Nefise GÜRBÜZ
Nefise GÜRBÜZ

Seydişehir’in Mimarı: Seyyid Harun Veli-1

12 Ağustos 2021
3 dk Okuma
1 yıl önce
Seydişehir’in Mimarı: Seyyid Harun Veli-1

Seydişehir’in kurucusu olan Seyyid Harun Veli hazretlerinin hayatı hakkındaki bilgiler kardeşi Seyyid Bedrettin’in dokuzuncu kuşaktan torunu olduğu bilinen Abdülkerim b. Şeyh Musa’nın 1555 tarihinde ele aldığı Makalat-ı Seyyid Harun adlı eserine dayanmaktadır. Abdülkerîm b. Şeyh Mûsâ eserini Seyyid Hârun hakkında pîrlerden, sâlihlerden ve azizlerden duyduğu bilgilerden toplayarak ele aldığı ve Farsça evrakı Türkçe’ye çevirmek suretiyle yazdığını belirtmektedir. Seyyid Harun, Horasan’da dünyaya gelmiş, ancak doğum tarihi bilinmemektedir. Horasan; İran, Tacikistan, Türkmenistan ve Özbekistan’ın bir kısım topraklarını içine alan geniş bir bölgenin adıdır.

Seyyid Hârun Veli Hazretleri’nin, baba tarafından İmam Mûsâ el-Kâzım’ın, anne tarafından Veysel Karanî’nin soyundan geldiği bilinmektedir. Esere göre; Seyyid Harun, asil bir aileye mensup olduğu için küçük kardeşi Seyyid Bedreddin ile birlikte iyi bir eğitim almışlardır. Seyyid Harun, Horasan Emiri olan amcasının vefatından sonra emirliğe getirilir. O, adil bir hükümdar iken atalarının mezarını ziyareti sırasında gaipten gelen bir ses tarafından kendisine Anadolu’ya giderek “Küpe dağı civarında bir şehir kurmasının emredilmesi üzerine emirliği bırakıp kendini ibadete verir ve nice ilahî sırlara erişir.” Sonra bir bulutun rehberliğinde yanında kırk kişilik bir kafile ile yola çıkar. Kafileyi, Bağdat’ın girişinde Cafer-i Sadık soyundan Şeyh Alaeddin karşılar ve Seyyid Harun’a şeyhlerin izlediği yol hakkında bilgiler verir, tarikatın usul ve erkanını öğretir, kendisine aba ve asa verip esmalar telkin eder. Kırk gün Bağdat’ta kalarak Şeyh Alaeddin’den tasavvuf eğitimi alan Seyyid Harun Veli, buradan ayrılıp kafileyle, Konya’da Hoca Faruk Mescidi’ne varır. Burada iki rekat namaz kıldıktan sonra mutasavvıf Hoca Ahmet Fakih (ö.1221)’in kabrini ziyaret eder. Kafile, Hatunsaray yakınında konakladığında hasta olan kardeşi Seyyid Bedreddin vefat eder, onu oraya defnederler. Kabrinin bulunduğu yer, “Seyyid Sini” (Seyyid Kabri) adıyla bilinmektedir.

Yaklaşık iki yıl Konya’da kalıp 1305 yılında Küpe dağı civarına ulaşır. Elite (Vervelit) isimli antik bir şehrin kalıntılarını kullanarak halifelerinin ve bölge halkının yardımıyla Seydişehir’i kurar. Seyyid Hârun’un Seydişehir’e geldiği sırada bu civar Eşrefoğlu Hükümdarı Mübarizüddin Mehmed Bey’in egemenliği altındaydı.

Seyyid Harun Hazretleri’nin şehri kurduğu sıralarda pek çok keramet gösterdiği ve bazı ilâhî işaretlerle kendisine şehrin planının verildiği kaynaklarda belirtilmektedir. Seyyid Hârun şehrin ilk nüvesi olarak kale, mescid, medrese, zâviye, hamam ve bazı evler inşa eder. Seydişehir’in fizikî yapısının Seyyid Hârun Külliyesi’nin etrafında gelişmiş olması ve Anadolu Selçukluları döneminde bu bölgede bir şehrin mevcut olmaması şehrin onun tarafından kurulduğunun bir göstergesidir. Seyyid Harun Hazretleri’nin kurduğu şehir şu şekildeydi: Şehir, site şehri şeklinde kurulmuştur. Yapıların kale içine alınması, Seyyid Harun Velinin emirlik yaptığı şehrin planını Seydişehir’de uyguladığı düşüncesini uyandırmaktadır. Kale kapısı olan Çiğdem tepesinin kıble tarafında (Ulu kapı) , güney tarafına (Hızır: Pazar kapısı) , batı tarafına ise (Evliya: Kiçi Kapı) yapılmıştır. Anlam Olarak Ulu; büyük, kiçi ise; küçük demektir. Ağa çeşmesinin yanında yer alan büyük kemerli Ulukapı ve Kiçi kapı yakın zamana kadar ayakta kalabilmiştir.

Seyyid Hârun’un şehrin kuruluşundan sonra inzivaya çekildiği, namazlarını cemaatle tekkesinde eda ettiği, hiç kimseyle konuşmayıp tefekkür içerisinde ömrünün kalan kısmını burada geçirdiği belirtilmektedir. Türbe kitâbesinden anlaşıldığına göre Seyyid Hârun 23 Rebîülevvel 720 (3 Mayıs 1320) tarihinde vefat etmiştir. Türbesi muhtemelen aynı yıl içerisinde vasiyeti üzerine tekkesinin bulunduğu yere inşa edilmiştir.

Anadolu’nun en eski seyyid ailelerinden birinin atası olan Seyyid Hârun’un bir tarikat mensubu olup olmadığı konusunda bilgi bulunmamaktadır. Makālât’ın “Sülûk-i Hârûn alâ tarîk-i Muhammed Mustafâ” başlıklı ikinci bölümünde onun Hz. Peygamber’in yolunu takip ettiğine dair bilgilerin yer alması Seyyid Hârun’un Üveysîliğine yapılan vurgu şeklinde değerlendirilmelidir. Seyyid Hârun’un gerek yaşadığı dönemde gerekse daha sonraki dönemlerde fikirleri, hayat tarzı ve sahip olduğu misyonla halkın gözünde önemli bir yeri olduğu bilinmektedir. O, sadece şehir kurucu bir derviş tipi değil diğer pek çok noktada belirleyici bir önder, ilâhî sırlara vâkıf, doğru yola iletici, duasıyla şifa veren, yoksulları gözeten bir velîdir. Maya ismi verilen köyü kurduğunda buranın halkına sütten nasıl yoğurt ve peynir yapıldığını öğrettiğine dair verilen bilgi oldukça ilginçtir. Seyyid Hârun’un bir diğer özelliği bölgedeki gayri müslimlere karşı savaşan bir gazi-derviş olmasıdır. Gerek Seydişehir’e ilk geldiğinde gerek şehri kurduktan sonra kâfirlerle savaşmış, halifelerine de onlarla savaşmayı emretmiştir.

Ferit Uğur, “Seydişehir’inin Kuruluşu”, M. Çağatay Uluçay, “Makalât-ı Seyyid Harun”, Hasan Basri Karadeniz, “Seydişehir’in Kurucusu Seyyid Harun’un Evlâdları”, Rüştü Ergen, “Seydişehri’nin Kuruluşu”; Haşim Şahin, ”Seyyid Harun”.

Yorum Yazın