
Özüm...
Latife ÖGE AKIN
Hep kötü şeylerden bahsetmeyeceğim diye söz vermiştim ilk yazımla sizi selamlarken…
Dost diye yazılanın bendeki karşılığıdır Özüm…
Günlerce aramayız sormayız birbirimizi ama bir araya geldiğimizde kimse trip yapmaz, kimse neden aramadın muhabbetine girmez. Derdim olduğunda anlatmak için kendimi toparlamama müsaade eder. Sabırla sıkıntımı anlatacağım günü bekler. Şimdiki dostluk anlayışında niye sormadın vardır mesela, biz niye sormadı diye sorgulamayız. O sormaz, beni yormamak için, bunaltmamak için sormaz,içi içini yer ama bana hissettirmeden bekler, benim bir an önce anlatmam lazım ona diye düşünürüz.
En büyük mesuliyetimiz birbirimize iken, biz en çok birbirimize müsamaha gösteririz. En çok dostu tarafından anlaşılmanın peşinde iken herkes biz biliriz ki, o beni zaten anlamıştır, ben anlamak istemeyenlere anlatayım. Öyle ya “anlattığın karşındakinin anladığı kadardır” der Pir Mevlana Celaleddin. O beni anlatmadan bilir. O benim neyi neden yaptığımı sorgulamaz, o yaptıysa bir bildiği vardır der. Öyle yapması gerektiği için yapmıştır der.
Yanlış mı yaptım, özüm acı söylemez, tatlı tatlı anlatır. Şöyle mi yapsan acaba der, bana sorgulamam için bir pencere açar, ufkumu değiştirir. Sakinleştirir, dinginleştiler. Ama haklı olduğum halde pusup kalmışsam da gereken şekilde beni ayağa kaldırır. Hayır kendine bunu yapamazsın, sen şöyle birisin der. İnsanlara, olaylara bakışıma bir terazi olur. Düşüncelerime, fikirlerime, öfkeme, sevgime ölçü katar. Malum üst perdeden yaşadığımız duygularda bazen kantarın topuzu kaçabiliyor. Özüm hemen oradadır işte. Hemen derleyip toparlar beni. Bu kadar paralama kendini der…
Biz bedestende Doğan simitte iki simit, iki ıhlamurla da uçsuz bucaksız dünyalarımızı açarız birbirimize, başka bir kentin sahil kıyısında da… Hüngür hüngür, bağıra çağıra ağladığımızda sabaha kadar başımızda beklemişizdir birbirimizi… Biraz kafayı bulup kahkahalar atmışlığımız vardır. Şems’e girip avuçlarımızı açıp dua etmişliğimizde… Bin yıl ömrümüz olsa unutamayacağımız anılarımız vardır mesela. Akdeniz’in, Ege’nin denizinde acı tuzun içinde kahkaha atmaktan nefesimizin kesildiğini biliriz. Bir tava yumurtasız ve bol soğanlı menemenle (menemen soğanlı olmaz, yumurtalı olurmuş, bize ne biz öyle seviyoruz) iki ekmek gömmüşlüğümüz de vardır, bir bidon turşunun başına çöküp dilimiz keçeleşene kadar yemişliğimiz de…
Sözsüz anlayanım… Beni benden iyi bilenim… Aşık olduğumda içimdeki kelebeklerime bir bir isim takanım… Can yoldaşımla çıkacağım yolda nikahıma şahitlik edenim… Hadi gidelim dediğimde nereye diye sormayanım…
Özüm iyi ki varsın, hep ol…
Birlikte yaşlanıp, dizlerimize örttüğümüz el örgüsü renkli battaniyelerimizle kocalarımızı çekiştireceğimiz günlerimiz var. Hangimiz önce ölür bilemem ama diğerimizi ahiretlik diye beklemeye sözümüz var…