Kerim Toslak
Kerim Toslak

Magandalık Niye Arttı

27 Ağustos 2022
3 dk Okuma
3 ay önce
Magandalık Niye Arttı

Malum düğün mevsimi memleketimizde. Eskilerde düğünler yörelerin mevsimsel gelirlerine göre ayarlanırdı. Karadeniz Bölgesi'nde fındık hasadı sonrasına İç Anadolu'da harman sonuna ayarlandığı gibi.....Örneğin çocukluğumun geçtiği, doğup, büyüdüğüm bizim yörede, gurbetçilik yaygın olduğu için, kışın sahil bölgelere mevsimlik işçiliğe gidenlerin, baharda  dönüşlerinden sonraya, yani gurbet gelimine ayarlanırdı. Şimdilerde mevsimsel etkiler yanında, tatiller düğün zamanlarını belirlemede daha çok gözönünde bulunduruluyor.

Düğün mevsimi olunca geçtiğimiz hafta basında şöyle üzücü bir haber yer aldı. "İstanbul Şişli'de gece geç saatlere kadar devam eden sokak düğününe gelen şikayetler üzerine, sonlandırmak için bölgeye giden bekçilerle düğüne katılanlar arasında arbede yaşandı. Düğüne katılanlar bekçilere taş ve sopalarla saldırdı. Ekipler olaya biber gazıyla müdahale etti. Biber gazından etkilenen bekçi iki çocuk babası Oltan Koca hastaneye kaldırıldı. Koca hastanede şehit oldu.

Olayda 4 bekçi de hafif yaralandı." Tüm medyada haber ana hatlarıyla bu şekilde yer aldı.

Bu haberi okuyunca güzel ülkemde magandalığın geldiği boyuttan endişelendim.

Magandalık; giyimi kuşamı iyi, gösterişe düşkün, etrafına hava atma heveslisi, eğitimsiz, saygısız, görgüsüz,  birlikte yaşama  kurallarından uzak, nezaketsiz bir acayip inşa türüne özgü davranış biçimi olarak ifade edilebilir. Halk arasında 'sonradan görme' olarak nitelendirilen gösteriş heveslisi aile ve kişilerin ruhsal yapılarının dışa vurumudur. Ve maalesef son onbeş yirmi yılda ortalıkta daha çok göze batan, şehirlerde yaşayan, şehirleşememiş hala köyde veya  dağda göçebe yaşadığı gibi yaşayan ne köylü ne şehirli bir tür. Sorunun kaynağı iki arada bir derede kalmış olmak. Yoksa köydeki veya dağdaki göçebe eli öpülesi insanlarda hiç bir sorun yok. Keza köyden şehire gelmiş etrafına saygılı büyük çoğunluk da bu nitelemenin dışında. Sorun köyde veya dağda çevrede rahatsız edilebilecek insanların nisbeten daha az olduğu ortamdan kaynaklanan özgürlüğe alışmış insanların bir takım adetlerini yoğun nüfusun yaşadığı şehir ortamında sürdürme çabasından kaynaklanıyor. Ben canımın istediğini yaparım kimse bana karışamaz anlayışı. Elbette yetmiş göbektir şehirde yaşayıpta şehirleşmemiş (medenileşmemiş) maganda türler de vardır.

Ömer Lütfi Akad'ın köyden kente göç ve sonrasında ortaya çıkan uyum sorunları ele alıp işlediği meşhur üçlemesi olan "Gelin, Düğün, Diyet" filmlerini çekeli yaklaşık elli sene olmuş. O gündür bu gündür köprünün altından çok sular akmış. Aynı filmleri şimdilerde çekseydi ne tür sahneler eklenirdi diye şöyle bir düşündüm. İlk aklıma gelenleri isterseniz şöyle bir sıralayım. Mesela; gecenin birinde ikisinde eksozu delik şahin arabalarla spin atan zibidi görüntüleri, Askere uğurlama adı altında DrBu de r de de dek deen işlek yolu trafiğe kapatıp en büyük asker bizim asker naraları ile askere gidecek genci kornalar eşliğinde havaya  atıp tutma sahneleri...

Gecenin ortasında güveği katımı için toplanılan onlarca apartmanın arasında, onlarca havai fişek patlatma sahneleri, yetmedi kuru sıkı, dolu sıkı tabancalardan havaya yüzlerce mermi sıkma sahneleri,

Gelin geldi diye kırk elli haneli ailelerin yaşadığı sitede apartman girişinde onca çoluk çocuğun gözleri önünde koç kurban edilmesi sahneleri yer alabilirdi diye düşünüyorum.

Çünkü bu anlattığım, şehirdeki şehirleşememiş köylü görüntüleri, sadece televizyonlarda izleyip buraya aktardığım sahneler değil. Yaşadığım çevrelerde ziyadesiyle bizzat şahit olduğum görüntüler.

Evet ellili yıllardan sonra sanayileşme ile başlayan köyden şehir göçün birinci dalgasındaki insanlar daha çekingen çevrelerindeki insanlara karşı daha duyarlı güvenlik güçlerine daha saygılı idiler. Yukarıda sözünü ettiğim Ömer Lütfi Akad'ın filmlerinde bu açıkça hissedilir. 

Doksanlı yıllarda terör nedeniyle başlayan, önce kesintisiz zorunlu sekiz yıl ile sonra da zorunlu oniki yıllık çokça kesintili eğitim sistemimizle devam eden göç dalgaları köylerimiz boşaltmıştır.  Boşaltmakla kalmamış Anadolu'nun bel kemiği olan tarımı ve hayvancılığı bitirmiş, 'Anadolu kültürünün menbaını kurutmuş, beşiğini de  boş koymuştur. Köylere verilen bu zarar dışında şehirleri plansız programsız bütmüş, obezleştirmiş, şehire gelen köylüler şehirleri benimseyemedikleri gibi, şehirler de çok fazla oldukları için bu yeni gelenleri hazmedememişlerdir. Bu durum şehirlerimizde ortaya çıkan 'maganda' kültürünün menbaını oluşturmaktadır.  Eğitimin de yetersizliği, sorunları saygı ve anlayışla konuşarak çözmek yerine, kaba kuvvetle  taşlarla, sopalarla kavgayla çözümsüz hale getiriyor.  Sonuçta bir bekçinin şehit olması gibi üzücü sonuçlar ortaya çıkabiliyor. Kadın cinayetlerinin de yaygınlaşmasının da en önemli nedenlerinden biri de budur.

Çözüm noktasında nereden başlanmalı, ne yapmalı diye sorulabilir. Artık şehirlerden köylere tersine göçün yaşanması için tedbirler alınmalı gerekli planlamalar yapılmalı. Köylerde yaşamanın cazip hale getirilmesi, ufak tefek değişiklikler yapılsa da 1924 yılında çıkarılan 442 sayılı yasanın silbaştan yenilenip günümüz şartlarına uygun hale getirilmesi gerekir. Bir diğer husus da eğitim sisteminin planlanması ve yapılandırılmasında bu konuların göz önünde bulundurulması gerekir.

Selçuklu/ Konya

Yorum Yazın