
Hayatın anlamı anlamsızlıkmış
Latife ÖGE AKIN
Yeniden yazmaya başladığım günden beri çok güzel yorumlar aldım. Zülfü yâre dokunduğumu hissettim. E amaç hasıl oldu.
Ama bugün biraz kafam dağınık. Ramazan ayında olmamız hasebiyle yardımlar dağıtılıyor. İnsanlar bir gönül kazanmak için çaba sarf ediyor. Kimisi gösterişle, kimisi teşvik edebilmek niyetiyle, kimisi de öyle sessiz sedasız gizlice dokunuveriyor bir kalbe.
Diğer yandan yollarda elinde sigarayla hangır şangır gezenler. Müslüman mahallede salyangoz satmak deyimini ben yeniden yazıyorum dercesine kendini tezgaha serenler.
Değinmeden geçemeyeceğim. Zekat fitre kartları dağıtıp, kurbanlar kesip, iftar sofraları kurup yanında çalışan personeli kadın erkek demeden ezana yarım saat kalaya kadar çalıştıran. Be mübarek bu insan evine gidip, elini yüzünü yıkayıp, nefes alacak, iftar sofrasını hazırlayacak. Neyse bugün kimseye çatmayacağım.
Akşamüzeri iş çıkışı eşim çarşı merkezinden arabayla alacaktı. Ben de 15 dk kadar önce çıktım. Biraz nefes alayım, kafam dağılsın diye. Etrafı izledikçe bir garip hissettim. Sanki bu dünyanın dışına çıktım.
Hayat bizimle mi akıyor, bize rağmen mi? Ölenler, doğanlar, bir yerlerde acı çekenler, bir yerlerde mutluluktan ayağı yerden kesilmiş olanlar. Hem hayatın bir parçasıyız, hem de anlamlandırmaya gerek olmayacak kadar sıradanız. Bir yandan fazla büyütmeye gerek yok, doğuyorsun, yaşıyorsun ve ölüyorsun hepsi bu. Bir yandan da onca varlığın kendisi için yaratıldığı, kalbi ve beyni olan yaratılmışların en kutsalıyız.
Hayata farklı anlamlar yükleriz. Ama bu yüklediğimiz anlamlar hayatı bağlamaz. Hayatın anlamı zaten anlamsızlık. Ona anlamlar yükleyip, anlamaya çalışarak zaman kaybetmek saçma. Uzun uzun acılar çekip, tutunmaya çalıştığımız bu hayatta anlamsızlık içinde anlamlı kalmaya çalışmak. Ne boş bir çaba.
Bütün yapacağımız iş, kimsenin hakkına vebaline girmemek, kimsenin kalbini, onurunu kırmadan, kimsenin gözündeki bir damla yaşın sebebi olmadan bu dünyadan sessiz sedasız çekip gitmek.
Her şey zıddıyla kaim ya, beyaz siyahın yanında beyaz. İyi kötünün yanında iyi ya hani. Kendimce düşündüm de onca gürültünün yanında sessiz kalayım. Onca hırçınlığın yanında ben yok sayan olayım. Onca fikir yanında ben gölge gibi yok kalayım. Ki biraz dinleneyim. Düşüneyim. Unutulayım ki, kendimi bulayım, kendimi duyayım.
Bu anlamsız hayatı anlamaya çalışırken ben kendimi ne kadar özlemişim. Bugün çarşıda o yol kenarında kalabalığın içinde beklerken fark ettim. Kendimi görmeyeli ne çok oldu. Oturup kendime bi kahve ısmarlamayalı ne vakit oldu. Tutup kolumdan aynanın karşısına çekip bi bak bakalım kendine demeyeli, neydin, ne oldun diye sormayalı. Neyi severdim, neyi sevmezdim, neye kızardım, gücenirdim. Kendime dair ne çok şeyi unutmuşum.
Dedik ya hayat anlamsız diye. Hayat sevdiklerimizle güzel elbette. Yanımızdakiler hayatımızın gökyüzünde birer gökkuşağı gibi. Ama insan en çok kendiyle kaim. Kendiyle var. Ben olabilmek lazım önce ki biz olabilelim.
Her yazımda birilerine kızdım, birilerini ifşa ettim. Bugün sıra bende. Bugün kızgınlığımda, özlemimde, eleştirimde, övgüm de kendime. Kendisiyle arası iyi olmayanlardan çektik ne çektiysek. Biz de çektirdiysek af ola. Şimdi müsaadenizle efendim. Salı günü görüşmek üzere.