Mehmet Kaçar
Mehmet Kaçar

Mekke’li Müşriklerim Peygambere Karşı Koyması (Direniş Sünneti)

20 Nisan 2022
3 dk Okuma
5 ay önce
Mekke’li Müşriklerim Peygambere Karşı Koyması (Direniş Sünneti)

Mekkeli müşrikler, oğulları, malları ve ekonomik güçlerini kullanarak(müşriklerin sıfatları), ilk önce Allah inancına karşı yeni bir inanç düzeni  ve şehrin yönetiminde de kölelik sistemine göre bir yöntem şekli kurdular ve böyle bir yaşam içerisinde insanları köleleştirip temel hak ve hürriyetlerinden mahrum  bıraktılar, hatta kız çocuklarını insandan saymayıp diri diri toprağa gömdüler.

Allah (c.c.)’ı yeryüzündeki işlerine karıştırmayıp, O’na  kendi icat ettikleri putları aracılığı ile ulaştıklarını iddia ettiler. Puta tapmayanlara da çeşitli işkenceler uyguladılar. Mekke şehrinde şeytanın iktidarını kurup kendileri de bu iktidarın yönetimine soyundular. Helvalardan putlar yapıp tapındılar, karınları acıkınca o helva putlarını, yani tanrılarını yediler.

Hz. Muhammed(s.a.v)’e ilahi görev verildiği anda Mekke’li müşrikler ona karşı hemen kendi kurdukları şeytani  düzenlerini korumak için harekete geçtiler. Peygamber efendimizi kendi düzenlerine karşı isyan eden bir isyankar ilan ettiler. Bugün Müslümanların önemsemediği en önemli peygamber sünneti de şeytani düzenlere karşı isyan etme sünnetidir. Peygamber efendimize karşı kendi etraflarını toplayıp kenetlendiler ve öldürebilmek için her türlü hileyi şeriye içerisinde planlarını icraata koydular.

Hz. Muhammed(s.a.v); Mekke şehrinde kurularak tüm Caziretü’l-Arap’a yayılan müşrik sisteminin direklerini sarsmaya başladığı anda, müşrikler hemen harekete geçtiler, orantısız bir güçle ve şiddete dayalı olan hücumlarına da başlamış oldular.

Hz. Muhammed (s.a.v)’e müşrik sistemine uyması ve itaatkar biri olması için makamlar, mevkiler ve paralar teklif ettiler. Burada başarılı olamayan müşrik güçleri, taktik değiştirerek, boykot, işkence, tecrid ve sonunda da sürgün planlarını devreye soktular.

Hz. Muhammed (s.a.v), davası için her şeyi, ölümü dahi göze alıp davasından asla vaz geçmedi, taviz vermedi. “ Bir elime ayı bir elime güneşi verseniz de bu kutsal davadan asla vaz geçmem dedi.” Müşrik sistemini değiştirme eylemlerini çok hızlı bir şekilde, vakit kaybetmeden uygulayarak  eylem safhasına geçiriyordu. Kendisinin eylem koyduğu sistemi hemen arkadaşları tarafından kabul edilerek uygulama safhasına geçiriyorlardı. Bekleme ve gecikme olmuyor ve sağlam bir direnç gösteriyorlardı. Bu sistem hem peygamberimiz hem de arkadaşları tarafından geniş kitlelere duyurulmaya başlamıştı. Hz. Peygamber(s.a.v)’in bizlere asıl miras olarak bıraktığı sünnet ise, müşrik sistemine karşı başkaldırışı ve ölümüne direnişi olmuştur.

İçerisinde bulunduğu müşrik düzeninin put ve fikri tanrılarına itiraz edişi, insanlık haysiyet ve onurunu tesis etmek için kendi mücadelesinin temellerini bir bir yerli yerinde atışı da bu direnişin esas temelini oluşturmuştur.

Bu temelde, adalet, paylaşım, emeğin karşılığı, kula kulluk, kölelik, haksız kazanç, fuhuş, kumar, rüşvet, adam kayırma, sınıfsal yapılanma vs. müşriklerin bildiklerinin dışında yeniden vücuda getirilip anlamlandırıyordu. Tanrılar değil, Allah adına olan bir hayat tarzını ortaya koymuştu.

Bu plan yâ Allah yolunda yaşamak ve Allahın istediği sistemi kurmak ya da o yol uğruna ölmek. Bunun teferruatı değil, niceliği önemliydi.

Müşrik Arap kavminin zaferlerine değil; ümmetin, kardeşliğin, insanlığın, inşasına yönelmiştir. Sadece Arap’ların değil tüm insanlığın kurtuluşunun ana temeli oluşturmuştur.

Çünkü, Yüce yaradan böyle emrediyordu. Zira, her kavmin Allah’ın ayeti ve delili olduğu ve  mülkün de  Allah’ın mülkü olduğunu anlatıyordu. Kısaca “O Müslümanlara ‘Usve’ örnekti”.

Evet, o gün bu gün işte. Onun muhteşem sünnetini, sarık, cübbe, misvak, üfürük, muska vd. indirgeyenlere ise söylenecek çok bir sözümüz yok. Onu artık çok iyi anladık. Lakin, Empeyal/Siyonist sistemin, o günlerden daha beter bir icraatla yürütüldüğünü gördüğümüz halde suskunluğumuzu bir yorgan gibi üstümüze çekip uykuya dalmak ve peygamber Efendimizin direniş sünnetini terk etmek ondan da beter bir durum. Fi Emanillah!

Yorum Yazın