Kerim Küçüksarı
Kerim Küçüksarı

Sabırlı Olun Bugünlerde Geçecek

25 Kasım 2021
3 dk Okuma
10 ay önce
Sabırlı Olun Bugünlerde Geçecek

Ülkemiz son yıllarda tüketim ekonomisinden üretim ekonomisine geçmek için yatırımlar yaptı ve önemli adımlar attı, atmaya devam ediyor. Yapılan yatırımlar henüz görünen bir kazanca dönüşmedi. Halkımızın ekseriyeti tarafından da ulusal ve uluslararası alanda yapılan yatırımların yeterli düzeyde algılandığını da düşünmüyorum.

Türkiye’nin, yani devletimizin atmış olduğu bu adımlar küresel güç odakları olan hasımlarımız tarafından adım adım takip ediliyor. Onlar takip ediyor diye durmak mı gerekir elbette ki hayır. Ülkemizin aşacağı bir eşik kaldı. Bu eşik aşılırsa ülkemiz ve milletimiz lehine önemli gelişmelerin olacağı da muhakkaktır.

Bu durumu gören devletimizin ve milletimizin hasımları olan küresel güç odakları elinde bulundurduğu para gücüyle hükümeti döviz kuru ile sıkıştırmaya, parti kavgası ile insanımızı birbirine düşürmeye çalışıyor. Çünkü bugüne kadar denedikleri yöntemler tutmadı. Türkiye büyümeye devam etti.

Bu sefer açlık ve yokluk korkusuyla geldiler, bu saldırılarını da milletimizin azim ve kararlılığı ile atlatacağımıza inanıyorum.

Bu olayları dikkatle seyredince, İslamiyet’in ilk yayılmaya başladığı yıllardaki “boykot” dönemini hatırlatıyor.

Tarihi kaynaklar, İslam dinin yayılmaya başladığı Mekke toplumunda da gelir adaletsizliğinin olduğunu, akrabalık bağlarına riayet etmediklerini, putlara taptıklarını, fuhuş yatıklarını, güçlü olanların her zaman zayıf olanları ezdiğini ve uzun bir müddet adaletsiz ve merhametsiz bir hayat yaşadıklarını anlatıyor.

Sonra Allah (cc) bu topluluğun şahsında yaşayan ve daha sonra gelecek tüm milletlere soyunu, doğruluğunu, güvenilirliğini, namusluluğunu bildikleri peygamber efendimizi gönderiyor. Peygamberimiz yoldan çıkmış toplulukları Yüce Allah’ın birliğini tanımaya ve O’na ibadet etmeye çağırıyor.

Ağaç ve taştan yaptıkları putlara tapmamalarını, Allah’a ortak koşmaktan uzak durmalarını istiyor. Bize doğru söylemeyi, emanete ve akrabalık bağına riayet etmeyi, komşularla güzel geçinmeyi, haramdan, haksız yere kan dökmekten ve faizden sakınmayı emrediyor.

Fuhuştan, yalandan, yetim malı yemekten, namuslu kadına iftira etmekten men ediyor. Diğer insanlara kötülük yapmaktan çekinmeyi, sadece Allah’a ibadet etmeyi, sadaka vermeyi, her çeşit iyi ve güzel işler yapmayı ve adaletli olmayı öğretiyor.

Bu davetin pak ve temiz olduğunu gören Mekke’halkından Müslümanlığı tercih edenlerin sayısı artmaya başlıyor. Müslümanların sayısı arttıkça o güne kadar kendisine “güvenilir, emin, doğru sözlü, emanete riayet eder, akrabaları korur, yetim malına el uzatmaz” gibi pek çok sıfatı yakıştırdıkları Hz Muhammed (sav)’e düşman kesiliyorlar.

Müslümanların sayısı arttıkça bu kinleri de artıyor ve bir avuç Müslüman’a Mekke’yi dar etmek ve inandıkları dinden dönmeleri ve kendi düzenlerini kabul etmeleri için üç yıl boyunca ekonomik boykot uyguluyorlar ve gördükleri yerde zayıf olanlara işkence ediyorlar.

Niçin ellerinde bulundurdukları haksız ve adaletsiz düzenin yıkılacağından korktukları için!?

Bugüne geldiğimizde kafamızı kaldırıp şöyle bir dünyaya bakalım. Dün Mekke’nin müşrikleriydi bugün küresel güçler! Pandemi ya da adına ne derseniz bir hastalık çıkardılar ve tüm dünyanın başına bela ettiler. Ulus devletleri ekonomik olarak zora soktular, ellerindeki para ve değerli maden stoklarını bu dönemde harcattılar. Boyun bükenlere önemli tavizler karşılığında borç verdiler.

