Kerim Küçüksarı
Kerim Küçüksarı

Zorla Güzellik Olmaz

26 Ağustos 2021
3 dk Okuma
1 yıl önce
Zorla Güzellik Olmaz

Bir gün kalktık, karşımıza Çin’den çıktığı belirtilen bir virüs çıktı. Hızlı bulaşan, ölümlere sebep olan bu virüs, tüm dünyada hayatı alt üst etti. Dünya geneline bir anda yayıldı. Ekonomileri etkilediği gibi, sokağa çıkma yasakları getirdi, gelecek nesillerin eğitimini etkiledi.

Kitle iletişim araçları “uzman görüşlerle” daha ortada olmayan aşının bulunmasından ve kitlelerin aşılanmasından bahsediyordu!? Bu virüsle mücadelenin tek yöntemi aşıydı!

Dünyayı kasıp kavuran bu virüs öyle bir virüs idi ki çocuklara bulaşmıyor, yaşı ilerlemişlere bulaşıyordu. Savaşlarda hayatını kaybeden çocukların görüntülerinin üzerine yazılar yazıldı. Sanki bu virüsü Allah “zalimlere ve zulme ses çıkarmayanlara” göndermiş gibi bir algı oluştu!

Bu arada PCR testi girdi gündemimize. Ülkeler ardı ardına yüklü miktarda test kitleri sipariş ettiler. PCR testinin mucitleri bir videoda “on cm’lik bir çubukla istediğimize istediğimiz tanıyı koyabileceğiz” diyordu. Küreselcilerin bu savı gerçek oldu ve yine servetlerine servet kattılar.

Tanzanya Devlet Başkanı John Magufuli, laboratuvara gizlice insan isimleri verilerek hayvan, meyve ve yağ örnekleri gönderdiğini ve bir papaya ve keçinin sonuçlarının pozitif çıktığını söylemesi ülkede gündem olmuş, ardından testleri yapan laboratuvarın başkanı ve bir üst düzey yöneticisini görevden almıştı. Görevden almanın ardından Devlet Başkanı Magufuli ortadan kaybolmuş, kısa bir süre sonra da hayatını kaybetmişti.

Küresel çapta kitle iletişim araçlarında ardı ardına ölümler haber olmaya başladı. İnsanoğlunun en çok korktuğu gerçekte ölüm olunca alarm seviyesi bir anda en yüksek oldu. Diğer yandan bu virüsü çözse çözse aşı çözer sonucuna çıkacak yayınlar yapıldı? Virüsle mücadelede “haplar” etkili olmuyor muydu? Bu suru cevapsız kaldı!

Virüsün aşılarını üretmeye çalışanlar daha önceki yıllarda Afrika’da da binlerce çocuğu aşılamışlardı, ilerleyen yıllarda aşılanan bu çocukların felç olduğuna dair önemli iddialar gündeme getirildi! Lakin iddialar sonuçsuz kaldı.

Küresel ölçekte bir kurgu vardı. Her şey kontrol altındaydı. Her şeyi kontrol etmeye çalışan bu güç sizin adınıza düşünecek ve sizin adınıza karar verecekti. Lakin sizin bu kararlarda bir rolünüz olmayacaktı. Alınan kararlara uyarsanız hayat sizin için kolay olacak, uymazsanız hayatınız zorlaştırılacaktı.

Aşı pasaportu, HES kodu gibi uygulamalarla sizin nereye girip giremeyeceğinize, seyahat edip edemeyeceğinize birileri karar verecekti. Nitekim öyle de olmaya başladı.

Okulların açılacağı tarih yaklaşırken yapılan açıklamalarda, aşı olmayan öğretmenlere haftada iki defa PCR testi yapılacağı duyuruldu. Çeşitli zorlamalarla “aşı dayatması” da gündeme gelmiş oldu. Öğretmenler zaten sorunlu olan eğitim sisteminde bir de PCR testi stresi ile uğraşmasın. Öğrencilerine verimli olmaya çalışsın.

