Abdurrahim Küçük
Abdurrahim Küçük

Lübnan Çıkmazının İç Yüzü-9

08 Ekim 2020
3 dk Okuma
1 yıl önce
Lübnan Çıkmazının İç Yüzü-9

osmanlida-azinliklar.jpgmesrutiyetin-ilani-uzerine-duzenlenen-senlikler-1908.jpg

OSMANLI’DA AZINLIK HAKLARI

Osmanlı, KANUNU ESASİ’yi ilan ederek bütün azınlıklara haklarını vermişti.  Bu özgürlük, Fransa’nın Antakya Kilise’ sine verdiği Lübnan Ruhbanlığın filizlenerek gün ışığına çıkmasına ön ayak oldu.  Osmanlı dağılışından önce Lübnan’da azınlıkta kalan, Marunîlerin himayesini Fransa’ya bırakmıştı. Aynı zamanda İngiltere’nin Katardaki çıkarlarına ve Kıbrıs adasını almasına da göz yummak zorunda kaldı.

Bununla da yetinmeyen İngiltere ve Fransa, Lübnan Marunîleri, Katolik ve Şiileri büyükelçilikleri aracıyla örgütlemişti... Lübnan hâkiminin –Osmanlı- denetime uyanlar sadece azınlığı teşkil eden Sünnilerdi.  Azınlığın İstanbul yönetime kulak vermesi zamanla dış güçlerle ve irtibatı olan içteki düşmanlarla dıştakilerin iş birliği yapmasına mani değildi. Ve öyle de oldu. Koca imparatorluk içteki uşaklar ve dıştaki azılı düşmanların işbirliği ile birtek Almaya devleti ile kalakaldık... 

1913’de yapılan Paris Toplantısı’nda kararlaştırılan Lübnan ve Arap ülkelerinin Avrupa’da örgütlendirilen kerameti kendinden menkul önderleri, Osmanlı’nın azınlıklara tanımış olduğu haklarla kısa bir süre sessizliğe bürünse de çıkacak bir kıvılcımla ayaklanmak için adeta sabırsızlanıyordu. Yapılan bu toplantı da asıl maksat gizlenmiş, âdete oyalama taktiğine gidilmiş, 1. Dünya Savaşı sonrası emeller açıkça ortaya konmuştu.

Lübnan’da yaşayan Marunîler ve Katolikler Fransa ile irtibat kurmaya çalışırken, İstanbul yönetimindeki Sünnilerle bağlantı içinde olan Lübnanlı bir grup Sünni de İngiltere ile bağlantıya geçti. Bu isyancı iki gurubun dışında Osmanlı’ya karşı Mekke Reisi Şerif Hüseyin, Lübnan da ise Abdülkerim Halil, Selim Ali Salam isyancıların başını çekmekteydiler.

Abdülkerim Halil, 1 Dünya Savaşı’ndan sonra İngilizlerle gizlice anlaşıp Arap Vilayetleriyle bağlantı kurarak hareketin öncülüğünü yapıyordu. Diğer taraftan bütün Hristiyanların toplandığı Marunî kilisesi Fransa’nın işaretini bekliyordu. Bölge Hristiyanlarından Fransa denetimde oluşturulan askerin Cemal Paşa’ya bildirilen bir raporda 6 bine ulaştığı bildiriliyordu. Olup bitenlerden hiç tedirgin olmayan Cemal Paşa söylenenlerin gerçekle alakası olmadığına inanıyordu. Hatta Marunîlerin bu Fransa Bağlantılarını bildiren raporlarını Güvenlik kuvvetleri reisi Aziz Beyden yırtmasını istemiş okuma ihtiyacı bile duymamıştır. Cemal Paşaya ulasan raporlar öylesine çoğalmıştı ki Aziz Beyin beyanına göre Osmanlı askerinin içinde çavuşların sayısının 22’ye ulaştığını belgeleyen raporlar 420 varmış. Bir Hristiyan Paşanın Cemal Paşaya göndermiş olduğu raporda.

-“Matron Sebili” Mısırda bulunan Abdullah Safiri, vasıtasıyla Birleşmiş Milletlerle sürekli bağlantı halinde olduğunu bildiriyordu. İkinci hafta yazmış olduğu bir mektupta ise, Hristiyanların devletin geleceği hakkında endişe ettiklerini ve Hristiyanları korumak için birleşmiş milletlerin yardımını uygun gördüklerini ve bölgeye girmelerini istediklerini bildiriyordu.

Marunîlerin büyük çoğunluğu Lübnan’ı Hristiyan ülkesi kabul ederken azınlıkta kalanlarda Osmanlıdan kurtulma taraftarlarıydı. Bu çoğunluk, Osmanlının olduğu Kadar Araplarında aleyhineydiler. Yalnız ilk planda Osmanlıdan kurtulmak gerekiyordu.

Fransız ve İngilizlerin dini etkenleri destekleyerek Osmanlı’ya karşı ayaklandırma arzuları bir noktada birleşerek bugünün büyük Arap ayaklanması adıyla kutlanan kutlu (!) günü ortaya koyuyordu. Bu Osmanlıya karşı büyük başkaldırışının tarihidir. Selim Ali Selam, Şerif Hüseyin’in oğlu Faysal’ın, Lübnan’da Arapların temsilcileri olduklarını iddia edişlerinin kıvılcımı Mekke reisi Şerif Hüseyin’in Osmanlı kalesine boşalttığı şarjörle kıvılcım aldı.

Gelecek Salı günkü yazımız Suud Emiri Faysal’ın bölgeye gelişi hakkında olacaktır.

Yorum Yazın