Arz talep dengesini bozmaya, tedarik zincirlerini kırmaya çalıştılar. Gıda ve emtia fiyatları ile oynadılar. Dolar tüm dünya ülkelerinin “rezerv parası” olduğu gibi ABD’nin kendi para birimi olsa da bu ülkede enflasyon bir önceki yıla göre neredeyse yüzde yüz artmış vaziyette. Buna bağlı olarak bir çok ülkede USD düşerken bizim gibi belli ülkelerde değerleniyor!?

Bugün Türkiye’nin vermekte olduğu ekonomik savaştan kurtulursa etki alanını beklediklerinden çok daha fazla genişleteceğini biliyorlar. Allah izin verirse bu kıskacı da devletimizin ve milletimizin kararlılığı ile atlatacağız.

Bu ekonomik savaştan galip geldiğimizde kurmaya çalıştıkları adaletsiz düzenleri yıkılacak. Tüm dünyada oluşturmaya çalıştıkları devletsiz, dinsiz, cinsiyetsiz, saygısız bir toplum projeleri ellerinde kalacak.

Bugün milletimize uygulanan ekonomik boykottan bunalarak parti kavgalarına girişmelerini, parti kavgalarına giren insanımızın birliği bozulunca da bekledikleri müdahaleyi yapmayı planlıyorlar. Yunanistan’dan İran’a kadar olan sınır hattımızın ABD tarafından sarılmış olması boşuna değildir. Bunların taktikleri Mekke’de de aynıydı, Çanakkale’de de aynıydı bugün de aynı. Uyanık olmak ve düşmanı iyi tanımak gerekir.

Bana güvenin demekle güven olmaz

Hükümet yetkililerinin halka bana güvenin demesiyle güven sağlanmaz. Vatandaşa kemer sıkın derken, önce kendimizden başlamalıyız ki samimi olduğumuz anlaşılsın ve güven sağlansın. Siyasetin en tepesindekilerden başlayarak sırayla herkes “karnına iki taş” bağlamadıkça kimse kemer sıkmaz. Rahatlarından feragat etmediği müddetçe bu ülke felaha ermez. İyi olacak denilmesi ile de her şey iyi olmaz. Milletimizin bir kesimi ekmek alamayacak duruma geldi veya gelmek üzere… Bu durumu görün ve sosyal patlamanın önüne geçin.

Ekonomik bir savaş verilecekse tepeden tırnağa hep birlikte olmalıdır. Ağam paşam diyenleri ve “diline şınav çektirenleri” bir kenara bırakmanın ve liyakatli insanları iş başına getirmenin zamanı çoktan geçiyor. Ayrıca bu dönemde STK’lar ile birlikte Zekat müessesi daha aktif çalıştırılmalıdır. Aksi bir durumun kabul edilmesi mümkün değildir.

Sanayiciye düşen tehdidi fırsata çevirmektir.

Ülkemiz önemi bir dönemeçten geçiyor. Sanayicilerin, odaların ve borsaların kuru fırsata çevirme zamanıdır. Bu dönem elinizi taşın altına koyma zamanıdır. Sanayi işletmelerimizin çoğu ihracat potansiyeli yüksek kaliteli ürünler üretiyor, lakin bu ürünleri pazarlayamıyor. Biliyoruz ki ihracatı olmayan sektörler büyüyemez.  

Elimizde teknoloji var, her şeyden önemlisi hemen hemen her ülkede ticaret ataşemiz var. Kurumlarımız kafa kafaya verip, ülke ülke çalışarak ülkelerin ihtiyaçlarını tespit etmeli ve ürettiğimiz sanayi ürünleri bu ülkelere pazarlanmalıdır. İçinden geçtiğimiz süreç fırsata dönüştürülmelidir

Örnek olarak süt fiyatları son yirmi yılın en dip seviyesinde ve Avrupa’dan daha ucuz. Sanayiciler içeride üreticilerle uğraşacağınıza ihracatı artırmak için hamleler yapın.

Bu dönemden daha iyi bir fırsat olmaz.

Devletimiz gereksiz prosedürleri yıkmalı, ihracatın önündeki tüm engelleri kaldırmalı ve ihracatı kolaylaştırmalıdır. Teşvikleri artırmalıdır. Sanayi Bakanlığı, Tarım Bakanlığı ve Ticaret Bakanlığı sektör sektör çalışmalı ve ortaya bir hedef koymalıdır. Odalardan da bu hedefleri tek tek sormalıdır. Milletimizi ve devletimizi ancak bir olarak rahatlatabiliriz.

Dün olduğu gibi bugün de sokak çözüm değildir.

Yorum Yazın