Mehmet BİNA
Mehmet BİNA

Şifa'yı veren Allah'dır

04 Haziran 2022
3 dk Okuma
3 ay önce
Şifa'yı veren Allah'dır

Rivâyete göre Îsâ (as) bir gün hastalanmıştı. Bu hâl ile yolda giderken yanından geçtiği bir ot kendisine şöyle seslendi:

“–Ey Îsâ! Ben senin derdine dermânım.”

Îsâ (as) ona hitâben, Cenâb-ı Hakk’a olan tevekkül ve teslîmiyetini sergileyen şu cevâbı verdi:

“–Dermânı veren, ancak Allah’tır.” Sonra da yoluna devam etti.

Allah Teâlâ, Hazret-i Îsâ’ya şifâ verdi. Fakat aradan bir müddet geçtikten sonra tekrar hastalandı. Bu sefer Îsâ -aleyhisselâm- o otun yanına gitti ve onunla derdine dermân aradı. Lâkin şifâ bulamadı. Allah Teâlâ’ya ilticâ etti. Hak Teâlâ:

“–Hekime git. Onun söylediklerini yerine getir.” buyurdu.

Bu emir üzerine Îsâ (as) hekime gitti. Yalnız hekim de kendisine aynı otu tavsiye etti. Hazret-i Îsâ hayret ve dehşet içinde kaldı.

Sonra o otu kullandı ve bu kez şifâ buldu. Bunun üzerine Cenâb-ı Hakk’a içli bir şekilde şu niyazda bulundu:

“–Yâ Rabbî! Bu karşılaştığım hâdiseler, muhakkak ki boşuna değil! Lâkin ben hikmetini kavrayamadım. Acaba bu olanların hikmeti nedir?”

Kendisine şöyle vahyedildi:

“–Ey Îsâ! Önce hasta oldun, Biz sana şifâ verdik ki, Biz’im her şeye kâdir olduğumuzu bilesin.

Sonra yine hasta oldun. Şifânı o ottan kılmadık. Belki hastalığını daha da artırdık ki, kahrımız ve heybetimizi bilesin.

Sonra seni hekime gönderdik ki, kendi âcizliğini bilesin.

En sonunda o ot ile şifâ verdik ki, Biz’im yarattığımız şeyleri hikmetle yarattığımızı, hiçbir şeyi faydasız yaratmadığımızı bilesin.

Şifâ veren Ben’im. Dilersem şifâ veririm. O hekim ve ot, şifâ için ancak birer vesîledir. Velhâsıl bütün işler Ben’imdir, bunu iyi bil!..”

Cenâb-ı Hak âyet-i kerîmede:

“Biz gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları, oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık.” (ed-Duhân, 38) buyurmak sûretiyle, zerreden küreye var edilen her şeyin, ince bir hikmetle yaratıldığını beyan buyurmaktadır.

Aynı konu başka bir rivayette şöyle geçmektedir

Hz. Musa (as)  şiddetli bir baş ağrısına yakalanmıştı.

O kadar şiddetliydi ki baş ağrısı tebliğ görevini yerine getiremeyecek halde.

El açıp inleye inleye Rabbinden şifa diledi .

Allah ona bir dağın ismini bildirdi ve bir otu  işaret etti .

Hz.Musa'ya, hastalığına onunla şifa verileceğini bildirdi.

 Musa (as) Allah' ın kendisine bildirdiği otu buldu, yedi şifa bulup iyileşti.

- Aradan uzun zaman geçti, Aynı hastalık aynı baş ağrısı tekrar geri geldi.

 Musa peygamber hemen gitti aynı otu buldu ve yedi. Ancak ağrısı geçmedi hatta daha da siddetlendi.

 Hazreti Musa acılar içinde kıvranarak Rabbine niyaz etti

 ''Ya Rabbi aynı hastalığa yakalandım aynı otu buldum ve yedim ama şifa bulamadım''

 Allah cc ona şöyle buyurdu:

-'Ya Musa ilk seferinde sen şifayı benden dilemiştin

Bende sana şifa verecek sebebi göstermiştim. ▪︎İkincisinde ise benden beklemedin doğrudan o ottan bekledin. Oysa şifayı veren ot degil benim' diye buyurdu.

