
Şükürsüzlük ve mutsuzluk
Latife ÖGE AKIN
İnsanoğlu ilk nankörlüğünü Allah’a verdiği sözü unutarak yaptı. Hz. Adem, Allah onu muhteşem bir vasıf ve sıfatla yaratmışken bütün bunları unutup vaadinden döndü.
Öyle bir zaman olmuş ki insan kelimesi harflerden ibaret kalmış da yerine koskoca bir beton gibi nankörlük kelimesi oturmuş.
Dert gelip bizi bulmadan Allah’ı anmaz olmuşuz. Hastalanmadan şifa için avuç açmaz olmuşuz. Borca batmadan bereket için dua etmez olmuşuz. Nefesimize şükretmek için nefesimizin kesilmesini bekler olmuşuz.
Başkasına bakıp halime şükretmekten hep ar ettim. Utandım başkasının acısı ya da eksiği üzerinden kendime pay biçmeye. Ben de olup başkasında olmayandan utandığım oldu mesela.
Ama yavaş yavaş kaybediyoruz bu meziyetlerimizi.
Yeni araba mı aldık, milletin gözüne gözüne sokar olduk.
Eşimizle mutluluğumuzu başkalarına ispat etmeye çalışmaktan yaşayamaz olduk…
Bebeğimiz olur, Allah küçücük bir can parçası nasip eder, olanın olmayanın gözüne sokarcasına yüzüne bir çiçek koyup atıveririz orta yere, sosyal medyada…
Öylesine nankörlük içindeyiz ki kafamızı kaldırıp görmüyoruz elimizdekilerin birer bulut gibi puf diye yok olabileceğini.
Annemizle babamızla canhıraş bir arbede içindeyiz, yarın topraklarını avuçlamaktan hiç korkmuyormuş gibi…
Önümüze konulan yemeğe burun kıvırıyoruz onca aç insan yokmuş gibi…
Sonra da arsız arsız mutlu değiliz diye sızlanıyoruz. Yüzsüzlüğümüzden amelimizi yazan melekler utanıyor belki ama biz utanmıyoruz. Allah’a ne kadar yakınız ki vermedikleri için isyan etmeye cüret edebiliyoruz…
Allah bize kendisine hakkıyla şükretmeyi nasip etsin… Herkese, her şeye hadi neyse de Allah’a nankörlük etmekten hepimizi korusun vesselam…