Kerim Toslak
Kerim Toslak

Liyakat Meselesi

16 Temmuz 2022
3 dk Okuma
2 ay önce
Liyakat Meselesi

Sevgili Peygamberimiz (sav) ;"Emanet ehline verilmediği zaman kıyameti bekleyiniz." (Buhari) buyurmaktadır. Bu hadis-i şerifi yorumlayanlar, genellikle buradaki kastedilen kıyametin, dünyanın sonu olarak bilinen kıyametten çok, toplumsal çöküşü ve felaketleri ifade etmek için kullanıldığını söylerler. Bir işe ehil olmak, o işi o toplum içerisinde yapabilecek en donanımlı, bilgili, birikimli, yetenekli kişiyi ifade eder. Bir başka ifadeyle buna liyakat denir.

Özel sektörde kurumlarda pek liyakat tartışması yaşanmaz. Çünkü kurumun patronu, kurumunda çalıştıracağı yönetici ve personeli belirlerken kendine göre kriterlerini koyar. Gerekli hassasiyeti gösterir. Alanında ve konusunda en liyakatli kişileri göreve getirir.  Tercihine ve seçimine de pek karışan olmaz. Sonuçta kazanırsa da kaybederse de kendisini ilgilendirir. Kimse de ticaretinde kaybetmek istemez.

Eleştiri konusu olan ve tartışılan, daha çok kamuya ait kurum ve kuruluşları yapılan atamalarla ilgilidir. Hele ülkemizde belli bir kesim var, kendilerini her makama layık görürler. Her şeyi bilirler. Kendilerinin dışında kimseyi hiçbir makama layık görmezler. Konuşmaya başladıkları zaman ben ......nın/nin yerinde olsâm diye başlarlar, şunu şöyle yaparım bunu böyle yaparım diyerek de ahkam keserler. Sanırsın ki ülkeyi en güzel şekilde yönetecek bilgiye, birikime, cesarete sahip insanlar. Halbuki cehaletleri paçadan akar. Ailelerini bile yönetemezler. Bu türlerin de eleştiri ve yakınmalarını ciddiye  alıp değerlendirecek değiliz bu yazımızda. Çünkü ne yaparsan yap hiçbir şey beğenmezler. Egolarını tatmin için konuşurlar. Bir başka ifade ile laf ebeliğinden öteye geçmez söyledikleri. Leylek misali ömürleri lak lakla geçer.

Ancak kamuda yapılan atamalarla ve görevlendirmelerle ilgili olarak, toplumun genelinde kayırma, torpil ve haksızlık yapılıyor algısı oluşmaması için azami dikkat ve hassasiyetin de gösterilmesi gerekir.

Geçmişte üniversite mezunlarının az olduğu dönemlerde, müracaat edenlerin diplomalarına uygun müracaat ettikleri işleri atandığı zamanlar oldu. Hatta ortaokul lise mezunlarının bile diplomaları ile müracaatları halinde memuriyetlere atamalarının yapıldığı dönemler olmuştur. O dönemlerde de zaman zaman mülakatlar yapıldı. Bu mülakatlarda da partizanlık torpil ve kayırma yapıldığıyla ilgili şikayetler ve eleştiriler geldi. Zaman içerisinde üniversite mezunları çoğaldı. Aynı işe, aynı makama, aynı memuriyete binlerce kişi müracaat etmeye başladı. Şikayet ve eleştirileri ortadan kaldırmak, adaleti sağlamak için en iyi yol olarak,  kamuda işe alınacak tüm personelin sınavla alınması en mantıklı çözüm yolu olarak belirlendi. 1990’lı yıllarda başlayan halen devam eden KPSS sınavları uygulandı. Eleştirileri bitirmese de adaletin sağlanması konusunda büyük ölçüde başarılı bulundu ve şikayetleri bitirdi. Sayıları çok fazla olduğu için atanamayan öğretmenler konusunun dışında, pek eleştiri de almadı. Atanamayan öğretmenler probleminin ortaya çıkışının nedeni de atama sistemindeki yanlışlıktan çok, üniversitelerde ihtiyaçtan fazla öğretmen yetiştirilmesidir. İhtiyaç planlaması yapılmadan üniversitelerin bir birleriyle yarışırcasına eğitim fakülteleri açmasıdır. Belki de Asıl eleştirilmesi gereken bu plansızlıktır.

Ancak 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında ortaya çıktı ki; devletin belli kadrolarına FETÖ terör örgüt sinsi bir şekilde yerleşmiş. Devleti yöneten yetkililerden emir alıp onların emirleri doğrultusunda hizmette bulunmaları gereken kimseler, emirleri Amerika'da ülke aleyhine oluşturulmuş bir yapıdan alıyorlar ve onların arzuları istikamette görev yapıyorlar. Daha da ilginci KPSS sınavlarında ve diğer stratejik öneme sahip kurumların yaptıkları sınavlarda, soruları çalarak veya organize şekilde kopya çekerek örgüte mensup kişilerin belli görevlere atanmalarını sağlıyorlar. Adeta devlet içinde Amerika'ya hizmet eden bir ihanet devleti kurulmuş. Böyle bir yapıya karşı mücadele ederken sadece sınav sonuçları ile yapılacak atamalarda böyle bir ihanet şebekesi ile başa çıkılamayacağı anlaşıldı. Sınav ile beraber mülakat sistemi de devreye sokuldu.