Abdullâh ibn-i Abbas (ra) anlatır:

Bir gün, Hazret-i Peygamber (Sav)’in terkisinde bulunuyordum. Bana şöyle buyurdular:

“Evlâdım! Sana birkaç söz öğreteyim. Allâh’ı (yani O’nun emir ve nehiylerini) gözet ki, Allah da seni gözetip korusun. Allâh’ın rızâsını her işte önde tut ki, Allâh’ın yardımını önünde bulasın.

Bir şey isteyeceksen Allah’tan iste. Yardım dileyeceksen Allah’tan dile!

Ve bil ki, bütün insanlar toplanıp sana fayda temin etmeye çalışsalar, ancak Allâh’ın senin için takdir ettiği faydayı temin edebilirler. Yine eğer bütün insanlar, sana zarar vermeye kalksalar, ancak Allâh’ın senin hakkında takdir ettiği zararı verebilirler…” (Tirmizî, Kıyâmet, 59)

Âyet-i kerîmede şöyle buyrulur:

“Âlemlerin Rabbi Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.” (et-Tekvîr, 29)

Peygamberimiz (sav),Hadis-i Şerifte "Allah Teâlâ Hazretleri hastalığı da ilacı da indirmiştir. Ve her hastalığa bir ilaç var etmiştir. Öyleyse tedavi olun..." (Ebu Dâvud, Tıbb 11)

Şu halde, Allah verdiği her derde, her hastalığa, her probleme, bir ilaç bir deva bir çözüm yolu da var etmiştir. Bize düşen görev, onu bulmak için çalışmak, hem fiili hem de sözlü dua etmektir.

Bu nedenle çaresi olmayan hasatlık yoktur. 

O halde her Müslüman üzerine düşeni yaptıktan sonra şifayı Allah’tan bekler ve o ümit içerisinde olur.

Diğer taraftan bir müminde, bütün maddi sebeplerin ötesinde hakimi ezeli ve ebedi olan, gücü her şeye yeten Rabbimizin kulu olarak ne olursa olsun bir umut ufku, bir beklenti ufku olmalı bulunmalı.

İşte mümini başkalarından ayıran en önemli fark da burada.

Mümin ümidin asla yitirmemeli, ne olursa olsun, ondaki bu umut fikri onun gönlünün genç kalmasını, kalbinin sürekli her zaman yanı başında olan, her derdine muttali olan, her şeye hakim ve hükmeden bir Sultan-ı Ezeli'nin yanında olduğunu düşünerek, hayatını umut içerisinde geçirmesini netice veriyor.

Böylece gönlü o umudu, o enginliği gönlüne salan bir varlığın olduğu şuuruyla geçen hayatı, bu dünya uykusu geçer geçmez ötede ayrı bir sultanlık ile neticeleniyor.

Bir de zaman değişiyor, teknoloji son sürat koşuyor, sağlık alanındaki çeşitli yazılımlar, teknolojiler, buluşlar, keşiflerle akıl almaz yenilikler, şifalar, çözüm yolları bulunuyor. Bedensel rahatsızlıklar ve engeller için giyilebilen kıyafetler, yazıcılar tarafından çok ucuza mal edilen takma uzuvlar, beyinsel rahatsızlıklar için yine çeşitli aletler, ilaçlarla ciddi çareler bulundu, bulunuyor.

Bütün bunlar ortada iken bu anlamda umutsuzluğa düşülmemeli. Bir yandan bu yolları kullanarak şifa aranırken, bir yandan da geçici dünya hayatında bize uygun görülen, bir sıkıntı, bir dert, bir hastalıktan da şikayet edilmemeli. Sabırla, duayla mukabele edilerek fani hayatı bir şekilde noktalandırıp, sınavı geçmenin derdiyle öbür ebedi hayatta rahat etmenin yolları aranmalı.

(islam ve ihsan)

Rabbim bütün Muhammede sağlık, sıhhat içinde ibadetler yapmayı nasip etsin.

Yorum Yazın