Serdar USMAN
Serdar USMAN

Kemal Sunal, niçin hep sevgiyle anılır?

11 Aralık 2020
3 dk Okuma
1 yıl önce
Kemal Sunal, niçin hep sevgiyle anılır?

Siyasi konular insanımızı iyiden iyiye germeye başladı uzunca süredir…

Biraz farklı bir konudan yazalım mı bugün? 

Fazla Türk filmi izleyen biri değilim. Ama Kemal Sunal filmlerine rastgeldim mi daha önce defalarca izlemiş olsam da bakarım. Çünkü bu adamda insanın ruhuna dokunan bazı gerçeklikler var. Samimiyet var. İçtenlik var. Duygusallık var. Riyadan uzak duruş var.   

Samimiyet, insanın içinden gelmeli. Gösteriş amaçlı olmamalı. O zaman diğerlerinin ruhuna hitap edebilme şansını yakalamış oluruz. Eğer yaptıklarınız içinizden gelmiyor, birilerine şirin görünmek ve alkışlanmak amacıyla yapıyorsanız o yaptığınız çalışma oracıkta kalır. Kimsenin iç alemine hitap edememiş olursunuz. Günümüz insanının en büyük ve hatta güncel sorunu bu. Hep kendi çıkar ve maslahatı için gayret gösteren ama samimiyet olmayan tüm çabaların temelinin çürük olmasından olsa gerek insanlar etkilenmiyor. Gönüller kavuşmuyor, huzurlu insanlar teşekkül etmiyor. Her adımından çıkar umulan çabaların hepsini elimin tersiyle itiyorum. Bu kişiye özeldir. İçinde samimiyet varsa ve hiçbir çıkar yoksa o zaman o iş başarıya ulaşır. Diğerlerinin ruhuna yaptıklarınız nakış nakış işlenmiş olur.

Bugünkü konum yazımın girişinde ifade etmiş olduğum değerli isim: Kemal Sunal…

Kemal Sunal’ı önce Emel Sayın hanımefendi’den dinleyelim. Dinleyelim de gerçek dostluk ve samimiyet nasıl oluyormuş anlayalım.

“O zamanlar tığ gibi delikanlı, cepte para çok. Oyuncu bir de, Mavi Boncuk filmini cekiyoruz. Bir gün setten çıktık eve gidiyoruz. Ben Laleli'de oturuyorum. Kemal, benden önce çıktı. Herkes yevmiyesini almış, taksiyle giden gitti, kendi arabasıyla giden gitti. Ben baktım ki Kemal yürüyerek gidiyor; üç kilometre var gideceği yere. Her gün yürüyerek gidip geliyor. Merak ettim, nereye gidiyor bu adam böyle diye.

Uzun süre yürüdü,sonra bir bankta bir adam yatıyordu. Kaldırdı adamı, bir şeyler konuştular, sonra cebinden para çıkarıp verdi. Şaşırmıştım. Sonra biraz daha ilerde bir lokantaya girdi, bir şey yemeden çıktı, oraya da para verdiğini görmüştüm...

Bıraktım takibi, banktaki adama yaklaştım: 'Tanıyor musunuz o az önce size para veren adamı?' dedim.

'Adını bilmem, sormam da, her gün para verir bana.' dedi.

Az ilerdeki lokantaya gittim: 'Az önce gelen beyin borcu mu var size?' dedim. Tanımadılar beni: 'Kemal abi'nin mi, yok hayır bize her gün evsizler uğrar, yemek yediririz, o da sağolsun, onların yemek masrafını öder.' dedi.

Ertesi gün Kemal'in yanına gittim.

'Sen ne güzel bir adamsın ya..' dedim, ne olduğunu anlayamadı, sarıldım ağladım..

'Ölme sen benden önce..' dedim, dinlemedi...

Kemal Sunal mekanın cennet olsun, ne güzel yüreğin varmış…”

İşte, her kim olursanız olun bu mantıkla geçici dünya hayatınızı bezerseniz gerçekten mutluluğa açılan kapıyı aralamış olursunuz. Birileri beğenecek, hoşlanacak, övgü yağdıracak diye yapılan tüm çalışmaların içi ve dibi boştur, anlamsızdır. Gereksizdir. Belki birileri istifade edecektir ama yapana katkı sağlamayacaktır.

Kemal Sunal, bu güzelliği yakalayabilmiş nadir kişiliklerden biriydi. Bu yüzden başrol oynadığı filmler defalarca izlense de bıkkınlık yaratmıyor. İnsanı sıkmıyor. İzleyenlerin ruhunda hoş esintilere sebep olabiliyor.

Göstere göstere iyilik yapan, yaptığı iyiliği başa kakan, karşısında ki kişiye tepeden bakan tiplemelerin insan ruhuna işleyen teessür rüzgarında zerre miktarı nasibi olamaz.

İnsan’a güzellik veren etkenler çok farklı dalgalardan etkilenildiği için fos çıkabiliyor. İnsanoğlu övgü denen tehdidin etkisine kapıldığı anda aslında geri düşmeye başlıyor. İç huzuru yaşayamıyor. Mutluluk hissedemiyor.

Hayatınız, sizden her zaman iki adım önde gider. Bunu unutmamalısınız. Yaptığınız her hareket, attığınız her adım eninde sonunda gerçekle buluşmanız için bir vesiledir. Sizi yanıltan tercihlerinizdir. İçinizde sizi her daim gıdıklayan, sizi kendi çıkarınız doğrultusunda avlamaya çalışan aslında görünmeyen düşman diyebileceğimiz bir yapı var. O tehditten ne kadar uzak kalırsanız işte o zaman kendinizi gerçek benliğinizle ifade etme şansı yakalayabilirsiniz.

Tok olsanız bile aklınızda aç yaşayan, evsiz insanlar vardır. Zihninizi rahatsız eden bu durumdan kurtulmanın ana yolu unutmak değil, zorda olan o insanların yardımına, hizmetine koşmaktır. Ama baştan beridir ifade ettiğim gibi bunda ki ölçü kalbinizin sesidir. Diğer insanların sesi değildir. İnsanlardan size gelecek övgü, alkış ya da sizi pohpohlayacak hiçbir adıma tevessül etmeyin. Ciddiye bile almayın. Kendi gerçeğinizi yakalayın. Farklı insan olabilmenin yoluna bakın. Sanatçımız Kemal Sunal ölümünün üzerinden bunca zaman geçtiği halde niçin hala yüreklerde ki sevgi dolu, şefkat yüklü alakalardan nasibini alabiliyor?

Buna odaklandığınız müddetçe sizi kimse yolunuzdan çeviremez. Diğer insanların bakış açısı, övgüsü, gülücükleri geçici ama gerçek iyiliğinizin adımları her zaman kalıcıdır.

Yorum Yazın