
Anneler Günü…
Latife ÖGE AKIN
Kendimi bildim bileli hiçbir ortamda söylemekten çekinmediğim, hiçbir sosyal medya hesabında paylaşmaktan utanmadığım bir özlemdir annelik. Hep demişimdir hayatta hiçbir şeyde gözüm yok ama bir annelik şuramda uhde kaldı diye. Bu pazar Anneler Günü. Ülke gündemi seçim olsa da annesi olmayanlar için, evladı olmayanlar için bu pazar başka bir anlam ifade ediyor.
Çünkü ne anne olmanın, evlat sahibi olmanın hazzını başka bir şey verebiliyor, bu boşluğu doldurabiliyor. Ne de bir evlat İçin annesinin sevgisinin önüne bir başka duygu geçebiliyor. Tabi ben böyle söylüyorum ama olması gereken bu olduğu için. Huzurevlerine, yaşlı bakım evlerine, televizyondaki gündüz kuşağı programlarına bakılırsa anneliğin kutsallığını idrak edememiş, anne ahından korkmayan bir çok insan da var. Bazılarınız hatırlıyordur birkaç yıl önce kayınvalidesi ile birlikte oturmak istemediği için eşine boşanma davası açan gelin haklı bulunup boşanması gerçekleşmişti.
Caddelerde, bilboardlarda, televizyon reklamlarında, mağazaların vitrinlerinde anneler günü panayır havasında kutlanıyor peki annelerin hakkını bu bir gün de ödememiz mümkün mü?
Geçenlerde yine bu köşede bir kız çocuğunun annesine olan tavrından bahsetmiştim. Annesini her fırsatta azarlayan, küçük gören o kız çocuğu ve onun gibiler eminim bu pazar annesinin anneler gününü kutlayacak. Peki o annenin içinde açtığı yarayı, bu bir günde kapatabilecek mi? Kapitalizmin bize dayattığı bu tip günleri fırsata çevirip insanları mutlu etmeye yönelik yapılan şeyleri hep doğru bulmuşumdur. Ama anneler gününü nedense bu bir güne indirgeyemiyorum. Ne vicdanımda, ne aklımda bu kadar basitleştiremiyorum. Allah’ın cenneti ayaklarının altına serdiği, peygamberleri padişahları dünyaya getiren, insanlığın varoluş sebebi annelerin böyle bir günle geçiştirilmesini hazmedemiyorum. Hele bir de şu evin ihtiyacı olan şeylerin anneler gününde anneye hediye diye alınmasına sinir oluyorum.
Bozkırın tezenesi, büyük usta Neşet Ertaş nasıl güzel özetlemiş; “kadınlar insan, biz insanoğlu” diye.
Özet bu, bir annedir dünyayı doğuran, canından can verip insanlığı meydana getiren. Allah’ın Rahim sıfatını varlığında taşıyıp, sebeb-i cân olan.
Dedim ya peygamberler dünyaya getirmiştir. Padişahlar, evliyalar, en büyük alimler bir annenin eteğinde palazlanmıştır. İnsanlık bir kadının anneliği ile şekillenir. Eğer anne gibi anne ise insanlığa faydalı bir evlat yetiştirip şekillendirir. Kötü bir anne ise insanlığa bela olacak bir evlat yetiştirip şekillendirir. Öyle ya , firavunları da bir anne doğurup, yetiştirdi, Alemlerin sultanı, Muhammed Mustafa (s.a.v.)’i de bir anne karnında kanıyla, canıyla besleyip, yetiştirdi. Biri alemlere rahmet, diğeri kıyamete kadar anılacak bir zalim oldu. İlk öğretmendir anne. Fıtrat ne olursa olsun annedir ona son şekli veren.
Ha şunu söylemeden yazıma son verirsem belki bir anne kalbini incitirim.
Tanımadığım anne, sen çok emek verdin, yemedin yedirdin, giymedin giydirdin, saçını süpürge, ömrünü paspas eyledin ama evladın zalim oldu çıktı. Senin anneliğinde bir kusur yok… sen mükemmel bir annesin. O bambaşka bir imtihan. Üzülme nolur. Ataya yapılan zalimliklerin türlerine girip bu yazıyı kirletmek istemiyorum. Atasına zulmedenler için şurada bir kelime bile yazmak istemiyorum. Değmez….!
Allah hayırlı evlatlar versin. Bize hayırlı evlat olmayı nasip etsin.
Annemin cennet kokusunda, ayağının altından geçen cennet yolunda hakkıyla yürümeyi nasip etsin. Bana ve isteyen herkese “anne” diyecek minicik bir yürek nasip etsin.
Anne bu ya…. Anne…
Süpürgenin gavur tarafını, hedefi asla şaşmayan terliği, banyoda yankılanan maşrapa sesini bile özletir anne sıcaklığı…
Bana merhameti, sevmeyi öğreten şebboy kokusudur annem.
Canımın içi, mis kokulu Fatoş sultanım, annemin, hayat arkadaşımın dünyaya gelmesine vesile olan sevgili kayınvalidem, ismi Güldane ama benim Gül annemin, üzerimde annem gibi emeği olan Nezahat teyzemin, benim küçük annelerim Esmam ve Meleğimin ve tüm annelerin anneler gününü kutlarım. Anne yüreğinin merhametiyle sarılsın kalbiniz efendim.