Mehmet Kanmaz
Mehmet Kanmaz

Nerde Yanlış Yaptık da Böyle Olduk

12 Ağustos 2022
3 dk Okuma
1 ay önce
Nerde Yanlış Yaptık da Böyle Olduk

Değerli dostlar bireysel olsun, toplumsal olsun sahip olduğumuz imkanları elden gidince veya başımıza külli veya cüz’i musibet gelince anlıyoruz ama O Zaman’da iş işten geçiyor;

Meşhur hikayedir; Moğol hükümdarı Cengiz Han Bağdat'ı işgal ettiğinde Bağdat'ın önde gelen alimleri ile görüşmek istediğini söyler, Cengiz Han'ın zulmünden korkanlar huzura çıkmak istemezler fakat genç bir âlim devesini ve keçisini yanına alır, Cengiz Han'ın huzuruna çıkar. Cengiz Han: “Alim olarak bula bula seni mi buldular be çocuk..?” der. Huzura çıkan genç alim: "Aradığınız sakal ise işte keçim, sakalı var, aradığınız boy bos ise işte devem boylu boslu ve güçlü." der.

Cengiz Han huzura gelen gencin hiç de boş birisi olmadığını hatta çok cesur olduğunu anlar ve sorar: "Bağdat'ı fethetmemi nasıl buluyorsun..! ?”

Genç alim cevap verir: "Bağdat’ı sen fethetmedin bizim yaşayışımız Bağdat’ı sana verdi; Bağdat’ı biz kaybettik." der.

Kendi ellerimizle kaybettiklerimiz..! Aile içinde olsun, ticari olsun, bir makam veya rütbe olsun  veya siyaseten bir parti iktidarı olsun; Hep böyledir,

Dostlar; zenginlik de böyledir, hayat da böyledir. İktidar; muhalefetin güçlü olması ya da çok dikkate değer projelerinden dolayı kaybedilmez..!

İktidar yönetenlerin gücün sahibinin kendisi olduğu zafiyetlerinden, yanlışlarından dolayı kaybedilir.

Zenginlik de öyledir, iş bilmemezlik israf, hırs ve işin gereğini yapmamak kıymetini bilmemek de zenginliğin insanın elinin altından kayıp gitmesi ile sonuçlanır.

İnsan ömrü de öyledir. İnsanın değerini anlayamadığı en önemli olanı ise; sağlığı, ömrü ve israf ettiği zamandır.

Çoğu zaman sağlık kaybedildiğinde değeri anlaşılır. Ömür ise sona gelindiğinde değeri anlaşılır ancak değeri anlamış olmanın hiçbir hükmü kalmaz.

Ömür bitmiş yol tükenmiş hiç bir pişmanlığın arzu ve ihtirasın önemi kalmamıştır..!

Dün çok önemsediğimiz değerlerimizi zaman içinde nasıl tükettik nasıl değersizleştirdik böylece sonuçta nasıl da umutsuzlaştık mutsuzlaştık..!

“Bize bir nazar oldu Cumamız Pazar oldu

Ne olduysa hep bize azar azar oldu.”

Arif Nihat Asya bugün olsa gene aynı şekilde söyler miydi, söylediklerini daha ağır hale getirir miydi bilmiyorum. Ancak bir gerçek var ki bu ben miyim, bu biz miyiz demeden edemiyoruz.

1980li yıllarda ABD yapımı Dallas dizisi vardı..! kamuoyuna CEYAR olarak yerleşmiş bir dizi ama ne dizi öyle insanların randevularının saatini belirleyen bir dizi idi.

Dizinin konusu ABD’de bir çiftlikte geçen ailenin hayat hikayesiydi, Dizide Ceyar kardeşinin hanımı ile aşk yaşıyordu..! Her türlü entrika ve oyun..! İşte bu ahlaksız dizi halkın büyük kısmını tv.ler karşısına kilitliyordu.

Bugünlere gelince sözüm ona sağcı veya  inançlı bilinen bazı tv.lerde yerli diziler yayınlanıyor.

Yerli dizilerdeki Ceyar benzeri ahlaksızlıklar ABD yapımı dizilere ahlaksızlık açısından on basar. Ama ne yönetenlerde, ne Radyo televizyon üst kurulunda ne de halkta bir tepki yok...!

Toplum olarak geldiğimiz noktanın boyutunu anlamak için önce kendimize sonra etrafımıza ve topluma bakıp görmemiz mümkündür...!

