Veyis ERSÖZ

Kalbin ve aklın sesine kulak vermek

18 Mayıs 2015
3 dk Okuma
7 yıl önce
Kalbin ve aklın sesine kulak vermek

Hem insan hem de müslüman olarak yapacağımız veya yapmakla sorumlu olduğumuz çok yönlü maddi, yahut manevi işler vardır. Türlü vesilelerle gerçekleştirilen işlerin, fiillerin ve eylemlerin bazıları faydalı, bazıları ise zararlı, hatta tehlikeli olabilir.
Bir iş, bir icraat yapılmadan ve gerçekleştirilmeden önce akıl terazisinde tartılmalı, kalbe danışılmalı, islami yola müracaat edilmeli, ancak o nevi çalışmalardan olumlu bir sonuç ve okey alınırsa o konu gerçekleştirilmelidir.
Kalp ile akıl aynı noktada birleşince duyulan iyi ve olumlu bir ses duyulunca bilinmelidir ki o iş ya dünya, yada ahiret hayatı için faydalı ve yararlı demektir. Kalpten, gönülden ve akıldan gelen ses iştişare ve istihareyle birleşince verimli ve olumlu sonuçlar elde edilir.
Dünya hayatında olumlu izler bırakıldığı, hayırlı sonuçlar alındığı gibi, faydasız, hatta dünya ve ahiret hayatı için zararlı sonuçlar bile alınmış, elde edilmiş olabilir.
Hem geçici olan, hemde ebedi olan hayat ya kazanılır,yada kaybedilir. Kalbinin sesine kulak vermeyenler, aklın iradesini saf dışı bırakanlar, ilahi emirleri ve nehiyleri yok mesabesinde sayanlar türlü olumsuzluklardan ve zararlardan kendilerini bir türlü kurtarmış, sahili selamete çıkmış olamazlar.
Kalp ve akıl şer işlere öncülük edince, şeytan ile nefsi emmarede devreye girince artık işler yokuşa sarar.
Melek; nasıl hakkı, hakikatı, doğruyu, iyiyi ve güzeli kalbe ve akla ilga ederse şeytan ile nefiste kötülükleri, dünya ve ahiret için zararlı olanları, yani şer, batıl ve haram olan işleri ve fiilleri durup dinlenmeden tavsiye eder.
Akla gelen, kalbe tesir eden her güzel ve her islami işin melekten geldiğini bilmeli, zararlı ve islam dışı işlerin ise şeytandan ve nefisten geldiğine inanmalıdır. Akıllı insan; kamil imana sahip insan şeytani vesveselerden uzak, melekuti tavsiyelere ise çok yakın bir yaşantı içinde olmalıdır.
Kalp ve akıl bazı hallerde, bazı ortamlarda yanılabilir, hatalı karar verebilir. Öylesi durumlarda içten gelen hayırlı bir sese, yani melekten gelen ikaz ve uyarıya kulak vermelidir. Böyle bir konuyu daha da pekiştirmek için ilim ehline danışmayı, istişare ve istihare kültürüne müracaat etmeli o karar uygulama safhasına intikal ettirilmelidir. İşte öyle hallerde, öyle durumlarda aklı ve şeytani görüşleri safdışı bırakmalıdır.
İnsan aklı, insan zekası bazı önemli konularda, özelliklede islami meselelerde yanılgıya düşebilir, haramları helal, batılları hak olarak telakki edebilir. O bakımdan akıl, kalp ve melek üçlüsünün manevi sesine kulak vererek doğruya yönelmeye azmen cezmen gayret etmeli, çaba göstermelidir.
Kendilerini herkesten akıllı zanneden bazı insanlar ilahi emirlerin hilafına yaptıkları her yanlışı savunmayı çirkin bir alışkanlık haline getirirler. Akıl her konuyu, her sorunu tamıtamına ve dosdoğru çözemez. “Din akıl dini diyerek şu zamanda içki ve faiz haram mı olur.” diyenler akıllarının çıkmaz esareti içinde bocalayıp durmaktan bir türlü kurtulmuş olamazlar!
Tek başına akıl neyi tavsiye, kulağa ve gönüle neyi yerleştirmek istiyorsa önce kalbe ve meleğe, yahutta melek tabiatlı seçkin kimselere sormalı, oralardan alacağı kararları ancak ondan sonra yürürlüğe koymaya çalışılmalıdır.
İnançlı insanın, imanlı kimselerin her şeyden önce islami kurarlara başvurması, dini meseleleri baştacı haline getirmesi öncelik arzetmelidir. Bunların dışında kalan akıl ve kalp hata yapabilir., yanlış yola ve günah bataklığına düşebilir. Öyle ise her meseleyi, her işi ve her konuyu daha ilk baştan itibaren sağlam tutmalı, ona göre hareket ve icraat tarzı belirlenmelidir.
 

Yorum Yazın