Latife ÖGE AKIN

25.08.2022-23

Latife ÖGE AKIN

Sevdiğin kadar varsın diye öğretildi bize. Bunca yıl sonra, bunca aldığım yaşın sonunda öğrendiğim meğer yanlış öğrendiğimmiş. Sevildiğin kadarmış hayat. Sevildiğin kadar güzel. Sevildiğin kadar yaşamaya değer. İnsan çorabını sever tabanı yırtılsa da, kupasını sever kulpu kırık da olsa, battaniyesini sever parça pinçik olsa da, eşofmanını sever dizleri delinse de… Hayattan nefret ederken bile sevebilir bu saydıklarımı ya da buna benzer şeyleri. Kendini asmak istese o ipi bağlarken üzerinde en sevdiği o eşofman vardır mesela. Son kahvesini o kırık kupadan içmiştir. O an bile değiştirmeyi düşünmez. Ama sevilmek, sevildiğini bilmek başka bir şey. Senin kalbin dursa da senin yerine atacak bir kalp olduğunu bilmek sanki ölümsüzlük sırrı gibi.

Geçenlerde bir kitap yaprağı paylaştım. Diyordu ki; “Lastikli tokam gibisin hayat. İki kere dolanınca bol, üç kere dolanınca dar geliyorsun. Arayı buldurmuyorsun.” (Nilgün Bodur-Sen Gittin ya Ben Çok Güzelleştim)

Ben arayı bulamadığım her an sadece sevilmekten güç aldım. Kendimle aramı bulamadığımda bile sevildiğim taraftan oldum kendimin karşısında. Karnım acıktığında sevildiğim aklıma gelince acıktığımı unuttum. Ayakkabım ayağımı vurduğunda sevilmekle bantladım üzerini. Elmayı dilimlerken sevgimin keskinliğiyle parçaladım. Evimin perdeleri güneş de doğsa, gece de çökse kornişe değil sevgiye asılı olduğundan örtüyor her mahremimi…  Mutfağımda her kabın içi sevgi dolu. Kimisi tuzlu, kimisi tatlı, kimisi yavan… Ama hep sevgi var bi tutam. Duvarlarımda tablo yok mesela, resim de yok, sevgiden çivi çakacak yer bulamadım. Ne zaman denesem çivi eğildi. Çiçeklerim var çeşit çeşit. Suyunu veriyorum ama asıl sevgi var diye açtıkları tomurcuğun dokusu bile farklı. Saçlarım çok çirkin mesela benim, burnum büyük, gözlerim hele bu hayat en çok gözlerimi yuva yaptı kendine, eskitti, yıprattı, çok kırıştı son zamanlarda. Ama aynaya baktığımda gözlerimi, saçlarımı, burnumu görmüyorum ben. Fani yaratılmış bu beden aynada bana sadece sevildiğimi gösteriyor. Ruhun gölgesi olmazmış ya külliyen yalan bu da… Benim ruhumun gölgesi var bunu sevilen bilir… İçime bi acı çöktüğünde durduk yere telefonumda bir zil sesi duyarım ve iyi oluveririm. Ellerime bakarım, ölüversem birer et ve kemik parçası olacakken bir yüzük çimenler yeşertir parmaklarımda. Söylemesi ayıp derler seccademi serdiğimde kendimden önce dua ettiğimin, seccadesinin üzerinde Rabbime ilk önce beni andığını bildiğimdendir dirayetim. Benim yolum yordamımdır, otağımdır sevgisi. Bildiğim ne varsa unutmaya, yedi iklimin baharını, yaratılmış tüm alemleri keşfetmeye muktedirdir. Kalü Beladan beri unuttuğum tüm verilmiş sözleri hatırlayıp divana duruşumdur. Gördüğüm her güzel şeyde O’da görmeden bir anlam bulamayışımdır benim sevgim. Onu anlatırken içimde gökyüzüne doğru akan nehirlerdir serinlediğim. Bir türküde bulup, yokluğunu acı bir nota gibi boğazımda sakladığım. Hayatı sahiplenememişken O’nlu hayallere dalışımdır. Takılan her çelmeden dizlerimi kanatmadan, avuçlarımı parçalamadan kalkışım O’nun sevgisine tutunduğumdandır. Şu koskoca alemi yüreğime sığdıran sevgidir. Gönül eşiğimde ayaklarının izi olandır şimdi uçsuz bucaksız bahçelerinde yalın ayak dolandığım. Hayat karşısında tevekülle boynumu bükmüşken sevgisiyle mağrurlanarak direndiğimdir. Dua ederken arş-ı alada O’nun adı yankılanıyorsa ne mutlu dilime… Fazladan izahat, lisanen kabahatmiş. Dileyen dilediğini alsın. Bir sen kal alnıma yazılan… Seninle nice yıllara…

Yazarın Diğer Yazıları