Arkadaşlar: çevremizdeki en yakın insanımızı bir gözlemeyelim neler var neler....İş veren bir alem ,bürokratı sormaya gerek yok...! Köylü bir alem kendi yiyeceği sebzelere tarım zararlıları kullanmazken satmak için yetiştirdiği sebze veya meyveyi fazla üretebilmek için insan sağlığına zararlı kimyasal maddeleri zirai ilaç adı altında dayıyor..! 

Pazarcı, marketçi bir alem üç liraya köylüden aldıkları mahsülü otuz liraya satmayı ticaret, serbest piyasa gereği olduğunu düşünebilmek te..! Yani Kandırmak, aldatmak normalleşmiş.

Abi, kardeş dediğimiz çevremizdeki Bazılarının vakıf, dernek, meslek örgütü vs derken sosyal konumunu, siyasi durumunu veya bulunduğu makamı güçlendirmek için riyakârane oyunlarına ne dersiniz..!

Kimilerince toplum içinde  hurafelerin din haline getirildiği, sözüm ona keramet olarak egzantirik olağanüstü ve insanüstü olayları yaşanmış hikayeler olarak anlatarak, ulaşılmaz insan tipi algısı meydana getirip DİN’i birtakım insanların inhisarına ve otoritesine teslim edip, yapılanın takva zannedilmesine ne dersiniz..?

Dinin asıl kaynağı Kur’an ve Sünnet ile insanlar arasına aşılmaz duvarlar örülmesine ne dersiniz..!

Politik arenadan bahsetmeye zaten gerek yok.!

Bize göre demokrasi bize göre siyasi partiler kanunu ve tabiatıyla bize göre sonuç..!

Maalesef siyasi parti kamplaşması tarafların gözlerini adeta kör etmiş gibi. Mesela domuz etinin kasaplık sayılması, zinanın yasaklanması kanununun çıkarılmaması, İstanbul Sözleşmesi ve AB kriterleri gerekçeleri ile çıkarılan ve aile kurumunu yerle yeksan eden kanuni düzenlemelerin yapılmasına karşı direnç gösterilmesi, yapılan hatalardan dönülmesi önerisinde bulunanlara, muhalif gözüyle bakılmasına çoğu zaman karşılaşmışızdır.

Buna örnek olarak, zina yasası tartışıldığı bir ortamda cami cemaatinden bir şahsın “Sanki zinayı yasaklayan kanun varken zina yapılmıyordu; yasak olsa ne olur serbest olsa ne olur? demesini unutamam. Nasıl bir tarafgirliktir böyle..!

Aman partim yıpranmasın anlayışı..!

Bu durum bütün siyasi taraflar için geçerlidir. Bazı yerel yönetimlerde yaşanılan içler acısı durumun sorgulanması yerine taraftarları tarafından halen savunuluyor olması garip değil mi?

Oysa bir seçmen oy verdiklerini, yönetime getirdiklerini, muhalefetten önce kendisi sorgulamalı ve beklentilerini dile getirmelidir. Oy vermek yönetime getirmek, yönetenlerin yaptıklarından sorumluluk duymaktır.

Gerçekten bize ne oldu? Müslüman toplumların ahlakı böyle olamaz, olmamalı..!

Hadi inanç tarafını bir an için bir yana koyalım, insan desen insan böyle olmamalı.

Geçen iki hafta önceki makalemin başlığı da zaten buydu yani; Sözün bittiği yer denilen bu galiba.

Bu sebeple, Kimseyi suçlamadan önce kendimize sormalıyız ve cevabını bulmalıyız. Kültürümüz geleneklerimiz ve insanlarla aramıza koyduğumuz engellere değer mi diye?

Sonra kendisi ile barışık olmayanın başkaları ile barışık olamayacağını, başkaları ile barışık olmayanın kendisine barışık olamayacağını. Kendisi ile barışık olmayanın mutlu olamayacağını kendi kendimizden neden mutluluğu esirgediğimizi sorgulamalıyız.

Tabii bu ülkede; çok çok az bir kesim hariç bu hakikatin fersah fersah uzağında maalesef. Hatta bunların vereceği “ imkanlara” da çoktan razı. Sadece razı olmakla kalmayıp buna itiraz edeceklerle savaşmaya * hatta Allaha havale* etmeye meyilliler bile..

Değerli dostlar; Yine de ümidi kesmemek için Benim kanaatim Odur ki; bu oyun ve tuzaklara rağmen; Hak ve hakkın hatırı için mücadele eden “ içinizde hakkı söyleyecek küçük bir grup olsun” şiarından hareketle mücadele eden bir grup dava insan var..! Diye cesaret ve ümidimi korumak istiyorum..

Selam ve muhabbetlerimle...

Yorum Yazın