
Avareyiz…
Latife ÖGE AKIN
Avcının biri tuzak kurup bir serçe avlar, zavallı serçe dile gelir ve avcıya “bana ne yapacaksın” diye sorar, avcı serçeye “seni kesip yiyeceğim” der.
Bunun üzerine serçe avcıya “vallahi benim etim ne kahvaltılık olur, ne de karın doyurur. Fakat eğer beni bırakacak olursan sana üç şey öğretirim, onlar etimi yemekten daha çok işine yarar. Kabul edersen bu üç şeyin ilkini şimdi elindeyken, ikincisini elinden uçup karşıdaki ağaca konunca üçüncüsünü de ağaçtan uçup önümüzdeki tepeye varınca söyleyeceğim” der.
Kuşun teklifi avcıya ilginç gelir, onu salıvermeye karar verir, “öğreteceğin ilk şeyi söyle bakalım” der. Bunun üzerine kuş avcıya “elinden kaçan fırsatlar için hayıflanma” der. Avcı kuşu salıverir. Uçup karşı ağacın bir dalına konunca da ikinci şeyi öğretmek üzere “olmayacak şeye inanma” der. Bu sözlerden sonra kanatlanan kuş avcının önündeki bir tepeye varıp konar, oradan avcıya şöyle der. “Ey bahtsız adam, eğer beni kesmiş olsaydın kursağımdan her biri yirmi miskal ağırlığında iki inci çıkaracaktın” der. Bu sözleri duyan avcı kaçırdığı fırsat karşısında üzüntüyle dudaklarını ısırır. Artık elinden bir şey gelmeyeceği için kuşa “üçüncüyü söyle” der.
Kuş avcıya “Sen ilk iki nasihatimi unuttun, üçüncüsünü sana nasıl söyleyeyim, ben sana kaçırdığın fırsatlar için hayıflanma” demedim mi? Oysa sen daha az önce beni elinden kaçırdın diye hayıflandın. Yine ben sana olmayacak şeye inanma” demedim mi? Benim etim, kanım ve tüylerimin hepsi tartılsa yirmi miskal çekmez, kursağımda her biri yirmi miskal ağırlığında iki inci nasıl olabilir?” der ve uçup gözden kaybolur.
Bu hikâyenin özü şudur: İnsanoğlu, kendisini aşırı tamahkarlığa kaptırınca basireti kapanıyor, gerçeği idrak edemez oluyor ve olmayacak şeyi olabilir gibi görüyor.
Sizce de ahvâlimiz böyle değil mi?
Hikâyenin başında zavallı diye nitelenen bir kuşla günün sonunda baş edemez olduk. Kim bu oyunu kuran, kim kârlı çıkacak bu oyunun sonunda. Bilinmez… (bilinir de bilinmez) Bu oyundaki avcı, maşa olan bizleriz. Ülkeyi kımıl kımıl kaplayan istila, suni gündemlerden fırsat bulup kendine yer açamıyor. Her şeyin farkında olan millet, karnını doyurup başını bir kaldırabilse sesini çıkaracak ama belimiz bükülmüş yokluktan. Bu konuya sıra gelmiyor.
Okullar açılıyor, okula yeni başlayacak olan bir evladı için arkadaşım geçen gün neredeyse 10 bin lira masraf ettiğini söyledi. Neredeyse bir maaşı. Bu daha ilk yıl üstelik.
Millet markete, pazara dolaşmaya gidiyor, mutfak masrafından kısıp faturalara para ayırma derdinde. Kışlık hazırlıkların başladığı şu dönemde pazar esnafı eskiden kasalarla sebze sattıklarını ama şuan insanların 10-20 kilo sebze, kurutmalık, turşuluk, konservelik malzeme alabildiğini söylüyor. Serbest çalışanlar piyasanın enkazında nefes almaya çalışıyor. Akaryakıt fiyatları malum…
Biz de gariban avcı gibi avare avare uçup giden kuşların ardından hayıflanıyoruz işte...