Latife ÖGE AKIN

Bayram gelmiş neyime!!!

Latife ÖGE AKIN

Bayram gelmiş neyime!!!

Başlığı okurken istemsizce şarkının melodisi aklımıza geliyor değil mi?

Peki içimize gelenler?

Bayram gelmiş neyime!!! Neden?

Hangi birini sayacağım şimdi….

Çocuğuna bayramlık alamayan babalardan mı bahsetsem, kurban kesemeyen garibanlardan mı? Bayram şekeri bari alalım, kalbi zamana yenilmemiş birileri gelir belki bayramlaşmaya diye umut edip, bayram şekerlerinin fiyatını görünce misafire mahçup olacağım endişesi duyanları mı? Yoksa ıskartadan ekmek, sebze alıp bayramda et yiyemeyecek olmanın eksikliğini doldurmaya çalışanı mı? 

Hiç olmazsa harçlık veremeyeceğiz bari balon alalım çocuklara diyip, o balonlara umutsuzluğunu, tükenmişliğini, çaresizliğini ve yokluk belasını üfleyip gökyüzüne salanları mı?

Şöyle çoluk çocuk arabaya doluşup eş dost ziyaret etmeye kalksam o mazot parasına bayramdan sonra faturaları öderim diyip vazgeçeni mi?

Ya misafir karnım aç derse…!!! Eskiden bayramdan günler önce evin içinde bayram telaşı eserdi. Çeşit çeşit yemekler yapılır, ikramlıklar hazırlanırdı. Bamya çorbası, yoğurt çorbası, su böreği, sarma, dolma, karnıyarık, pilav, kavurma, baklava…. Daha neler neler….

Yemek yemeden bırakmam diye diye Halil İbrahim bereketli sofralar kurulurdu.

Bayram kahvaltısı olurdu mesela. Ailenin en büyüğü kimse onun evinde toplanılırdı. Müsamere çocuğu gibi herkes arefeden aldığı jilet gibi bayramlıklarını giyer, kahvaltıda hem damağa hem ruha şenlikli bir sofrada buluşulurdu. Sonra bayramlaşan büyükler, elini öpen küçüklere harçlık verirdi. Kurban kesemeyene sessiz sedasız, incitmeden, kırıp dökmeden ikramlık eti verilir, tüm eksikler sevgiyle tamamlanırdı. Eni sonu herkes bir noktada buluşurdu, garibanın da sofrası zenginleşir, dolabına et dolardı. Tıpkı kıyamet gününde hepimizin çırılçıplak ve eşit hale getirileceğimiz gibi. Kimsenin kimseden bir kum tanesi kadar bile farklı bir varlığı olmayacağı şekilde.

Zaten zamanla oldum olası kanlı bıçaklı olan geleneklerimiz göreneklerimiz, hatta görgümüz, edebimiz, asaletimiz bir de pandemi yasakları ile kendine kamuflaj buldu. Millet bir sebep olsa da akrabayla, eş dostla selamı sabahı kessek diye beklermiş meğer. Pandemi çok harika bir fırsat oldu, pandemi bitti, ölen öldü, kalan kal’dı’madı…. Kalmadı… Güzelim geleneklerimiz, cânım misafirperverliğimiz üzerine kireç atılıp derin mezarlara kefensiz konuldu.

Huzurevlerinde nefes aldığından bi haber olduğumuz yaşlılarımız, maddi olarak her ihtiyaçları giderildiği halde, deli gibi sevilmeye aç kimsesiz çocuklarımız çoğaldı.

Garibanın kapısı açılmazdı şimdi o kapıları görünmez oldu… Zaman öğüttükçe öğüttü, iliğimizi kemiğimizi sökercesine aldı gitti güzel olan ne varsa…

Deprem oldu mesela. Yer gök birbirine girdi. Binlerce canımız gitti… Git oradaki insanlara sor bakalım, sevdikleri hayatta olsaydı, bir şansları daha olsa ve bu bayram bütün ölenler geri gelecek deseler bu bayramı nasıl geçirirlerdi, bir mikrofon uzatılsa da onlar anlatsa biz dinlesek, onlar anlatsa biz ağlasak, onlar anlatsa biz irkilip kendimize gelsek… Onlar anlatsa biz sevdiklerimize sıkı sıkı bir sarılsak….

Gerçi insanoğlu ders alacaksa mezarlıklar üniversite… Ölüm var diyip kendimize çeki düzen veriyor muyuz? Yooo…. Ben değil, harflerim bile omuz silkti… Yooo….

Sözün özü bayram falan geldiği yok… Misafirin kapıdaki ayakkabısını çevirmek aslında o misafire gidiş yolunu göstermek, bir nevi kovmak, bir daha gelme demekmiş. Osmanlı’da misafirin kapı önüne çıkardığı ayakkabısı burnu eve doğru bakacak şekilde düzeltilirmiş, bu yine bekleriz, ziyaretinizle bize onur verdiniz demekmiş. Biz galiba bir yerlerde bir yanlış yapıp o bayramların ayakkabısını topuğu eve bakar şekilde düzelttik…  Ondan bize böyle düşman zahar… Ruhumuz çekilmiş bizim, mezarlıklarda yatanlardan farksız bir nitelikteyiz… Yaşıyoruz ama vasıfsız, niteliksiz, amaçsız…. Kimimiz yaşamak nedir ekmek derdinde çürümekten unutmuş…. Kimimiz varlık içinde insanlıktan bir haber yaşlanıyor…

Bayram bile geldiğine utanıyor, bin pişman…. Şayet size geldiyse bayram, kutlu ola efendim….

Yazarın Diğer Yazıları