Bir de sadece sınav sistemine dayalı yapılacak atamalarda adalet sağlanabiliyordu ama liyakat için aynı şeyi söylemek zordu. Örneğin hiçbir liderlik yeteneği olmayan, insan yönetimi konusunda bilgisi, tecrübesi olmayan bir kişi 300, 500 kişinin başına, sınavda yüksek puan aldığı için yönetici olarak atanabiliyordu. Liderlik yeteneği olmadığı için de kurumda işler istenildiği gibi gitmiyor, başarı yerine başarısızlık oluyordu. Sınavlarla atanacak kimselerin bilgileri ölçülebiliyor olsa da liderlik yetenekleri, dürüstlükleri, güvenilirlikleri, ahlâki durumları vatan millet sevgisi ölçülemiyordu. Hoş gerçi bunları ölçebilecek herhangi bir yöntem de bulunabilmiş değildi. Devletin birçok kurumunda görev yapmak için bu özellikler önemliydi. Örneğin imamlık müftülük öğretmenlik gibi görevlere sadece sınav sonuçlarına bakarak yapılan atamalar tam olarak liyakati sağlayabilir mi?

Yukarıda sayılan hususlar da göz önüne alındığında sınav + mülakat sistemi daha ideal bir çözüm olarak görülebilir. Bu noktada en büyük sıkıntı, mülakat esnasında kayırma, torpil ve partizanlık gibi bazı durumların devreye girme ihtimalidir. Sistemin en çok eleştirilen ve rahatsız edici bulunan toplumda adalet duygusunu rencide eden kısmı da burasıdır.

Aslında bu bizim toplum olarak belki de en önemli ahlaki zafiyetlerimizden birisidir. Çünkü siyasiler seçim zamanı oy istedikleri zaman, toplumumuzun büyük bir çoğunluğu siyasetçiden kendisine veya bir yakınına torpil yapılmasını isteyerek şartlı destek verir. Bu hususun bir başkasının hakkını yemek olduğunu, işin ucunun kul hakkına girdiğini düşünmez bile. Siyasetçi de bir partilisine ya da yakınına torpil yaparken bunun bir vebali olduğunu aklının ucundan bile geçirmez. Hal böyle olunca bu işin ucu kendi aleyhine dokunursa feryat eder, adalet diye bağırır, kendi lehine olursa da normal bir şeymiş gibi görür. Siyasiler de muhalefette ise eleştirir, adalet nerede diye bağır, yönetime gelince de aynı şeyi kendileri yapar.

Atamalarda haksızlıkların ortadan kalkması, kayırma ve torpilin bitirilmesi, herkesin layık olduğu mevkilere, makamlara, görevlere gelmesi ile ilgili şikayetlerin sıfıra inmesi mümkün değildir. Ancak mülakat komisyonlarının baskı ve tehditlerden etkilenmeyecek kadar dirayetli, cesur  ehil kişilerden seçilmesi, komisyonun değerlendirmelerini yaparken göz önüne alacakları kriterlerin, açık ve net şekilde belirlenmesi, keyfiliğe ve subjektif değerlendirmelere açık kapı bırakılmaması, bir de mülakatların kameralarla kaydedilerek (günümüzde birçok kurumda uygulanmaktadır) yapılması, şikayetleri en aza indirecektir. Bir de kendilerinden torpil isteyen vatandaşlara siyasilerin pirim vermemeleri ve bu tür haksız istekleri reddetmeleri, toplumda siyasilere olan güveni artıracaktır. Toplumda rencide olan adalet duygusunu tamir edip güçlendirecektir.

Haksızlığın, torpilin, olmadığı, herkesin liyakati sayesinde layık olduğu makamlara mevkilere geldiği bir Türkiye dileğiyle sözü Nasrettin hoca'ya bırakalım.

 (şiirce)

EŞEĞİN MERTEBESİ

Nasrettin Hoca Merhum

İstemez, eşeği kalsın mahrum.

Alsın diye temiz hava,

Güç bela çıkarır eşeği dama.

Zavallı eşeği sevindirir bu durum.

Hoca, biraz geçince zaman.

İndirmek ister eşeği damdan.

İter, çeker, asılır, yularından.

Herkesçe malum, eşektir adı.

Tutmuştur o meşhur inadı.

Biçare Hoca, eşeği damda bırakır.

Zıplar tepinir eşek keyfince.

Hoplar, oynar, takır, tıkır..

Sonunda dayanamaz, dam yıkılır.

Zavallı eşek altında kalır.

Sağ çıkmaz yıkıntıdan, canından olur.

Hoca gelir başına, hem kızar, hem üzülür.

Ağzından şu ibretlik sözler dökülür:

"Yükseltirsen eşeğin mertebesin yukarı.

Hem kendine, hem yerine  dokunur zararı."

Nasrettin Hoca

 (Anonim)

Manzum hale getiren: Kerim TOSLAK

 

Yorum Yazın