Faruk Başoğlu
Faruk Başoğlu

“Tarih değil, hatalar tekerrür ediyor”

27 Mayıs 2021
3 dk Okuma
1 yıl önce
“Tarih değil, hatalar tekerrür ediyor”

DÜNDEN DEVAM

Vaktiyle II. Abdülhamid, koskoca imparatorluğu ayakta tutmak için direnirken diğer yanda haçlı ruhu birlik olup emellerine ulaşmalarına mani olan   II.Abdülhamid' i tahtan indirmek için bu günün deyimiyle algı operasyonu yapmaktan suikast tertibine kadar her yolu denerler. Oluşturdukları algılarla; "Kızıl Sultan, despot,zalim,gerici yobaz, deli, hürriyet düşmanı istibdatçı, diktatör vb." iftiraları zihinlere yerleştirmeye çalıştılar ve başarılı da oldular. Hatta dönemin tanınan vatanseverliklerinden şüphe etmediğimiz pek çok  tanınmış isimler  bile bunlara inanıp Abdülhamid'e karşı cephe almışlardı. Kimisi Abdülhamid'e karşı yapılan yürüyüşlerde konuşma yaptı, kimisi muhalif yazılar kimisi de zehirli kelimeleri şiirlerine kustu. Sonuçta Abdülhamid tahtan indi ve ilerleyen zamanda koskoca imparatorluk yıkıldı. Abdülhamid'e muhalif olup saldıran vatanseverler bir bir pişman olup gerçeği gördüler ve pişmanlıklarını şiir ve yazılarında dile getirdiler, getirdiler getirmesine ama ne fayda; Osmanlı yıkılmıştı. Pişmanlıklar fayda vermiyordu.

O günlerden bu günlere geldiğimizde hadiselere bir baktığımızda o günkü haçlı ruhu bugün düşman olarak yine karşımızda ve taktikler yine aynı. Abdülhamid'in ifadesiyle; "Tarih değil hatalar tekerrür ediyor". Bu tekerrür eden hataları hızlandıran ve kolaylaştıran ise her türlü fanatiklik, gaflet ve akıl tutulmalarıdır.

Bugün bir bakıyorsunuz 70 li yıllardan yakın zamana kadar “Milli Harp Sanayi Kurulmalıdır”, “İMF ipi boğazımızdan çıkarılmalıdır” , “Ayasofya ibadete açılmalıdır” .. gibi örnekleri çoğaltacağımız veolması için mücadele edilen pek çok güzellikler olmuşken sevinip, bunları yapanlara müteşekkir olunması gerekirken duacı bile olunmadan düşmanı sevindirecek yerde durmalarını anlayabilmiş değilim.

Alemi İslam’ın ve mazlumların umudu olan gittikçe güçlenen ve parlayan yıldız olan canımız Türkiye’miz hakikaten hem içerde hem dışarda çok zorlu mücadeleler veriyor.

BİR BİRİMİZİ SEVMEYE MECBURUZ

Vatanseverlere yakışan ise birlik olmak ve bir birine güç vermektir. Kimse kimseyi sevmek zorunda değildir, ama şunu da unutmayalım ki inananlar kardeştir ve bir birimizi sevmeye mecburuz. Peygamberimiz aleyhisselamın bize öğrettiği; Bir birinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız, iman etmedikçe de cennete giremezsiniz” şeklinde iken bir birimizi sevelim. Hataları, yanlışları sevmeyelim, kabul etmeyelim ama doğruların yücelticisi, destekçisi olurken yıkıcı olmadan yapıcı bir şekilde yanlışların da yılmaz düzelticisi olalım .Dinimiz gibi yanlışları birle, iyilikleri onla çarpalım ne olur sanki? Partiniz ya da cemaatiniz bir başka deyimle bağlı bulunduğunuz sivil toplum kuruluşunuz ayrı olabilir; olsun. Bu durum vatan için, bayrak için, ezan için bir araya gelip doğruları yüceltmenize mani değil ki! Eğer vatanın hayrına olan bir doğruyu gördüğünüz halde destek olamıyorsanız demek ki siz layıkıyla vatansever olamamışsınız ya da vatanseverliğinizin üzerine partinizin, cemaatinizin ya da sivil toplum örgütünüzün fanatiklik gölgesini düşürmüşsünüz demektir.

ELİN, OSMANLI TOKATI MI, YOKSA KARDEŞİNİN ELİNİ YIKAYAN EL Mİ?

Şunu da unutmayalım ki kimse mükemmel değildir. Herkes hata yapabilir ve yapacaktır da; çünkü biz insanız. Ve yapılan hataları genelleme yaparak hüküm verici olmayalım. Peygamber aleyhisselamın topluluğunun arasında  bile isim isim Cebrail aleyhisselamın bildirdiği münafık sayısının üç yüz kişi olduğundan bahsedilir. Lakin kendimizde ya da başkasında kim üzerinde olursa olsun hatayı kabul eden değil düzelten olacağız. Çünkü Müslümanlar Peygamber aleyhisselamın gözünde bir birinin üzerlerindeki kirleri yıkayan iki el gibidir. Biz de öyle yapalım. Kardeşimize elimizi kullanırken bizden değil diye Osmanlı tokatı olarak değil, kirini yıkayan el olarak kullanalım. Kendimizi buna zorlayalım, nefsimize ağır gelse de Allah rızasını ümit ederek yapmaya çalışalım.

Hem ayrıca kendimizi hep sorgulayalım ve “Allah’ım bizi dos doğru yolundan ayırma” diye dua edelim. Ya bizim doğru bildiklerimiz yanlışsa..ya düşmanın algı rüzgarına kapılıp dün Abdülhamid’e yapılanların benzerini bugün biz yapıyorsak? Bu vebalden bizi kim kurtarır; partimiz mi, cemaatimiz mi veya peşine düştüğümüz güçlü sandığımız kuvvetler mi? Vebale düşmeden doğru işler yapmak aklın yoludur.

DÜŞMAN OKLARI NERE DÜŞÜYOR?

Aslında bunu ayırt edecek İmamı Şafi Hazretlerinin bir tavsiyesi var;

İmam-ı Şafi'ye sormuşlar; Fitne zamanı hakkı tutanları nasıl anlarız? Demiş ki: "Düşman okunu takip ediniz, o sizi hak ehline götürür, düşman oklarının düştüğü yer sizin safınızdır."

Şimdi bu söz özerine kendi vicdanımıza soralım düşman okları nereye düşüyor? Amerika, İngiltere, Fransa, İsrail… ve daha nice günün Haçlı topluluğu neyi istiyor neyi istemiyor? Yoksa Allah korusun Ülkemizde yaşananlarla ilgili onların sevindiklerine biz de seviniyor, onların üzüldüklerine biz de üzülüyor muyuz?. Eğer sevinciniz ve üzüntünüz onlarla aynıysa hiç kusura bakmayın ama vatanseverliğe gölge düşmüş ve ümmetin vebali omuzlarınıza binmiş olabilir. Sebebi ister particilik olsun ister cemaatçilik isterse başka şeyler.. Aklın yolu, vebalden kurtulmanın yolu fanatikliği terketmektir. Doğruların yanında, yanlışların karşısında durmaktır. Ama pire için yorgan yakmadan, bir birimizi hoş görerek, yapacağımız hamlelerin vatana zarar verip düşmanın ekmeğine yağ sürmeyecek olmasına dikkat ederek ve “SÖZ KONUSU VATANSA GERİSİ TEFERRUATTIR” Diyerek… SON

Yorum Yazın