
Kul olmak…
Latife ÖGE AKIN
İnsan en çok kendini ararken yorulur. Ne bulmayı hedefler, ne bulacağını zanneder, ne bulur bilinmez. Ama işin özü biraz ne aradığına bağlı galiba. Hayatı karanlık bir yol olarak yorumlarsak aradığımız şeyi bulmak için tuttuğumuz fenerin kalitesi belirleyicidir. Eğer kötü bir fenerle yola çıkmışsak eli boş döneceğimiz kesin. Hasılı aradığımız şey kalbimizdekidir aslında. Güzellik arıyorsak güzellik bulacağımız ayandır. Ruhi olgunluk denen şey ancak böyle elde edilir.
İnsanoğlu yalnız gelir dünyaya, yalnız yaşar ve nihayetinde yalnız ölür. Etrafında kalabalıklar olmasının konuyla alakası yok. Kimilerine göre acımasızca ve bencilce gelecek belki, annemiz bile olsa biz acı çekerken o da bizimle acı çekmeye başladığında bizim acımız eksilmez ve o artık onun da acısı olur. Yani o kendi acısını yaşamaya başlar. Bir şeye çok sevindiğimizde bizi en çok seven de bizimle beraber mutlu olur ama her ne olursa olsun mutluluğunun derecesi bizim ki kadar değildir. Günün sonunda acı da sevinç de bizimdir.
Kimileri bin bir yaygara kopararak yaşar kederini. Sanki koskoca dünya yıkılmış, enkazın altında ise bir tek kendisi varmışcasına feryat eder. Kimileri sevincini olabildiğince şımararak ve dünya kendi etrafında dönüyormuşcasına yaşar. Hayatın içinde gereken olgunluğa gelmiş, mesneviye göre pişmiş kişiler ise ne kadar uzaktan bakarsanız bakın vakurluğu ve imrenilesi asaletiyle durur olaylar karşısında. Sevinci sakin ve derindir. Hüznünü ise bir kenarda sessizce, efendi efendi yaşar. Ortalığı ateşe vermez. Herkesin acısı kendisine biricik bilir. Kimseyi kendi sıkıntısı ile meşgul etmek istemez. En güzeli de hayatta herkesin bir imtihan içinde olduğunu bilir, gürültü yapmaz. Başına gelenin Allah’ın takdiri olduğunu, geçici olduğunu bilir. Yorulmaz, yormaz… Tevekkülle ve sabırla bekler. Nihayetinde arayıp bulacağı ise hep güzellikler olacaktır.
Özellikle yanlış din öğretilerinde tevekkül anlayışı farklı lanse edilmiş, insanlara biçare ve müzmin olmanın makul olduğu, başka şeye gerek olmadığı öğretilmiş olsa da aslolan beden ve ruhun bütünlüğüyle, tüm acziyetinin bilincinde olarak, elinden geleni yapıp, çalışıp, caiz olan tüm yolları deneyip daha sonra sabırla bir kenara oturup beklemektir. En büyük imtihan ise ben her şeyi yaptım yine de olmadı diye isyan etmeden, yaptıklarının heba olmayacağından emin olarak şükründen vazgeçmemektir. Gördüğünde değil görmediğinde hayır olduğuna inanmaktır. Kalbinde sevgi olan biri, sevmeyi bilen biri Allah’ın kulunu nasıl sevdiğini, kulu Allah’a koşulsuz iman ettiği takdirde onu zorda bırakmayacağını, imtihanın sonunda mutlaka mükafatını vereceğini bilir. Hasılı kelam aradığımız ne ise bulacağımız o olacaktır. Yola çıktığımız kalpte ne varsa yolun sonunda karşımıza çıkacak olan odur. Yoldaki dikenler, tümsekler yanıltmasın, onlar Allah’ın bize nazıdır. Sevildiğini duymak kimin hoşuna gitmez ki. Haşa İlahi sevgiyi böyle basite indirgemek değil maksadım. Dedim ya işte niyettir diye. Allah’ı her an anmak, onu ne kadar sevdiğimizi ve muhtaç olduğumuzu hatırlamak o dikenleri ve tümsekleri kolayca atlamamızı sağlayacaktır. İmtihanımızın kolay, mükafatımızın Nur Cemâl olması dileğiyle.