Diyalog, en basit tanımıyla iki ya da fazla kişinin karşılıklı konuşması mânâsını taşır. Antik Yunanca'dan gelen "Dia" ve "Logos" kelimelerinin birleşimi olan bu güzel kelimenin etimolojik incelemesi işine hiç müracaat etmeyeceğim. Ben daha çok diyaloğun kâr kısmını bir kaç yaşanmış hikâyecik ile izâha talibim.
Hikâyemiz 2015 yılının yazında yaşanmıştır.
"O sene, İş Güvenliği Uzmanı olmayı kafaya koymuştur. Kafaya koymuş dedim de; "Neden?" diyecek olursanız, onun da ayrı bir hikâyesi var. Yani anlayacağınız hikâye içinde hikâye. Güzelliği aksettirmek değil mi gâye?!.. Gelin önce bu kafaya koyma hikâyesini dinleyelim."
Orduevinde eşiyle birlikte keyifli bir akşam yemeği yemektedir. Sol çaprazındaki masada oturan kişiyi çok iyi tanır; fakat... Kaşlarını çatarak alnının ortasında birleştirir ve zihin ekranını şöyke bir tarar... "Tamam, buldum!.." der. O kişi, Şanlıurfa 20'nci Zırhlı Tugay Komutanlığı'nda görevli Hudut Tabur Komutanı Mustafa Binbaşıdır. O dönemde kendisi de Tugay'ın Ordudonatım Mal Saymanı olarak görev yapmaktadır. Mustafa Binbaşı onu çok sevmektedir. Çünkü sayman olduğu yıllarda İkmâl Astsubaylarına her zaman şunu söylemiştir: "Orası hudut; orası milletin nâmusu. Her zaman ikmâl önceliği hudutlardadır. Hiçbir şekilde bir dediğiniz iki edilmeyecek." Tabii, bu ifadeler tüm Hudut Birlik Komutanları'nın kulağına gitmektedir. İşte bu sebeple Mustafa Binbaşı'nın sevgisini ve sempatisini kazanmıştır. Sadece bununla kalsa iyi... Genç bir subay olmasına rağmen, sık aralıklarla Hudut Tabur Komutanları'nı arayıp acil bir ihtiyaçlarının olup olmadığını sorarak sıkı "Diyalog" kurmayı prensip edinmiştir. Bütün bu yaşanmışlıklar zihninde gezinirken, bir ân hafifçe başını sallar ve zihin ekranını kapatır. Eşinden izin isteyerek masadan kalkar. Karşıki masaya varınca komutanının kendisini hatırlamama ihtimâline karşılık "Binbaşı Faruk" diyerek kendini tanıtır ve "Komutanım, beni hatırladınız mı?" diye de sorar. Komutanı ise karşılık olarak; "Faruk, hatırlamaz olur muyum. Nasıl unuturum bizim biricik şâir Üstteğmenimizi. Sen genç yaşına rağmen birlikte çalıştığımız sürede çok olgunluk gösterdin. Bir Hudut Birlik Komutanı olarak beni hiç üzmedin. Seni hiç unutur muyum ben?!.. Masada senin ile birlikte olan eşin ise lütfen o da buyursun gelsin!.." demesiyle birlikte eşini davet etmek için masadan kalkar ve durumu kısaca anlatıp birlikte aynı masaya geçerler. Sohbet, muhabbet derken saat gece yarısını bulmuştur. Albay olarak emekli olduğunu söyleyen komutanı, şu ân Mersin Limanı Güvenlik Âmiri olduğunu söyleyip, yarın mutlaka çay içmeye bekliyorum, der.
***
Albay Mustafa, misafirine kahve ısmarladıktan sonra hummalı bir şekilde evrak düzenlemekle meşgul olmaya devam eder. Ara ara da misafirine bir şey söyleyerek onunla alâkadar olduğunu hissettirir.
Sonunda evrak işlerini bitirir ve başını kaldırır. "Eee, ne diyorduk Faruk?" diyerek göz göze ve yüz yüze muhabbete başlarlar. Sohbetin ilerleyen aşamasında Mustafa Albay: "Faruk, neden evde oturuyorsun? Daha çok gençsin. Çocuklarına bakıcı tut, çalışmaya başla. Az önce gördün bendeki durumu. İş güvenliği sınavı için evrak tanzim ettim. Bak, Mayıs'ta iş güvenliği sınavı var. Sen Harp Okulu'ndan Sistem Mühendisi olarak mezun olmadın mı? Hemen sana vereceğim telefon numarasını ara ve yarın ilk işin sınav için hazırlık olsun.
