Dursun Seyis
Dursun Seyis

Veziroğlu’na Ve Okuyucularıma Teşekkür

20 Temmuz 2022
3 dk Okuma
2 ay önce
Veziroğlu’na Ve Okuyucularıma Teşekkür

Geçtiğimiz günlerde  bu köşemde “EDEP YA HU” diye bir eleştiri yazısı yazmıştım.

Genelde  yazılarımı takip eden çok kişinin olduğunu  tevazu göstermemize gerek yok biliyorum.

Çok yazım olumlu tepki ve teşekkür alırken, bazen de  biz yazılarımızdan dolayı eleştiri alıyoruz. Bunlara da saygı duyuyorum.

Yukarıda yazdığım “EDEP YA HU”  yazısı da pek çok okuyucumdan olumlu tepki  aldı.

Bunlardan birisi de yıllarca birlikte çalıştığımız, Müsteşar, Genel müdürlük görevinde bulunan  ,hamlen emekli ve İstanbul’da yaşayan Kenan VEZİROĞLU’dur.

Onun  bu yazıma gönderdiği  yazıyı da sizlerle paylaşmak istedim. Kendisine de buradan teşekkür ediyorum.

+++

Kenan Veziroglu: Saygıdeğer Dursun bey dostum; yazılarını ilgi ile takip ediyorum ve birçok görüşüne aynen katılıyorum. Bu yazında ayrı düştüğümüz yerler var. 2 kız babasıyım, çok şükür kızlarım yazında sözünü ettiğin gibi giyinmezler, giyinemezler. Ancak giyinene söz hakkımız ne ölçüde düşünmemiz de gerekir. İstanbul’un kenar semtlerinden birinde yaşamaktayım. Mahalledeki okulun paydos saatlerindeki kadın velilerin görüntüsü de bu ülkeye yakışmıyor. Tamamı kara çarşaflı ve tesettürlü, bu da bize uygun değil. Anamızdan ninemizden gördüğümüz örtünme şekli yok artık. Böyle olunca, kılık kıyafeti üniforma veya sosyal statü aracı haline getirince, birkaç gün önce sosyal medyada bir kadının paylaşımı; 47 yaşındayım hiç mini etek veya şort giymedim ama artık en frapanından etek de şort da bulüz de giyeceğim, bütün genç kızlara da bunu öneriyorum, bu ülkeye şeriatı ve onun şart koştuğu ilkeri getiremeyeceklerini anlasınlar, noktasına geliyor. Etki haliyle tepkiyi doğuruyor, din iman her türlü ahlak yozlaşmasının gerekçesi olur, hırsızlık, arsızlık, tatminsizlik, istismar, ensest ilişkiler bu seviyeye gelirse giyim kuşam çok çok hafif kalır. Selam, saygılar.

Kenan Veziroglu: Anamın ve tüm büyüklerimin örtünmesi buydu, bugünkü ambalajlı tesettürler ve kara hamam böceği çarşaflar bizim değil birilerinin hayali arap geleneğidir ve karşılığı yazında şikayet ettiğin aşırılıktır.

+++ 

6 Temmuz 1995 Aziz Nesin'in ölüm yıldönümü

Mahalle Mektebi uzak… Kış, soğuk, kar…

Paltom yok…

Üşüyorum, ellerim donuyor.

Annem haki renkli kalın bezden bir çanta dikti bana.

Kitabımı, defterimi çantama koyuyorum.

Soğukta elim üşüdüğünden çantayı tutamazdım, kolumun altına

sıkıştırırdım; soğuktan korunmak için elimi de çantanın altına alırdım.

Okul dönüşü eve gelince ellerim sızım sızım sızlar… Bir akşam, eve geldim yine, annem: “Çantan nerde?” dedi.

Eğilip kolumun altına baktım, çanta yok…

Yolda, soğuktan elim uyuşmuş, parmaklarım duyarlığını yitirmiş, çantanın düştüğünden haberim bile olmamış. Dönüp baktım, aradım geçtiğim yolları; çanta yok…

Babam bu olayı, sonraları çok başka türlü anlatırdı: “Yepyeni bir çanta almıştım…

çok pahalı bir çanta… Çok güzel bir çanta… Sağlam çanta…

Üç gözü vardı çantanın… Hem de kilidi vardı çantanın…

O güzelim çantayı taşıdığı ilk gün yolda düşürmemiş mi elleri üşüyüp de…

Vah benim oğlum… ‘Çantan nerde?’ diye sorup da kolunun altında göremeyince çantayı, başladı ağlamaya… 'Ağlama oğlum, ben sana daha iyisini alırım’ dedim. Daha güzel bir çanta aldım…“ Babam böyle anlatırdı; anlata anlata, bu anlattıklarına iyice inanmıştı.

Babam, içinden geçenleri, dileğini anlatıyordu.

Dileğini olmuş sanıp, inanarak anlatıyordu.

Hiç bir zaman: Baba öyle değildi diyemedim.

O, gülerek anlatırdı, ben de gülerek dinlerdim.

Çoğumuz kendi suçumuzmuş gibi yoksulluğumuzdan utanırız.

Ben de yıllarca yoksulluk ayıbımdan utandım, taa yazar olana dek… Çoğunluğun yoksul olduğu ülkede, yoksulluğun değil, varlıklılığın daha utanılası olduğunu yazarlığa başlayınca anladım.

Yorum Yazın