Latife ÖGE AKIN

Nedir bu 'sağlık kabini' meselesi?

Latife ÖGE AKIN

Nedir bu “sağlık kabini” meselesi?

Ortalıkta bir salgındır dolaşıyor, grip, nezle, soğuk algınlığı belirtileri ile ortaya çıkıp eklem, kas, iskelet sistemindeki şiddetli ağrılarla günlük hayat kalitesini düşürecek derecede kendini gösteriyor. Buna öksürük, baş ağrısı, burun akıntısı, geniz akıntısı, ateş, bulantı, kusma, ishal gibi semptomlar eşlik ediyor. Hal böyle olunca hastaneler, enfeksiyon poliklinikleri ve acil servisler dolup taşıyor. Hastanelerde sıra beklemek istemeyen ya da randevu ile uğraşmak istemeyen çoğu kişi son yıllarda hayli revaçta olan sağlık kabinlerine başvuruyor. Sağlık kabinleri Sağlık Bakanlığı onayı ile ve tıp eğitimi almış kişilerce açılabiliyor, işletme ruhsatı alıyor.

Bence tüm iyi niyetimle inanarak söylüyorum ki ilk bu projenin hayata geçmesi aşamasında şöyle öngörüldü. Sağlık kuruluşlarının yükünü hafifletmek, enjeksiyon, pansuman, tansiyon ve şeker ölçümü gibi basit işlemler için hastanelerde oluşan yoğunluğu yetkili sağlık personeli arasında paylaştırmak, aynı zamanda hastalar için de kolaylık sağlanması. Ancak iş öyle bir hale gelmiş ki basbayağı ticarete dökülmüş. Yıllardır söylenen bir gerçek var, sağlık kuruluşlarının ticarethane gibi işlediği, ilaç sektörünün iyileşen hastayı kaybedilmiş müşteri olarak gördüğü, bu nedenle hastayı ne iyileştirip ne öldürmeden kendisine bağımlı hale getirdiğini hepimiz biliyoruz. Buna itiraz edecek çok fazla hekim ve sağlık çalışanı ahbabımız olmasına rağmen bunu açık yüreklilikle söylüyorum. Mantık olarak da böyle değil midir? Ancak bu durum sağlık kabinlerinde adeta çığırından çıkmış. Ne kantar kalmış, ne topuz…. Birbirlerini kötülüyor, inşaat ya da gıda sektörü gibi rekabet ortamı oluşmuş hatta neredeyse 5 fazlasını ver bir de e vitamini takviyesi yapalım, 3 vitamin 5 lira, 4. alırsanız yüzde 25 indirim olayına gelmiş. Kapıya atom yaptırana cep telefonu, serum taktırana düdüklü tencere hediye yazmadıkları kalmış.

Kendi çaplarında vital bulgularla adeta son teknoloji labaratuvarları kullanarak tetkikler yapmış gibi teşhis koyuyor, bir nevi yıllarca okuyarak kazanılan hekimlik diplomasını hiçe sayıyor, alay ediyor, basite indirgiyor, mesleğin haysiyetini yerle bir ediyorlar. Koca karı yöntemlerini küçümseyen bir bilim dalına böyle kutsal bir mesleğe ancak ve ancak bu kadar kendi kurşunuyla zarar verilebilirdi herhalde. E bu da zaten ancak bizim ülkemizde olur. Hastaları bir müşteri havasıyla karşılayıp adeta bir pazarlamacı gibi dil döküp, koparabildiği parayı koparıp, afedersiniz meydana salıyor. O hastalık bulaşıcı mı, o hasta toplum içinde tehlike arz edecek vaziyette mi bilmeden ya da bu bizi aşar bunun için tam teşekküllü bir hastaneye ya da enfeksiyon polikliniğine başvurun mütevaziliğini göstermeden parasını aldığı hastayı sepetliyor. Hastayı psikolojik olarak tatmin edip adeta yetkili ağızdan bilinçsizce ve kontrolsüzce enfeksiyon yayılımına sebep oluyorlar. Atom diye bir şey tutturmuşlar, sanki kahve çeşiti gibi ikram ediyorlar. Eşim rahatsızlandı, hastaneye gidelim dedim ama sağlık kabinine başvuran herkesteki mantıkla, sıra beklememek için sağlık kabinine gidelim dedi. Hafif bir boğaz enfeksiyonu gibi düşünüp gittik. Baştan söylüyorum hata bizde… Ama buna ruhsat veren ve benim güvenimi kazanması için referans olan sağlık bakanlığının hiç mi günahı yok…? Eşimi vital bulgular açısından değerlendirip, serum ve iğne yapacaklarını söylediler, eyvallah… Serde hekimlik var diye güvendik. Bir serum içerisine bir kaç ilaç ilave ettiler, pazarlamacı edasıyla bize detaylı detaylı ikna ayarı geçtiler. Çay ikram ettiler. Bir iğne yapıp, serumu çıkardılar. Bu arada serumun bitmesi yaklaşık 1 saati buldu. Haliyle gelen bir çok hastayı biz de karşılamış olduk. Ben gelen hastalara kurulan cümleleri dehşet içinde dinledim, dinledikçe kendimle adeta ağız burun kavga ettim, ben salak mıyım diye sorgulama gereği duydum. Çünkü gelen her hastaya aynı cümleler, aynı ses tonu ve vurgu, konuşmanın gelişme kısmında diğer sağlık kabinleri kötüleniyor, vatandaşın kandırıldığı iddia ediliyor, sonuç kısmında vatandaşın cehaletine vurgu yapılıp, kendilerini övmeyle noktalanıyor. Neyse taburcu olacağız, kasaya geldik, aman Allah’ım. Özel hastaneye gidip baştan ayağa muayene olup, tahlil verip doğru dürüst bir teşhis ve tedavi alsak emin olun daha az para öderdik. Ama el mahkum ödedik çıktık. Çıkarken gazetede bu hafta yazacağım köşenin konusunu netleştirdiğimi iğneleyici bir diller ifade ettiğimde ise kendinden emin sağlık personelimiz hakikaten yazar mısınız, gerçekten insanlar kandırılıyor, tedavi edilmiyor, rastgele ilaçlar veriliyor diye de beni uyardı sağolsun.

Şimdi o salak yerine konulan, sağlık bakanlığına güvenip bu sağlık kuruluşlarına başvuran Ahmet ağa, Mehmet abi, Ayşe teyze adına soruyorum? Bu sağlık kabinleri kimler tarafından denetleniyor, bu kurumların kazançları neye göre belirleniyor, sadece hekimlik yemini etmiş olması hasebiyle açtığı bu ticarethanede diğer sağlık çalışanlarını kötüleyecek özgüveni bunlara kim veriyor? Etik olma olayını bir kenara bırakalım, biz vatandaş olarak kime inanalım?

Yazarın Diğer Yazıları