***
Bir aylık İş Güvenliği Eğitimi sona ermiş, başvuru şartlarından biri olan staj için Mersin DSİ Bölge Müdürlüğü'nü seçmiş idi. Kendisine staj süresince DSİ'de görevli olan A Sınıfı İş Güvenliği Uzmanı Savaş Bey danışmanlık edecekti. Konusuna tam mânâsıyla hakim olan Savaş Bey, her konuda tereddütsüz destek sağlıyordu. Hoş bir diyalog ve sohbet ortamı hâsıl olmuştu aralarında.
***
Aradan tam on yıl geçmişti. Bu süre zarfında Faruk, sebepsiz, değişik zaman aralıklarında ya da DSİ Bölge Müdürlüğü'nün önünden her geçişinde Savaş Bey'i aramayı hiç ihmâl etmemişti. Ne de olsa iyi bir "Kârdiyalog" idi. Hiçbir beklentiye girmeden sadece bir kadirşinaslık olması bâbında aramaları hep o yapmıştı.
***
Takvimler 01 Ocak 2025'i gösterdiğinde Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren kanun gereği bir çalışanı olan bütün işletmelere İş Güvenliği Hizmeti alma zorunluluğu getirilmişti. Ayrıca en az üç yıl çok tehlikeli bir işletmede çalışan B Sınıfı İş Güvenliği Uzmanı'nın sınavsız A Sınıfı İş Güvenliği Uzmanı olma yolu da açılmıştı. Sadece sertifika bedelinin bankaya yatırılması yeterli olacaktı.
***
Sabahın köründe telefonu çaldı. "ALO, Faruk Bey günaydın. Hayırlı olsun. A Sınıfı İş Güvenliği Uzmanı olmuşsun." Uyku sersemliği ile "Sanırım öyle oldu hocam!.." diyebildi sadece. O gün asla tahmin edemeyeceği kadar telefon aldı. Faruk Bey, Faruk Hocam, Komutanım birlikte çalışalım diye. Bu hitapların çeşitliliği aldığı birçok eğitim ve sertikaya ya da emekli olduğu TSK'ya binâen ortaya çıkan unvanlar idi. Bunlardan en değerlisi, kendisini hep dostluğu ile hatırlayan A Sınıfı İş Güvenliği Uzmanı Vedat Gül olmuştu. Vedat Bey, bir OSGB'ye ortak olduğunu söyleyip birlikte çalışma teklif etti ve randevulaştılar. Belirtilen gün ve saatte oradaydı Faruk. Vedat Bey'e olan muhabbeti işi kolay kılmıştı ve kısa bir çay sohbeti sonrası anlaşmaya vardılar.
Hâsılı, durum şu şekilde idi: "Bir İş Güvenliği Uzmanı olarak, tanıdığı bütün meslektaşları ile her zaman diyalog içinde olmayı tercih etmesi ve kendisinin askerlik mesleğinden geliyor olmasından da kaynaklı titiz bir dokümantasyon yapıyor olması ve dahi bunları bütün arkadaşları ile paylaşması onu her zaman arkadaşları nazarında değerli kılmıştır.
Bütün bu beklentisiz "diyalog" sonucu işin "kâr" kısmı şu şekilde cereyan etmiştir. Uzun zamandır çalışmıyorken aldığı iş daveti sonucu çalışmaya başlaması aile bütçesini oldukça rahatlatmış, bunun sonucunda evinde doğal olarak bir mutluluk hâli inkişaf etmiş ve bir huzur ortamı doğmuştur.
Özetle diyeceğim o ki; samimi, candan, beklentisiz diyalog, doğal olarak kâr getirir. Bu kâr, hikâyelerimizde geçtiği şekilde maddî bir sonuç doğurabileceği gibi manevî olarak da rûhumuzu besler ve kimbilir bizleri tekamül ettirir.
19 Şubat 2025 / Saat: 08.05 / Mersin