalnız üç amelinin sevabı, amel defterine yazılmaya devam eder. Bunlar, Sadaka-i cariye, faydalı kitaplarının ve temiz çocuklarının kendisi için ettikleri dua ve istiğfarların sevaplarıdır.”
Yani biz ölsek de zamanın bizim için akması demektir bu. Nasıl da güzel bir müjde. Zamanın içinde kaybolmamak için, zamanın uçsuz bucaksızlığında iz bırakmak için. İyi insan olmak sadece… Ne para, ne mal mülk, ne makam hiçbir şey. Sadece iyi insan olmak. İyi bir insan olup sınırlı insan hafızasında tutunabilmek, unutulmamak. Unutulmayacak kadar iyi biri olmak. Senai Demirci’nin Sen ve Son isimli eserinde “Hatırla, hatırla ki iki rakam arasında çizilmiş eğreti bir çizgiye indirgenmişsin.
Mezar taşın unutuldu ve hatta mezar taşın bile, seni unuttu” der. Koskoca bir ömrün öldüğümüz an mezar taşında iki tarih arasındaki çizgiye nasıl sığdırıldığını, indirgendiğini anlatır. O kadar hiç olacağımızı, o kadar anlamsız olduğumuzu anlatır. Bizi anlamlı kılacak olan şeyin ise unutulmayacak kadar iyi biri olmak olduğuna dikkat çeker. İçinde kaybolmadığın şeye hükmedebilirsin. İyi insan olursan zamana hükmedebilirsin. Allah’a mesul olduğunu bilmekle ve tüm yaratılmışlara merhamet etmekle zamanı yenersin. Bilmemiz gereken sadece bu olsa gerek.