
Hiçbir zaman anlamadı insanoğlu...
Latife ÖGE AKIN
Son zamanlarda sosyal medyada çok sık rastlıyorum. İlhan Dilek’in mısralarına,
Hiçbir zaman anlamadı insanoğlu
Dünya birine kalacak olsaydı Sultan Süleyman’a kalırdı.
Ölüm satın alınsaydı Nemrut tutar alırdı.
Çıkmadık canlara derman bulurdu, Lokman Hekim ölmedi mi?
Bu yüzden hiç korkmadık biz, umudumuz hep Allah’tandı.
Derdimize yüksel dedik, istediğin kadar yüksel…!!!
Nasıl olsa geçmeyecek misin?
Zalimlere güçlen dedik, dilediğin kadar güçlen…!!!
Nasıl olsa düşmeyecek misin?
Öyle oldu, olacak…
Bu dünya iyi ile kötünün arasında bir yerde. Ama günü geldiğinde iyilerden taraf olacak…
…….
Her bir cümlesi aslında nasıl da nokta atışı anlamlı. İnsanlar acaba düşünüyor mu değil bir yüreğe yük olmak, üzerine bastığı toprağa yük oluyor muyum diye üzülüyor mu? Alacağı bir âhın nasıl zelil edeceğini hesaba katıyor mu?
Sormak istediğim ama cevap beklemediğim öyle çok soru var ki? Vicdan ne mesela, kime neye göre belirleniyor. Neden bu kadar esnek bir kavram? Eni ne vicdanın, boyu ne kadar? Ya da ne kadar olursa vicdan oluyor, ne kadar olunca vicdansızlık?
Bu yaşıma kadar her insanın fıtratında, yaradılışında vicdan olduğunu ama bazılarının onu duyabildiğini düşünürdüm. Vicdanının gereğini yaptığını düşünen birinin aslında nasıl büyük bir vicdansızlık yaptığını görünce anladım ki, vicdan kişiye göre değişen bir şeymiş. Ne acı değil mi? Vicdanına seslendiğin birinin duvarlarına çarpmak. Adını vicdan koyduğu sopa ile ağzını burnunu dağıtmasının aslında vicdansızlık olduğunu anlatmaya çalışmak ne acı.
Anlamıyor insanoğlu, bu dünyanın geçici olduğunu, mal mülk hırsının felaket getireceğini, insanın an gelip kendine çare olamayacak kadar aciz olduğunu…
Bugün benim emeklerimin heba oluşunu izliyorsan yarın kendini o sahnede baş rol olarak bulabilirsin, bunu anlamıyor insanoğlu… Yerdiğin, perişan ettiğin belki senin son nefesinde bir yudum suyu elinden içeceğin kişidir düşünemiyorlar. Ölürcesine nefret kin kustuğun o insan bir gün ölürse ardından ilk yıkılacak olan sensindir belki, göremiyorlar.
Dünya aslında korkunç bir denge ama aynı zamanda beşer ve aciz aklımızla algılayamayacağımız korkunç bir dengesizlik içinde dönüyor. Birilerinin felaketi gün geliyor birilerinin feraha çıkmasına sebep oluyor. Bugün felaket görünen şey belki bir kurtuluşun başlangıcı olabiliyor. Bugün sizi her şeyden koruyacak zannettiğiniz güç yarın sizin sonunuzu getirebiliyor. Bugün sizi kimseye muhtaç etmeyeceğine inandığınız mal mülk yarın size yılanlardan daha korkunç bir ayak bağına dönüşebiliyor. Sultan oluşunun kibriyle salınırken, bir gün bir kölenin çakısıyla Şahadet getiremeden gidenler yok mu? Karnını doyurması için ağzına aldığı lokmada boğulan yok mu?
İlahi nizam diye bir şey var. Biz ne kadar büyük ve akıllı olduğumuzu düşünsek de bu nizamın içindeki karıncalarız.
Yaşamak çok kolay, yaşamak çok zor…
Sadece Allah’tan korkarak karar vermek, onun rızasını gözetmek…. Bir de o ALLAH’ın verdiği, ve hatta sadece bir kısmını kullanabilmemize izin verdiği aklımızla doğru yaptığımızı savunmak gibi bir gaflete ve kibre düşmek. İzin verdiği kadarını kullanabildiğimiz o küçücük aklımızla nasıl olurda en doğruyu bildiğimize kendimizi inandırabiliriz. Allah’a daha büyük bir başkaldırı ve şirk var mıdır acaba?
Peki Allah neden izin verir?
Lütfundan mı, kahrından mı? o kadarını bilemeyiz, biz tevekkül çadırının altındayız, yağmur nereden gelirse gelsin. Fırtına nereden koparsa kopsun… Anla insanoğlu anla… Yegâne güç ve kudret sahibi Allah ne derse o olur… Sen kaderini kendin mi yazdın sanırsın be hey gafil? Mürekkep, divit elinde ne istersen yazarsın mı zannedersin? Allah nice gizli olanı, nice aleni olana üstün kılmıştır. Yâr Allah… Yara olmak kimin haddine????