Serdar USMAN
Serdar USMAN

Manevi hazzın farkında olabilmek daha önemli!

25 Aralık 2020
3 dk Okuma
1 yıl önce
Manevi hazzın farkında olabilmek daha önemli!

Dünyada 250’den fazla ülke bulunuyor. Bu ülkelerin çoğunda fakirlik, yokluk, sıkıntı baş çekerken bir kısmınınsa bolluk ve üretimin tavan yaptığı ülkeler olarak doyumsuzluk ve huzursuzlukta had safhaya çıktığını görebiliriz.

Karışık bir denklem ortaya çıkıyor. Örneğin yokluk ile çokluk arasında denge sağlayamayan devletlerin her ne kadar şatafatlı yapılanma ve ekonomide zirveyi zorlayan konumları olsa da halkın beklenti düzeyi sadece maddi anlamda ama o da sınırlı sayıda birileri için zirve noktasına doğru çıkabiliyor. Kısaca, eğer sizin üretimde belli oranda bir payınız yoksa aynı Afrika’da yokluk ve sefalet içinde yaşayan bir toplumdan farkınız kalmaz. Etrafınızda belki dev gökdelenler, süper alışveriş merkezleri, yanıp sönen cafcaflı ışıklandırmalar ve daha niceleri olsa da siz zorluklar içinde yaşam sürdürmeye, hayata tutunmaya çabalarsınız.

Bu durumu idrak edemeyen insanlar, Afrika’nın belli ülkelerinden batı ülkelerine seyahat ederek umut ettikleri yaşama kavuşacakları beklentisiyle gözünü karartarak göçe çıkar. Maalesef gittiği ülkede hiç beklemediği bir hüsranla muhatap olabilir. Olası ilerlemeden hissesi olanlarınsa yüzdelik dilimde oldukça küçük bir o paya sahip olduklarını ifade etmeliyim.

İnsanlığın kahir ekseriyetinin aslında yanlış bir algılama mantığı var. Maddi birikimin kazanç ve mutluluk getireceğini zannederler. Çok paraya sahip olmakla dilediğine ulaşabileceği algısıyla bir anda farklı bir ruhsal hüviyete bürünürler. Bu işin öyle olmadığını anlamaları uzun zaman alır. Bir kısmı ise ölümden sonra öğrenir.

Burada aslolan ince nüans farkını bilememeleri işi içinden çıkılmaz bir noktaya taşır.

Size o ufak farkı izah etmeye çabalıyorum

Bir insana sadece ekmek verirseniz karnını doyurursunuz ama susuzluğunu gideremezsiniz. İkisi de insan yaşamı için elzem. Bir adaya bırakılsanız ve size dev bir depoda bol miktarda gıda maddesi stoklanmış halde teslim etseler eninde sonunda bir yudum suya muhtaç olursunuz. Maddiyatla maneviyatta işte böyle bir şey. Her ikisi birbirini tamamlar. Biri yokken diğeri anlam ifade etmez. İstediğiniz kadar yiyin susuzluğunuza çare olmaz. İstediğiniz kadar için açlığınıza çare olmaz.

İnsanlığın en çok aç olduğu maneviyat hissi böyle bir şey aslında. Çünkü maneviyattan ruhunuz doyuma ulaşmışsa haddinizi bilirsiniz, hayatınızdan zevk alırsınız. Maddiyatınızın yüksek olması bile sizi müşkülata sokmaz. Sebebi de az önce zikrettiğim manevi doyuma ulaşmış olmak.

Ekonomik gücü zirvelerde gezen nice insanlar tanırım. Birçoğu kazandığını hiç kesintisiz yatırımlara yöneltir. Biriken servetinin farkında olmayanlar dahi tanıyorum. Bu meşgale içinde hayatını idame ettirenlerin birçoğu, ömrünü vakfettiği servetinin yüzde ufacık bir diliminin bile hazzını alamadan dünyadan kopuverir. Hiç kimsenin ölüme yönelik erken kavuşma planı yoktur. Ama ölümün insanoğluna verdiği ibretten nasiplenebilen insanların ne kadar maddi güce sahip olsa da mutlu olduklarını bilin.

Birde maddiyatta zayıf olup ta şükredebilen, maneviyatını ayakta tutan insanların da yaşadığı hayattan zevk aldığını biliyorum. Çünkü zikrettiğim gibi ruhunuzun doyumu olduktan sonra diğerlerinin çok fazla anlam taşımadığı aşikardır.

Şu piyango zenginlerini açıp okuyun. Bu kanalla maddiyata kavuşanların yüzde kaçının hayatından haz alabildiğini bir inceleyin. O kadar küçük bir oran çıkar ki şaşakalırsınız.

Ekonomik birikiminizin düşük olmasını ya da yetersiz olmasını değil, manevi açlığınızın doyuma ulaşmamasını dert edinin.

Her ne hikmetse insanlığın büyük bir çoğunluğu maddi kaygılarını dert edinir. Cüz’i bir gıdayla hayatta kalabileceğini bildiği halde hep kazanmaya ve daha fazlasını istemeye odaklanmıştır. Neredeyse hayatını buna vakfetmiştir. Bu kaygısı sabah gözünü açıp işe gittiği andan itibaren işten çıkış saatine kadar sürmekle kalmayıp neredeyse tüm gece boyunca bir gün sonrasının kazanç planını yapmakta ama vücudunun asıl ihtiyacı olan manevi sorumluluklarını asla dert edinmemektedir.

İşte bu dert edinmeme hastalığından olmalı ki hayatında beklediği stabil yola çıkma arzusu hep hayal mesabesinde kalmaktadır. Moralinin düzgün olmasını maddi çıkar ve beklentilerine odaklayanların, aslında manevi doyumun hazzına varamaması tamamen dünya kaygısına matufen gerçekleşen bir handikaptır.

Dünyada ki kazancıyla elde edebileceklerinin katbekat fazlasını manevi doyumla ahirete kavuştuğunda bulabileceğini bilmesi yeterli ama insanoğlu hep acelecidir. Kısa mesafe adımlarından beklentiye girer. Bir an evvel yükselmek ister. Hedeflediği maddi birikime tez elden ulaşıvermek ister. Bilmez ki kendine daha fazlası ve en önemlisi de kalıcı olanı ilahi kitabımızda vaadediliyor.

İşte durum budur, kardeşlerim.

Şu zihinlerimize tebelleş olan nefsani beklentilerimizden sıyrılıp aslolanın peşinde koşmak varken, halen dünya için yırtınıp çırpınan bunu için ailesiyle bile düzeni bozulan onca insanı anlamak zor…

Yorum Yazın