
Kim ne anlarsa…
Latife ÖGE AKIN
Bayılıyorum şu Osmanlı’dan kalma ibretlik hikayelere. He yo demeden de direk başlayım anlatmaya.
1908 Meşrutiyet inkılabından sonra toplanmış olan Osmanlı Meclis-i Mebusu'nda Malatya Mebusu Hacı Ahmed Efendi adında bir zat vardı. Bu zat etliye sütlüye karışmaz, mecliste sessizce bir kenarda otururdu. Sadrazam Talat Paşa bunun ne düşüncede bir adam olduğunu öğrenmek merakına kapılmış ve bir gün kendisini meclisin kahvehanesinde kahve içmeye davet etmişti. Oradan buradan kendisini yoklayan Talat Paşa'ya Hacı Ahmed Efendi:
"-Paşa!" demiş. "Uğraşma, ben memleket işlerinden anlamam. Malatyalı bir çobanım!"
Talat Paşa:
"-Hayır olamaz. Senin memleket meseleleriyle alakalı olarak birtakım görüşlerin olmasaydı bizim arkadaşlarımız (İttihat ve Terakki erkanı) seni listeye yazıp mebus (milletvekili) seçtirip buraya göndermezlerdi. Senin de memleketin siyaset ve idaresi üzerine elbette birtakım düşüncelerin vardır." diye ısrar edince Malatya Mebusu Hacı Ahmed Efendi kendisine başından geçen şu vakayı anlatmış:
-“Paşa" demiş. "Ben gençliğimden beri çalışarak bin koyunluk bir sürü meydana getirdim. Ancak ihtiyarlayınca çocuklarımı çağırıp dedim ki:
-Evlatlarım! işte size mükemmel bir sürü! Alın idare edin! Ben artık işle güçle alakadar olmayacağım."
Onlar da elimi öpüp ayrıldılar ve sürüyle meşgul olmaya başladılar. Lakin birkaç gün sonra gelip dediler ki:
"-Baba sen hiç kurda koyun kaptırır mıydın?"
"-Hayır" dedim ve sordum.
"-Ne oldu, niye soruyorsunuz?'"
-Baba biz her gece kurtlara bir veya iki koyun kaptırıyoruz." dediler. Kendilerine sürünün idaresinde ne değişiklik yaptıklarını sordum.
Dediler ki:
"-Baba! Sen bize sürüyü dört zağarla (çoban köpeği) teslim ettin. Biz tecrübesiziz. Ola ki; bu dört zağarla böyle kalabalık bir sürüyü koruyamayız diye dört tane yeni zağar aldık."
Onlara, geceleri uyumayıp bu yeni zağarları kollamalarını ve ne görürlerse gelip bana anlatmalarını tembihledim. Ertesi günü gelip anlattıkları şaşılacak bir şeydi:
"-Vadiye bir dişi kurt geliyormuş. Onun uluması üzerine yeni zağarlardan biri sürüdeki yerini bırakıp gidip onunla çiftleşiyormuş. Bu zağarın bıraktığı boşluktan istifade eden bir erkek kurt da gelip sürüden bir koyun kaparak dişinin yanına getiriyor ve birlikte afiyetle yiyorlarmış."
Kendilerine dedim ki:
"-O zağarı vurup öldürün!'" Öyle de yaptılar. Lakin bu hikaye devam etti. Diğer yeni zağarlar telef olanın yerine aynı işi yapıyormuş. Onları da bu suretle teker teker vurdurttum.
Bu defa şaşılacak birşey oldu. Aynı işi bizim eski zağarlar da yapmaya başlamış. O zaman anladım ki; bu zağarlar bu meraneti birbirlerine öğretip aşılıyorlar. Kendilerine dedim ki:
"-Hiç kendilerine sürü emanet edilmemiş dört tane yeni zağar bulun. Onları bizimkilerin yanına getirmeden ayrı bir yerde tutun. Sonra bizimkileri de teker teker vurup öldürün. Artık zağarsız kalmış olan sürüyü eski zağarlarla koklaşmamış olan o dört yeni zağara teslim edin." Böyle yaptılar. Mesele halloldu. "
Bu sözleri dikkat ve alakayla dinleyen Talat Paşa Malatya Mebusu Hacı Ahmed Efendi'ye şu tembihte bulunmak ihtiyacını hissetmiş:
"-Hacı Efendi! Ola ki Efendimiz (İkinci Abdülhamid Han) da seni çağırtıp memleket ahvali hakkında fikrini sorarsa sakın O'na bu hikayeyi anlatma! "
En başında söyledim. Kim ne anlarsa…!!! Selametle kalınız efendim.