ABD’nin Texas eyaletinde bırakın zorla PCR testini, maskesi olmayan birine maske tak derseniz bin dolar cezası var. Bu ülkelerdeki uygulamalar ortadayken bizde niçin bu dayatma var?

Aşı, aşı olan kişiyi salgından gerçekten koruyor mu? Sürekli mutasyona uğrayan bir virüste aşılanmak ne kadar etkili oluyor? Daha önce bu virüsün çocuklara bulaşmadığı yayılmıştı. Yeni varyantlar çocuklara da mı bulaşıyor? Öyle anlaşılıyor ki bu durum grip gibi bir hal alıyor.

Küresel ölçekte gribal enfeksiyondan hasta olanlar ve hayatını kaybedenler de gün be gün açıklansa insanlar tedirgin olur muydu? Kitle iletişim araçlarından günlük vaka sayılarını açıklamak ve sosyal medyada aşıya dair olumsuz görüş bildirenleri kısıtlamak kimin ya da kimlerin fikriydi?  

Daha önce domuz gribi salgını olduğunda morgun önünde “ölüleri sayan” gazetecilerimiz olmadı mı? Kuş gribi salgınında, yerli ırklarımız gribe kurban edilip itlaf edilmedi mi? Deli dana hastalığında da durum bunlardan farksız olmadı mı? Kitle iletişim araçlarından sabah akşam koca koca kelimelerle konuşan insanlar, gün geldi cılız cümlelerle “galiba biraz abartmışız” diyerek özür dilemedi mi?

Tecrübelerimizden ve farklı düşünen bilim adamlarının görüşlerinden yola çıkarak yanlış sonuçlara varmaması için Aşı ve PCR testi de gönüllülük esasına göre uygulanırsa daha isabetli olur. Geçmişte diğer enfeksiyonlarda verilen reaksiyonlarda olduğu gibi yanlış noktalara varılırsa yarın özür dilemek bir şey ifade etmez. Olayları abartılı yaşamanın doğru olmadığını yaşayarak görüyoruz.

Sen Benim Kim olduğumu biliyor musun?

Siyaset mekanizması üçüncü dünya ülkelerinde zenginlik, saygınlık, şan ve şöhret aracıdır. Bu sebepten dolayı da “seçkinlerin” ayrı bir “hukuku” vardır. Her siyasi Hz. Ömer’in adaletinden, Fatih Sultan Mehmet’in yargılanmasından ve uygulanan yüksek adaletten bahseder. Oysa “seçkinler ve elitistler” için ayrı bir kanun işler. Bırakın bir Milletin Vekilini, bir avukatın bile arabası özel izin olmadan aranamaz! Seçkinler için uygulanan bu hukuk, kapsadığı her bireyi mutlu eder.

Bu sebepten olsa gerek bu sistemin kurulduğu günden buyana, “seçkinler için uygulanan hukuk’u” değiştirip, bireyin statüsü ne olursa olsun kanunlar önünde eşit muamele görmesi için kimse kılını kıpırdatmaz. Ayrıcalıklı hukuk sisteminin koruduğu kişilerin konuşmaya başlar başlamaz ağzından dökülen “sen benim kim olduğumu biliyor musun?”, “sen nerede çalışıyorsun?” cümlesi “seçkinci, elitist hukuk” sisteminin eseridir.

Peygamberimiz (sav) Mekke’den Medine’ye hicret ederken kılavuzluğu çok iyi olan müşrik Abdullah bin Uraykıt’ı kılavuz olarak seçmiş, Mekke fethedilince Kabe’nin anahtarını ise Kabe’nin nasıl temizleneceğini ona nasıl sahip çıkılacağını çok iyi bilen henüz Müslüman olmayan Osman b. Talha’ya vermiştir.  Bir işi birine tevdi ederken ölçü ehliyet ve liyakattir, dini değildir.  “Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder” ayeti inanlar için bir kıstastır. İş ehline verilmediğinde de kıyamet beklenir.

İşler ehline verilmeyince görevini yapan polis ne yaparsa yapsın, o’nu tanımadığı için “suçludur.” Görevini hakkıyla yapmış olması bir şey değiştirmez.

Yorum Yazın