Latife ÖGE AKIN

Bir garip haller...

Latife ÖGE AKIN

Bu köşede çoğu zaman insan olarak yapılması gerekenlerden bahsettim. Olması gereken şeyleri anlattım. Hani insan konuşurken bazen söylediklerini aslında kendine de duyurmaya çalışır ya… 

Kendi kendine konuşmak delirme alâmeti olarak öğretilse de olgun insanlar ancak bunu becerebilir. İnsanlar birbirine bangır bangır bağırmaktan, sesini duyurmaya çalışmaktan kendini duyamaz olmuş. Kendinin orada olduğunu unutmuş hatta. Garip bir ironi hayatımızın gerçeği oluvermiş. Dünyada onca şeyi bilmeye meyilli insanoğlu en çok kendini bildiğinde mutlu olacaktır ama en çok ıskalanan şey budur. İnsan bu yüzyılda en çok kendini özlüyor. Özlediğinin farkına varmadan yaşıyor hatta. Kendinden bi haber…

Psikoloji ne der bilemem ama en iyi terapi benim için yalnız kalmak. Kendimle vakit geçirmek. Düşünmek, fikir yürütmek, kendimle istişare etmek. Sanki böyle olunca daha bi sağlamlaşıyorum. İslam dininde inzivaya çekilmenin karşılığı olarak halvet denilen şey, 40 gün boyunca tekkelerde, dergahlarda, camilerde bulunan çilehanelere kapanıp, insanın kendisiyle hesaplaşmaya çekilmesi, Allah ile baş başa kalması, ahiretin provası niteliğinde değerlendirilir. Hatalar dökülür ortaya, günahlar, sevaplar… Başkası söyleyince kabul etmeyeceğimiz hatalarımızla yüzleşiriz. Yürekten tövbe etmenin şartı da zaten yaptığının yürekten gelen hisle yanlış olduğunu bilmeyi gerektirir. Samimi olabilmek için yanlışının boyutunun farkında olmak gerekir. Günahının ne kadar farkındaysan tövben de o kadar içten ve samimi olacaktır. İnsanın her anlamda kendini onarması için gereklidir yalnızlık.

Kendini eleştirebiliyorsan kimsenin eleştirmesine gerek kalmadan yanlışlarını düzeltirsin. İnsanlar her durumda sende bir kusur bulurlar. Bunlar elbette istisna.

Affedebilmek için de yalnızlık gerekir. Olanları hazmetmek, içinde birer birer kapatmak, toparlamak içinde tek bir yabancı ses duymadan kalbinin bir öğütücü gibi çalışmasını duymak gerekir. Olgunluğun yolu da bu sesten geçer. Eskisi kadar kızmazsın insanlara. Sinirlenmezsin. Her şeye olabilir gözüyle bakmayı öğrenirsin. Herkese her şeyi yapabilir gözüyle bakmayı öğrenirsin. Affedersin, unutursun, nötrleşirsin. Muazzam bir durulma halidir. Tadını aldığınız an bir daha hiçbir şey böylesi huzur vermez olur.

Hayatın gürültülü, karmaşık, entrikalı ve aslında insan fıtratına korkunç derecede aykırı bu hali ninni gibi uyutuyor bizi. Ömrümüz geçiyor. Yalnız olduğumuz anne karnından, yalnız olacağımız kabir hayatımıza kadar nasıl bir koşuşturma içinde yaşadığımızın farkında mıyız? Peki bu yorgunluk haliyle ölüm bize dinlenme hali gibi gelmeliyken nasıl da ölümü unutuyoruz. Nasıl da ölümden uzağız. Garip gelmiyor mu size de? Ama işte o kadar farkında değiliz hayatın. O kadar uzağız sorgulamaya, rastgele yaşıyoruz. Gelişigüzel nefes alıyoruz. Tesadüfen hayattayız gibi. Ölümün de yaşamanın da yeterince farkında değiliz.

Bilmediğinden korkar insan. Mesela uzay boşluğundan bahsedilirken benim ruhum daralır. O sonsuzluk beni ürkütür. Belki psikolojik bir kusurdur bu bilmiyorum ama ben gökyüzünün derinliğinden korkarım. Hele hele gece gökyüzüne çok uzun süre bakamam. Keyif aldığım an sadece yıldızları gördüğüm birkaç saniyeden ibarettir. Uzun uzun izleyemem gökyüzünü.  Sonra tüneller, ben tünellerden geçerken gözlerimi kapatırım. Nefesim kesilir. Kendim araç kullanırken Konya içindeki alt geçitlerden bile uzunluğu fazla olandan geçmemek için gerekirse yolumu uzatırım. Sonu görünmüyorsa asla girmem o altgeçitlere. Ama hayat karşısında ne kadar cesuruz. Yarını bilmiyoruz. Ahireti bilmiyoruz ama aşırı cüretkarız. Dedim ya kendimizi bilmiyoruz ve bundan asla tedirginlik duymuyoruz. Çok garip gelmiyor mu?  

Yazarın Diğer Yazıları