Mükremin Kızılca
Mükremin Kızılca

Yaylaların Son Günleri

09 Eylül 2022
3 dk Okuma
2 ay önce
Yaylaların Son Günleri

31 ağustos 2022 tarihinde, edebiyat öğretmeni yeğenim Sayın Hilmi Kızılca ile Ermenek Yukarı Çağlar halkının çıktığı Sorkun yaylasına bir seyahatimiz oldu.

Sorkun yaylası; Mümün gölü, Ayıbeleni, Üssüz, Sarınç, Hacı hasan kırı, Üçbunar ve Kayabunar ile sınırlı geniş bir alanı kapsar. Rakım ortalama 1800 metre olup Üssüz gibi tepe – koyak şeklindedir ama Sorkunda tepeler engin, koyaklarsa biraz daha geniştir.

Sorkun yaylası Osmanlı arşiv kayıtlarında da otlakıye olarak sık sık yer almaktadır. Arşivde bir de Sorkun Avlağı adıyla yer alan yayla vardır.

Sorkunda bitki örtüsü ardıç ve boz armuttan ibarettir. Bu iki ağaç bu yaylanın süsüdür. Çalı tarzı karamıklar da yer yer görülür. Evlerin damları, keliflerin örtüleri hep ardıçla yapılmıştır. Ardıç burada gölgelenmek için boz armutla beraber halka hizmette yarışırlar. Sorkun pınarı, Çillengiç pınarı, Cığralı pınar ve Yağlı Pınar gibi pınarların başında ise ardıç ve boz armuttan gayrı kavak ve söğüt ağaçları yer alır ve yaylaya süs olur.

Sabah saat altıda Güneyyurttan çıktıktan sonra ağır ağır saat yediye doğru cığralı bunara geldik. Burada bizleri on beş kadar sayısı olan bir palaz sürüsü, onlarca kuş karşıladı. Bu saatte sulanmak için geldikleri belliydi. Orayı ilk terk eden keklik yavrusu demek olan palazlar oldu. Ardından ise çoğunluğu kaya serçesi olan kuşlar terk ettiler. Kaya serçeleri de ev serçesi de denen çelen – pardı serçelerinin kayaların deliklerine yuva yapan neslidir.

Benim kadim dostum da buradaydı, ama o hemen ortamı terk etmedi. Bizlere sürmeli gözlerini göstermemek için çabaladı ve rahatça bir pozunu almamıza izin vermedi.

Bu aşkım ve sevili arkadaşım kuyrukkakan Sorkun yaylasının her yerinde, günlerden ağustosun sonu olmasına rağmen bize eşlik etmeyi sürdürdü. Böylece benim: onlar yavrularını alıp bu ıssız yaylaları terk etmeyen ve burada yeteri kadar ailesini bırakan vatansever bir kuş türüdür, tezimi de onaylamış oluyordu.

Kuyrukkakanlar biz arabadan inince uzaklaşıyor, binince yaklaşıyor hatta önümüze düşüp yol gösteriyordu. Sorkun yaylasında hem sürmeli ala hem de boz kuyrukkakan aileleri bulundukları yerde kalmışlardı.

Uçtukları zaman kısa mesafe uçuyor, kayadan başka yere konmuyordu. Keklikler ve palazları gibi pırr diye gürültüyle yerlerini belli etmiyorlar, sessizce süzülerek uzaklaşıyorlardı.

Bu arada Sorkun yaylasının sınırı olan Güneyyurtluların çıktığı Ayıbeleni ve Hacı Hasan kırı bölgelerine orman dairesi ağaç dikmiş araya da tel örgüler çekilmişti.

Yukarı çağlar halkının çıktığı Sorkunda bir metre boş alan yoktu, her tarlada ya ekin ya da nohut vardı. Yer yer ayçiçeği ve darı ekilen tarlalar bile vardı. Demek ki damla suya ihtiyaç olmadan da yetişebiliyorlarmış, diye düşündük. Çillengiç bunarına doğru susuz kiraz bahçelerini görünce bu inancımız daha da güçlendi.

O gün biz cığralı bunardan Sorkun pınarına indiğimizde Aldere yolundan onlarca patpatın halkı yaylaya top yekûn taşıdığını gördük. Bu azim, bu gayret karşısında şaşırmadık, çünkü Anadolu halkı buydu.

Ancak bu kadar insanın yani yüz haneyi geçen ailenin geceleyin yaylada kalmamaları şahsen beni şaşırttı. Bundan elli yıl önce aylarca keliflerde yatılan yaylada neden kalınmaz ve günü birlik inilip çıkılırdı?

Bunun sebebi malum, köyde arazilerde meyve ve sebze ekimi ticariye dönüştü, orada da işler aksamamalıydı. Elli yıl öncesinin katırları yok olmuş yerine her evde patpat denen motorlu araçlar yer alıyor herkes ehliyet bile istenmeden yayla ve köy işlerini onunla hızlı erişip görebiliyorlardı. Bir de Sorkun yaylası Yukarı Çağların damı gibiydi yani bir evin damına tek merdivenle çıkıldığı gibi Sorkuna da beş yüz metre tırmandıktan sonra ulaşılabiliyordu. Bu yol 2010 yılına kadar İzvit Kebeni sonrasında da Aldere yoluydu, her ikisi de hayvanların ve araçların kaymaması için basamak basamak yapılmıştı. 

Sorkun yaylası merkezine bir mescit inşası başlamış durumda, burada elli yıl önce topluca bir arada olan kefillerden sadece birkaçı ayakta diğerleri yerle bir olmuş haldedir. O birkaçında da halen sürü sahipleri uzun müddet kış kendini hissettirinceye kadar kalmaktadırlar.

Bir de eskiden bu koyakları dolduran sığırlar, danalar ortada yoktu. Halk bunları yaylaya çıkarmıyordu, hatta keçilerini bile çıkarmadan kendileri işlerini acele bitirip dönüyorlardı.

Ama aslında arzulanan aylarca olmasa bile - ki bu zamanımızda iş çokluğundan mümkün görülmüyor- insanımız hayvanlarını da alarak üç beş gün burada kalmalıdır, böylece hem sabah – akşam serininde işler hızlı görülür hem de gerçek manada yaylanmış olunur, diye düşünüyorum.

Bu arada kadim bir otlakıye arazisi olan Sorkun yaylası ekili olduğu için koruma altında olması medeniyle otları kuruyup gitmekte ve hiçbir malın kursağına düşmeden yok olmaktadır. Tabi araya girerek zarar vermeden otlatılabilen sürüler müstesna.

Sorkun yaylasında ekinlerin toplandığı harman yerleri saydan oluşmaktadır. Altının say olduğu tahmin edilen yer harman şeklinde biraz toprağı alınınca say çıkıyor ve halk bu say üzerine saplarını toplayıp düğenle hallediyordu. 

Yorum Yazın